Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genc… Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genc… Böyleyseniz işiniz çok zor… Sahip olduğunuz iman

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genc…

    Sponsorlu Bağlantılar




    Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genc…

    Âhir zamanda genç olmak… özellikle de Müslüman bir genc…
    Böyleyseniz işiniz çok zor…


    Sahip olduğunuz imanı muhafaza etmek ise zorların zoru.
    Peygamberlerin Efendisi de bu zorluğa yüzyıllar öncesinden işaret ederek
    "Âhirzaman da imanı muhafaza etmek kor ateşi elde tutmak kadar zor olacak
    diyor" ve devam ediyor, "Kişi sabah evden imanlı çıkacak, akşam eve imansızgelecek, akşam imanlıyatacak sabah imansız kalkacak".
    Biraz geniş bir açıdan bakıldığında Peygamber Efendimizin üzerinde durduğuâhirzaman bundan önceki zamanlarla bir çok benzerlikler gösteriyor.

    Bir ikilem arasında kalan ve buhranlar geçiren âhirzaman Müsluman gençliği,
    ateşin içine atılan Hz. İbrahim'i, Firavun'un sarayında yetişen Hz. Musa'yı,
    Züleyha'nın karşısındaki
    güzeller güzeli Hz. Yusuf'u,
    balığın karnındaki Hz. Yunus'u,
    yaralar icindeki Hz. Eyyûb'u
    ya da sapıklar içerisindeki Hz. Lût'u andırıyor...

    Bu zaman Islamiyet'in çıktığı zamanla da benzerlikler gösteriyor.
    O zaman da
    Islam'ı tercih edenler maddi işkenceler altında ezilirken,
    şu zamanin Müslüman gençliği de belki maddi
    iskencelerden daha ağır olan
    manevi işkenceler altında huzursuz bir hayat yaşıyor...

    Âhirzamanı âhirzaman yapan ise, bu yukarıda zikredilen durumlardan yalnız
    birinin değil hepsinin bu
    zamanda toplanmış olması.

    Yani ateş (manevi), firavun, züleyha (yarı çıplak
    kadınlar), yara (manevi), işkence
    (manevi), balık (nefis) ve sapık yedigeni içerisinde
    hapsedilmiş bir Müslüman gençlik....

    Peki böyle dehşetli bir
    zamanda Müslüman gençlik neler hissediyor?

    Ne mi hissediyor?
    Bir ikilem ve
    onun yol açtığı bir buhran.
    Bir
    tarafta Allah-u Teâlâ'nın emirleri, diğer tarafta zamanın câzibedar
    fitnesinin gençleri kendi yörüngesine alma
    cabası,
    ve ikisi arasında bocalayan âhirzaman Müslüman gençliği...

    Elbette biliyor ki, Yaratan'ın emri her şeyin üstünde.
    Doğruyu biliyor,
    ihlasın kırılmaması gerektiğini de
    biliyor, ihlassızlığın zararlarını da. Ama bu bilmekle iş bitmiyor.
    Biliyor,bilmesine ama bu câzibedar ve şiddetle
    hücum eden günahlar karşısında mağlup oluyor.
    Istemeyerek de olsa şeytanın tuzaklarından birine yem oluyor
    ve giriyor günaha...

    Ardından gelen büyük bir pişmanlık… Edilen tövbeler…
    Yapılan yeminler… Kılınan namazlar… ve sonrasında yine bir tuzak ve
    yine bir mağlubiyet.
    Ve kişinin
    kendisine atfettigi bir vasıf "günahkar".

    "Ben bir günahkarım, günahlardan kendimi alıkoyamıyorum" diye
    içten içe mırıldanmalar. Ve
    kendine atfedilen bu vasfın arkasından gelen yeis.
    Müslüman gencimizin
    kendine atfettigi tek masum vasıf bu mu?

    Tabii ki hayır!

    Ikilem içinde kalan ve tövbe ettiği günahların kapısına tekrar tekrar
    yanaşan bu gençlik, çevresine
    bakıyor… Her taraf mübarek dolu. Evde kaldığı, okulda görüştüğü arkadaş
    çevresi çoğunlukla mübareklerden
    müteşekkil. Ama kendisi de o mübarekler içinde bir 'namübarek'. Bu
    "namübarek" lik de ona büyük bir darbe
    vuruyor ve günahkarlık vasfının yanına bir de bu vasıf ekleniyor.
    Gel gelelim bu Müslüman gencimiz, insanların kendi 'namübarek' liğini
    bilmesini istemiyor. Istemediği için de bu vasfı
    gizleme yolunu tercih ediyor...

    Ve üzerine mübarek' marka bir elbise giyerek insanlar arasında hayatıni devam
    ettiriyor. Görünüşte giyilen bu mübarek
    marka elbise gencimizi biraz rahatlatmasına rağmen gerçekte onu üçüncü bir
    uçuruma daha sürüklüyor.

    Nasıl mı?

    "Ben" diyor, "iki yüzlüyüm, mübareklerin arasında bir mübarekken onlar
    olmadığında ise bir 'namübarek' im.

    'Günahkâr' lık ve 'namübarek' lik vasıfları masum gencimizi boğmaya
    yetmiyormuş gibi yanına bir yenisi daha ekleniyor.

    O da 'riyakarlık'. Ve bu üç enkaz altında boğulmaya başladı
    âhirzaman gençliği.

    Bu üç darbe yetmiyormuş gibi dördüncü darbe de beklenmedik bir yerden
    geliyor.
    Âhirzaman gençliğinin çoğu sahip olduğu bu üç yüz kızartıcı vasfın
    başkaları tarafından bilinmesini istemediğinden onları gizleme yoluna
    gidiyor.

    Arkadaşlarının arasına çıkarken 'ihlas' ve 'mübarek' marka
    elbiselerini giyiyor.
    Dışarıya karsı daima mübarek görünümü çiziyor...

    Halbuki Bediüzzaman hazretlerinin tabiriyle içi dışına bir çevrilse her şey ayan
    beyan ortaya çıkacak...

    Bir çok kişi kendi gerçek görünümünü sakladığı ve vücudunun her tarafını
    kaplamış olan yaraları, üzerine giydikleri
    elbiselerle örtmeye çalıştıklarından, onu gören karşıdaki kendini
    'namübarek' hissediyor...

    Halbuki o kendini "namübarek" hisseden de yaralarının üzerine giydiği
    mübarek marka elbiselerle ortalıkta. Kısacası bu
    üç vasfa sahip olduğunu bir çoğu düşünüyor ama düşünenler de bunu dışarı
    vurmaktan kaçındıklarından herkes sadece bu gibi buhranları kendisinin
    yaşadığını ve bu üç vasfa sadece kendisinin sahip olduğunu zannediyor.

    Iste
    Müslüman gençliği sarsan dördüncü deprem. 'Günahkar' lıkta, 'namübarek'
    likte ve 'riyakar' lıkta yalnızlık.

    Beşinci depreme geçmeden önce biraz psikolojiden bahsetmek gerekiyor...

    Psikolojide şu vardır;

    eğer insanda bilişsel huzursuzluk diye bir durum
    varsa insan bu huzursuzluğu gidermeden huzurlu bir hayat süremez.

    Bunu bir
    örnekle açalım.

    Mesela sigara içen bir adam, sigaranın zararlarını anlatan bir yazı
    okuduğunda, sigaranın kansere yol açtığını ve her içilen sigaranın ömrü 5
    dakika kısalttığını öğrenince bir bilişsel huzursuzluk yaşıyor.
    Yani bir
    tarafta kendi yaptığı, diğer tarafta okuduğu haber. Kendisi ise ikisi
    ortasında kalmiş biçare bir nefer.

    Bu huzursuzlukla 'huzura doğru' yürümek
    ise başlı başına bir zafer.

    Bu insanın yapacağı ilk iş bu huzursuzluğu gidermek.
    Bu da iki türlü oluyor;
    ya sigarayı bırakacak ki, gayet zor ama bu ikilemden ve bilişsel
    huzursuzluktan kurtulmanın da en selametli çaresi,

    ya da yaptığı işi
    rasyonalize (mantıksallaştıracak) edecek. Nasıl mı?

    Ilk önce kendisi gibi
    sigara içen büyük zâtları arayacak
    "Bak Cumhurbaşkanımız, Başbakanımızda da
    içiyor; sanatçıların çoğunun ağzından sigara hiç düşmüyor" diyecek.

    Sonra
    "Hem Ahmet 60 senedir içiyor ama sapasağlam, hem sigara içerek daha az
    yaşayacağım ama yaşamım daha keyifli olacak" gibi yaklaşımlarla kendini
    rahatlatma yoluna gidiyor. Diğer bir çare olarak da okuduğu haberi
    yalanlamak yoluna gidiyor ve o habere münafi bir başka habere cankurtaran
    simidine yapışır gibi sarılıyor.

    Kısacası çaldığı minareye bir kılıf
    uydurarak bir nevi huzur buluyor… Ama sahte bir huzur…

    Aynen böyle de, islediği günahların büyük azaplara yol actığını ve bunun da
    cehennemi intac ettiğini,
    kimsenin görmediği günahları meleklerin ve Allah-u Teâlâ'nın gördüğünü bilen
    âhirzaman Müslüman genci,
    giriyor bir bilişsel huzursuzluğa… Günah işlemekten kendini bir türlü
    muhafaza edemiyor. Günahlardan da
    yakasını kurtaramadığı için bilişsel huzursuzluk devam ediyor.

    En iyisi yapılan bu işi rasyonalize edeyim, yani yaptığım işe bir kılıf
    bulayım diyor. Tam başlayacakken
    birden düşünüyor "Şimdi işlediğim günahı haklı mı çıkarayım" deyip küfrün
    kapısına yanaşmaktan
    korkuyor. Böylece rasyonalize yolu da kapanmış oluyor. Belki de en derin
    depremi bu anda yaşıyor. Iki arada
    bir derede, asağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık misali.

    Iste yaptıkları günahları ne rasyonalize edebilen ne de onlardan
    kurtulabilen âhirzaman genci bilişsel
    huzursuzluk içinde hayata devam etmek zorunda kalıyor.

    Böylece daima:
    psikolojik olarak sorunlar yaşıyor, gün
    geçtikçe daha da asabileşip daha da alıngan hale geliyor.
    Kendisine daima
    hakaret ediyor ve karamsarlaşarak hayatını zehir ediyor...


    Bir kısmı bu beş sarsıntı altında hayatlarına aksak devam ederken,
    imanı
    zayıf olanları çok daha büyük sarsıntılar bekliyor.
    Imanı zayıf olan bir kısım Müslüman genci içinde
    bulundukları durum o kadar sıkıyor, o
    kadar sıkıyor ki, boğulmamak için, kendisi gibi birkaç kişi aramaya
    başlıyor...

    Ama aynı grup içinde bulunduğu
    arkadaslarına bakıyor.Onların hepsi mübarek, kendisine benzeyen kimse yok.
    O kapı da kapandı.

    Mevlânâ'nın nasihatini dinlemeyip de olduğu gibi görünüp ya da göründüğü
    gibi olamayanlar bu biçare gencimizi daha hazin bir maceraya sürüklüyorlar.

    Eğer âhirzamanın bu Müslüman genci sağlam bir îmânî ders almamışsa,

    bu bilişsel huzursuzluğu gidermek için akla gelmedik yollar deniyor. Artık
    îmânî derslerin yapıldığı mekanlara uğramak istemiyor. Uğrasa yeni şeyler
    öğrenecek, ama dışarı çıkınca onlara zıt hareketlerde bulunacak, bilişsel
    huzursuzluk daha da artacak.

    Hem kendisi o gruba ait değil ki, o 'namübarek', onlar ise mübarek,
    mübareklerin arasına ancak mübarekler girer !...


    Bir kısmı bu yolu seçip îmânî dersleri bırakırken diğer bir kısmı da yine bu
    sebeplerle îmânî derslerin
    yapıldığı evlerde kalmasına rağmen oraları terk ediyor.

    "Ben onların
    arasında yaşayamam, onlar çok temiz
    safi, mübarek insanlar, benim ise öyle kusurlarım var ki, onlar arasına
    giremem." gibi mülahazalarla bir kale hükmünde olan evlerinden cıkıp
    kendini düşmanın kucağına bırakıyor....

    Bediuzzaman hazretlerinin tabiriyle bir
    sineğin ısırmasından kaçarken yılan ısırmalarına hedef oluyor.

    Bu îmânî derslerden haberi olmayan diğer bazıları daha da ileri giderek
    küfre doğru adım adım yaklaşıyor.

    Kendi işlediği günahı inkar edemiyor,bilişsel huzursuzluğunu gidermek istiyor

    Bunun icin çareler ararken, Cehennem'in, meleklerin hatta Allah'ın
    yokluğunu arzu ediyor.(!)

    Ve bu uğurda bulduğu küçücük delillere can
    havliyle sarılarak onları büyük bir delilmiş gibi görüp mukaddesatın
    inkarına yanaşıyor.
    Ve Bediuzzman'in dediği "her günahta küfre gidecek bir
    yol vardır" sözünün fiili tasdikcileri arasına giriyor.

    Bu kadar zor durumda bulunan âhirzamanın bu muzdarip gençlerine elbetteki
    bir çok müjdeler var!!

    Ilk
    olarak Allah'u Teâlâ,
    "Eğer kendisinden yasaklanmakta olduğunuz günahların
    büyüklerinden kaçınırsanız, sizin
    küçük günahlarınızı örteriz ve sizi çok hoş bir yere (cennete) koyarız"
    buyuruyor.

    Ve başka bir âyette ise,
    "Ey nefisleri aleyhine günah işlemekle ömürlerini israf eden kullarım! Günahlara
    bulaştık diye Allah'ın rahmetinden
    ümit kesmeyin! Süphesiz ki Allah bütün günahları bağışlar" müjdesi ile
    âhirzamanin günaha saplanan biçare
    gençleri bir nebze olsun rahatlatılıyor...

    Bununla beraber, Yüce Rabbimizin
    Gafûr (cok bagışlayan), Tevvâb
    (tövbeleri tekrar tekrar kabul eden),
    Rahîm (kullarina cok merhamet eden) ve
    Settâr (ayıpları ve günahları
    örten) isimleri biz gençliğin imdadına yetişiyor ve onlara yeni kapilar
    açıyor.

    Yüce Allah'tan sonra müjde,
    âlemlerin efendisi Hz. Muhammed aleyhisselâmdan
    geliyor. O da âhirzamanın
    bunalmış gençlerini teselli edercesine şöyle buyuruyor:

    "Eğer siz
    (sahabeler) benim dediklerimden birini
    yapmazsanız, cehenneme girersiniz, ancak öyle bir zaman gelecek ki,
    söylediklerimden birini yapan cennete
    girecek"

    Müjdeler devam ediyor.
    Asrımızın âlimi Bediuzzaman Said Nursi'de
    âhirzaman gençliğine hitaben diyor ki,

    "Sizler bu meşakkatlere sabretmekle
    sahabelerin küçük kardeşleri oluyorsunuz."

    Tabii, bu müjdelere güvenip de yan yatmak âhirzaman gençliğine yakışan bir
    hareket değil.

    Peki bu durumda neler yapılması gerekiyor.

    Aslında is nefsin dizginini eline alabilmekten geçiyor.
    Nefsin dizginini eline almanın en tesirli yolunu yinePeygamberimiz bildiriyor.
    O da nefsi aç bırakmak, yani diğer bir deyişle
    oruc tutmak.
    Âhirzaman Müslüman gençliğinin en azından haftanın Pazartesi ve
    Persembe günlerini oruçlu geçirmesi gerekiyor.

    Ta ki nefsin dizginini eline alabilsin ve nefsi
    kendisinin degil, kendisi nefsin efendisi olsun.

    Iş oruc tutmakla bitmiyor. Onun zikirlerle desteklenmesi gerekiyor.

    Kur'an
    bizlere Yusuf aleyhisselâmın Züleyha'nın karşında,
    Yunus aleyhisselâmın balığın karnında, Eyyub
    aleyhisselâmın hastalıklar ve yaralar
    karşısında,
    Ibrahim aleyhisselâm ates içerisinde okuduğu duaları ders
    veriyor.

    Bizler âhirzaman ateşinin içinde, nefis balığının karnında,
    cazibedar bir fitne olan yarı çıplak kadınların karşısında, manevi yaralar
    altında ezilen Müslümanlar olarak bu duaları çokca zikretmemiz gerekiyor.

    Bu dualar nasil ki, peygamberlerin bulundukları dehşetli durumlardan
    kurtulmasına vesile olmuş inşallah bizlerede faydası olur. Onun için bu
    duaları sabah-akşam en az 33'er defa tekrarlamak gerekiyor.

    Her gün Kur'ân-i Kerim'den bir parca okumak, ve âhirzaman fitnesine karşı
    bir kalkan vazifesi gören Sekine' ye devam etmek, Allah'in bin bir isminin bulunduğu 'Cevşen' ile
    O'nun dergahına yanaşmak,..

    bataklıktan kurtulmanın diğer çareleri arasında yer alıyor. Kur'an'dan bu
    zamanda özellikle okunması gereken parçayı ise âlemlere rahmet olarak gönderilen
    Efendimiz şöyle bildiriyor;

    "Kim onun (Deccal'in) cehenneminin
    belasına uğrarsa Allah'tan yardım dilesin ve Kehf Sûresi'nin ilk ayetlerini
    okusun ki ates Ibrahim (as)'a olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve
    selametli olsun"

    Son olarak da şunu unutmamak gerekiyor.
    Âhirzamanı âhirzaman yapan yol actığı bu manevi bunalım..

    Eğer bu bunalım olmasa bu zaman belki de âhirzaman olmayacak
    . Hem böyle bir zamanda böyle bir bunalımda olmak gayet normal.
    Anormal olmayan ise normal olmamak.

    Kısacası eğer böyle bir bunalımda bir nebze olsun kendimizi hissedemiyorsak
    asıl tehlike kapımızda demektir.

    Sahip oldukları takva neticesinde bu bunalıma sahip olmayanlar ise sözümüzün haricindedir




    ALINTI


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Fornarina Kış Koleksiyonu, Genç Modası, Genç Kızlara Özel Spor Giyim Mrkası, Harika Genç K
  3. Miu Miu Sonbahar Kış Koleksiyonu, Genç Kızların Çılgın Moda Tarzı, Marka Moda, Son Model M
  4. Özellikle de evlilik hazırlığındaki genç kızların çeyizlerinde mutlaka bulunması gereken t
  5. Gelin Çıkış Seremonileri … Baba Evine Görkemli Veda…
  6. Bekar genc bir erkekle dul genç bayanın evlenmesinde sakınca var mı?
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri