Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

4-7 Yaş ÇocukLarının Psiko-sosyal Uyumuyla Ilgili Olarak Uyulması Gereken Bazı Esa sla r Çocuktan kırabileceği şeyleri saklamanız yeterli değil*dir. O yine de çevrede kıracak birşeyler

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    4-7 Yaş ÇocukLarının Psiko-sosyal Uyumuyla Ilgili Olarak Uyulması Gereken Bazı Esaslar

    Sponsorlu Bağlantılar




    4-7 Yaş ÇocukLarının Psiko-sosyal Uyumuyla Ilgili Olarak Uyulması Gereken Bazı Esaslar


    Çocuktan kırabileceği şeyleri saklamanız yeterli değil*dir. O yine de çevrede kıracak birşeyler bulacaktır. Bu ne*denle çocuk yetiştirilen evde müze gibi türlü bibloların vd bulunması bu yöntem tedbirle karşılanmalıdır. Tabii bunun zamanımızda bir hâl şekli çocuğun ayrı odasının olmasıdır, fakat bunun da sorunu tamamen çözmediği bilinmelidir. Çünkü çocuk orada cezaevi hücresi gibi daima kalacak de*ğildir. Ev içerisinde bulunduğu zamanları da olacaktır. Çocu*ğun bir şeyler kırmasının önüne geçmenin en güzel yolu ona yavaş yavaş yaşıyla ilgili olarak mesuliyetler verilmesidir. Sözgelimi masanın örtüsünü örtme görevi ona verilirse, kırı*lacak eşyaları koruma işinden sorumlu tutulursa, bir iş ola*rak bu ona söylenirse çocuğun anne-babadan ve diğer ev bireylerinden daha fazla bir şeyler kırmadığı gözlenebilir. Gö*rev vermek esastır. Bu büyük insanlar için de böyledir. Sınıf*ta en gürültücü çocuk gürültüyle mücadele koluna seçilirse güzel bir çare bulunmuş olur.

    Okuma yazma öğretmek için bu dönemde acele et*memek lazımdır. Bu iş için 5.5 yaşından sonrasını asgari beklemek lazımdır. Saate bakmasını 7 yaşından sonra öğre*tiniz. Aksi olursa zamanınızı kaybedersiniz, zira çocuğun ge*lişimi itibariyle onun da zamanı gelecektir. Görüldüğü gibi aileye büyük görevler düşmektedir. Tabiat kanunlarına ters düşen tutum ve davranış çocukların psiko-sosyal gelişimleri*ni hem engeller ve hem de aile ve çocuk mutluluğunu olumsuz olarak etkiler. Bu nedenle bütün dinlerde de okumak, ilim tahsil etmek, en büyük görevlerden sayılmıştır. Demek ki bu yönden de düşünülürse, birey ancak okuyarak, bilime açık bir kimse olursa hayatta başarı yolu kendisine açılacaktır. Tüm dinlerde ilim ve okumanın önemi de buradan gelmek*tedir. Karanlıklar ancak bilgiyle aydınlanacaktır. Sorunlara çözümler böyle bulunacaktır.

    Onu o yaşta her şeye merak duymaya zihnini yorar*sanız bu olumsuz etkilerini ortaya koyacaktır. Artık herhangi bir şeye öğrenmek veya yapmak için gayret göstermekten tiksinebilir ki bu tehlikelidir. Bütün bunları yapıp sonradan hiçbir şey olmamış gibi çocuğu suçlayan aileler pek çoktur. İşte bu sebeplerledir ki, batı ülkelerinde sadece çocuk psiki*yatrisi klinikleri değil aile psikiyatrisi klinikleri de vardır. Ço*ğu zaman da birliktedirler aile ve çocuk psikiyatrisi klinikleri olarak. Batı ülkelerinde 'Aile Refah Bakanlığı' da görmek*teyiz. Aile toplumun en esaslı bir yapı taşıdır. Ayrı bakanlık altında toplanarak ailenin mediko, psiko-sosyal sorunları refahları garanti altına alınmak istenmektedir. Çocuğa en büyük iyilik, onun ailesinin ve sosyal çevresinin kendini an*layabilmesini temin etmek olmalıdır. Onun bilgili bir şekilde yönlendirilebilmesi yetiştirilebilmesidir. Bunun için de para*nın, hatta çocuğa ayrılacak zamanında o kadar önemli etkisi yoktur. Yeter ki, tutulan yol doğru olsun ve çocuğun psiko-sosyal özelliklerine ters düşmesin.

    Olur olmaz ve sudan bahanelerle çocuğa engel olup durmaktan kaçınılmalıdır. Örneğin biz evimizde oturup ga*zete okurken veya çalışırken veya televizyon seyrederken bi*risi "kalk bana su getir" veya "gürültü yapma" dese bun*dan memnun olmayız. Türlü bahanelerle çocuğun gayretini engellememek lazımdır. Çocuk da bizim gibi kendi hayatını yaşayabilmelidir. Onun da kendisine göre türlü sorunları, dertleri işleri vardır. Eğer çocuk kendini meşgul ediyor ve sıkılmıyorsa demek ki yaptığı şey, kendine göre iyidir, buna saygı göstermek gerekir. Tabii bu toleransımıza rağmen doğru olmayanı yapmak tarzındaysa -sözgelimi bir elektrik cihazını oynaması vd- o takdirde "otorite" prensibimiz dev*reye girmeli ve gereken yapılmalıdır. Çocuk zararsız şeylerle kendi kendini meşgul ediyor ve de bundan sıkılmıyorsa de*mek istediğimiz odur, buna mani olunmamalıdır. Bu ister beceriksiz parmaklarıyla parçaladığı bir ağaç yaprağı, ister sert bir kayaya sürttüğü taş olsun, yol boyunca pencereden izlediği arabalar olsun, bunları yapmakta serbest bırakalım. Çocuk böylece bizim bilmediğimiz ve hiçbir zaman da öğrenemeyeceğimiz şeyler öğrenir. O böylece evreni kendi için*de inşa etmektedir. Çocuğun tabiatla başbaşa olabilmesi onun psiko-sosyal sağlığıyla ilgili gelişiminde çok yararlı olur. Tabiat bağ, bahçe, orman, park, açık hava onun için ndeta bir ilaçtır. Sinirlerinin gelişebilmesi ve doğayı tanıya*bilmesi, buhran dönemlerini daha huzurlu geçirebilmesi için çocuğun tabiatla haşir neşir olması pek güzel imkândır. Ne yazık ki, büyük şehir yaşantısında bu tür imkânlar çocuklara kolay sağlanamamaktadır. Apartman çocuğu modeli ortaya çıkmaktadır ki, bu sosyal şartlar itibariyle çocuk daha çok büyüklerden alacaklı durumda olmaktadır. Çocuklara gerekli psiko-sosyal şartlar verilemedikçe, onların da türlü büyüme sancıları karşısında anlayışlı olmamız gerekmektedir. Tıpkı bulanık bir suda yeterli oksijenin bulunmadığı ortamda de*niz nebatlarının, örneğin balığın yaşamasının güç olması gi*bi. Stress çağımızın, çocuğun normal huzurlu psiko-sosyal gelişim sağlamasında olumsuz olduğu bilinmeli bütün suç çocuklarda aranmaya çalışılmamalıdır.

    Sosyal baskılar çocuğu ne kadar az rahatsız ederse onun gelişimi o kadar iyi olur. Çocuk sosyal gelişmesini yani cemiyetin bir ferdi olarak orada yerini başarılı bir şekilde olabilmesini, iyi beşerî münasebetler kurabilmeyi başkalarıy*la münasebette bulunmak suretiyle öğrenir. Anaokulları bu nedenle onun gelişiminde yeri olan bir müessesedir. Tabii hu müessesenin modern olmasa bile çocuğun gelişiminde fena olabilecek tecrübeleri ona vermemesi şartıyla. Çocuk*lar arası karşılıklı sosyal temaslar, monologlar faydalıdır.

    İkinci çocukluk çağında bireye (4-7 yaş) emirleri ve ya*sakları mantıkî bir biçim uzunca açıklamak yersizdir. Aşırıya kaçmamak şartıyla aile sevgisini kaybetmemek için yapma*ması aşılanabilir. Çocuğa verilen ceza uzun zaman devam etmemelidir, ceza eğitici olmalı kin ve garaz bağlatmamalı, doktor hastaya ilaç verirken nasıl dikkatli davranırsa, ebe*veyn veya çocukla ilgili bireylerde ona çeşitli yöneltiyi, ceza*yı öyle dikkatli vermelidir.

    Çocukta bu dönemde adalet duyusu 5-6 yaşlarında şiddetlenir. Haksızlıklara tahammülü yoktur. İyi yöneltilmezse adalet duyusu fena gelişir. Görülmektedir ki, tabiat yavaş yavaş ve bir sıra plân dahilinde insanı özenle inşa etmekte*dir. Bu evrelere saygı göstermek ve en azından onları kös*tekleyici olmamak lazımdır. Bu da yaşına göre çocuğu psiko-sosyal açılardan tanımakla mümkündür.

    4-7 yaşlan arasında çocuktan nezaket kurallarına uyum istenmemelidir. Bunu çocuk daha sonraki gelişimlerinde öğrene*cektir. Nezaket sosyal bir gelişme sonunda yerine oturacak*tır. Nezaket, kibarlık, centilmenlik sosyal gelişmenin üst ba*samaklarında yer almaktadır. Sosyal bir cila olarak da neza*keti tanımlayanlar vardır (Guy, J). Belli bir sosyalleşmeden sonra kendisini gösterir. Oysa kimi aileler çocuğunun he*mencecik görgü kaidelerini bilivermesini arzu ederler. İşte burada da 5 altın kuralımızdan, 4 ncü prensip devreye gire*cektir. Sabır. Çocukta suçluluk duygusu niyete göre değil, harekete göredir. Reçel kavanozunu aşırmadıysa, aşıracaktı diye cezalandırırsak buna o akıl erdiremeyecektir. O odada oyna*masına müsaade edilmişse, günün birinde o odada bir has*tanın yatması, örneğin annesinin hasta olması ve çocuğun oynamasına müsaade edilen odaya yatırılması, onun oyun*larına engel olamaz diye düşünür. O gene orada oyununa devam eder. Çünkü o oda ona oynaması için verilmiştir.

    Bu yaş çocuğu (4-7 yaş) cezasının geciktirilmesini iyi karşılamaz. Yaptığı suçun cezasını hemen bekler, ceza ge*ciktirilirse, suçunun affedildiğine inanır veya o suçunu affe*dilmiş sayarak unutur. Onun için eğer ceza verilecekse, ce*zayı gerektiren bir olay varsa, ceza geciktirilmemelidir. Ço*cuk ancak 8-9 yaşlarında cezasının geciktirilmesini -eğer öy*leyse- kavrayabilir. Bu yaşta ona göre suç olursa, cezası da vardır. Ceza yoksa, suç da yoktur tarzında düşünmeye yat*kındır. Hele birisinde cezalandırıp aynı suçtan kimi kez de cezalandırmamak, üstelik de o suç nedeniyle ödünlendirmek, çocuğu alt üst eder. Aynı suç karşısında birinde ceza görmediğini, ikincisinde cezalandırıldığını, üçüncüsünde de ödünlendirildiğini düşünen çocuk herhalde şaşkına dönecek*tir. Çocuk kendisinin cezalandırılmadığını zaaf veya zayıflık sayar. Çocuğu cezalandırdıktan sonra affetmek lazımdır. Böylece tekrar sosyal ilişkiler rayına girmelidir.


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Evde Uyulması Gereken Bir Kural Belirleyiniz Bu Kurala Neden Uyulması Gerekir
  3. Evde uyulması gereken kurallar ile ilgili hikaye
  4. Sağlık ile ilgili uyulması gereken kurallar
  5. trafikte uyulması gereken kurallar ile ilgili şiir
  6. Avcılıkla ilgili uyulması gereken kurallar
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri