Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Bitki Tür Ve Topluluklarının Sınıflandırılması Bilindiği üzere bitki âlemi ilgili bölüm botanik bilimidir. Biyolojinin önemli kolu olan botanik bile kendi içerisinde genel botanik , sistem
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 6      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Bitki Tür Ve Topluluklarının Sınıflandırılması

    Sponsorlu Bağlantılar




    Bitki Tür Ve Topluluklarının Sınıflandırılması


    Bilindiği üzere bitki âlemi ilgili bölüm botanik bilimidir. Biyolojinin önemli kolu olan botanik bile kendi içerisinde genel botanik, sistematik botanik ve uygulamalı botanik diye üç başlıkta incelenmektedir. Konumuzun gereği biz daha çok sistematik botanik ile ilgileneceğiz. Çünkü bitkilerin iç ve dış yapısını, bir takım fiziksel ve kimyasal özelliklerini, üreme organları ve orjinleri itibariyle kendi aralarındaki benzerlik ve farklılıklara göre tasnifleyip sonra da bitki kataloğu şeklinde ortaya çıkan bilim dalı olarak şimdilik “sistematik botanik” gözükmektedir. İşte bu sistematik botanik sayesinde bitki topluluklarına ait en küçük temel birimin tür olduğunu ve birbirine yakın duran aynı türdeki bitki cinslerin benzer cins familyaları, benzer familyaların takımları, benzer takımların sınıfları, benzer sınıfların ise kolları meydana getirdiğini anlamış oluyoruz. Nasıl ki maddenin en temel birimi atom bile kendi içerisinde en küçük birimlere ayrılabiliyorsa, bitki toplulukların en alt kademesinde yer alan türlerde, kendi iç âleminde alt tür, ırk, varyete ve forma tarzında bir sistematik zincire tabii tutulurlar. Şöyle ki; türler Carl Von Linne’nin 1753 itibariyle ortaya koyduğu cinsiyet sistemi adı altında iki kelimelik bir tanımlamayla tasniflenmiştir. Yani iki kelimeden ilk olanı cinsi, ikincisi ise türü temsil etmektedir. Mesela tek başına Pinus derken tüm çam türlerini anlarız, ikinci kelimenin ekinde ki ‘...aceae’ ise çama benzeyen diğer iğne yapraklıları da kapsadığı manasınadır. Nitekim ‘Pinus nigreae’ derken sınıflama yapıp ister istemez karaçam olduğunun farkına varmış oluruz. Hakeza ‘Pinus pinaceae’ gibi diğer çam türleri de öyledir. Hatta çiçekler içinde aynı durum söz konusudur. Zira ‘Viola’ menekşe cinsini, ‘Tricolar’ üç renk manasına gelmesi hasebiyle “Viola tricolar” ikisi birarada üç renkli menekşe diye isim alırlar. Bu arada Uluslararası Botanik kongrelerinde bitki sistematiğinde kullanılan tanımların ve isimlendirilmesi noktasında ortak bir dil kullanılması gerektiğine dair alınan karar gereği bitkilerin Latince olarak telaffuz edilmesi oy birliği ile kabul gördüğünü belirtmekte yarar var.
    Bitkilerin karmaşık yapısı incelendiğinde onlar sıradan ve tesadüfî olarak meydana gelen varlıklar olmayıp, bilakis koskocaman sistematik bir âlem karşısında Yaratıcının kudretinin bilincine varıyoruz. Dahası Linne sistemindeki biyolojik taksonomi, aslında Yaratılış gerçeğini ortaya koymaktadır. Çünkü sınıflandırma sistematik düzen demektir. Bu düzende evrimcilerin iddialarını karşılayacak bir nizamsız yapıdan ansızın tesadüfü olarak düzenli yapıların çıkabileceği tablo gözükmemektedir. Dolayısıyla bu tür düşüncelere kulak verilseydi taksonomik sınıflandırmada hangi tür bitkinin nerde sonlanacağını veya hangi bitki türünün nerde başlayacağını önceden tespit etmek mümkün olmayacaktı. Belli ki Yaratıcı diğer canlılarda olduğu gibi bitkilere has benzer işlevleri benzer yapılarla, hakeza farklı işlevleri ise farklı tasarımlarla donatmıştır. Asla en küçük benzerlik tüm bitki türlerinin aynı ortak bir atadan evrimle türediğini ispatlamaya yetmez. Tam aksine bitkiler için tabi seleksiyon çok önceden tasarlanıp canlı âlemin hizmetine sunulduktan itibaren o gün bugündür mevcut durumun elenmeye fırsat verilmeyecek şekilde (doğal seleksiyon) korunmaya alınmıştır. O halde genel itibarıyla bitki âlemini şöyle şematize edebiliriz:

    BİTKİ ÂLEMİ
    ALT ÂLEM KOL ALT KOL SINIF
    Bir hücreli bitkiler Bakteriler
    Su yosunları
    TALLI
    BİTKİLER Algler
    Cıvık mantarlar
    Gerçek mantarlar
    Likenler
    YÜKSEK
    BİTKİLER Kara yosunları
    Damarlı çiçeksizler
    Tohumlu Bitkiler Açık tohumlular
    Kapalı tohumlular Bir çenekliler
    Çift çenekliler

    Tohumlu bitki türlerinin yeryüzünde takriben sayıca 250.000’i bulduğu tahmin edilmektedir. Bu bitki türleri daha çok kara parçalarının hâkim olduğu bölgelerde neşvünema bulup, tümünün ortak paydada buluşturan tek yegâne unsur tohumdan üremiş olmalarıdır. Ayrıca tohumlu bitkileri diğerlerinden farklı kılan gerçek; üreme organlarını çevreleyen kısımlarının rengârenk çiçeklerle donatılmış olmalarıdır. Aynı zamanda tohumlu bitkilerin kendi aralarında kapalı tohumlular ve açık tohumlular diye iki ana başlıkta incelenmesi bu türlerin önemini ortaya koymaktadır.
    Kapalı tohumlulara ait tohum bir zar kafesinde muhafaza edilirken, açık tohumlular da böyle bir koruyucu şemsiyeden eser görülmez. Bu yüzden açık tohumlularda tohum yaprağı (çenek) iki veya fazla sayıda sahne almaktadır. Kapalı tohumlularda ise korundukları kafes içerisinde çenekler ya tek ya da çift çenekli olarak bulunurlar. Örneğin bahçe bitkileri, tahıllar, geniş yapraklı ağaçlar, çimenler bu türdendirler. Dahası kapalı tohumlular ile bir kısım damarlı bitkiler kök, gövde ve yapraklardan oluşan bir sisteme sahiptirler. Bu sistemin temelini elbette ki diğer canlılarda olduğu gibi bitki hücreleri oluşturmakta olup, hücrelerin bir araya gelmesiyle de dokular meydana gelmektedir. Dolayısıyla bitki dokularının parankima, kollankima, sklerankima, epiderma, endoderma ve taş hücreleri gibi hücrelerden meydana geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu yüzden bitki dokularına umumiyetle meristem denmektedir. Mesela bitkinin gövde ve dalları apikal meristem hücrelerinin bir araya gelmesiyle vücut bulmaktadır. Yani apikal meristem hücrelerinin farklılaşmasıyla primer (ilk) doku oluşup, bu dokunun gelişmesi tamamlandıktan sonra kök ve gövdenin yüzeyine yakın kısımlarında yer alan lateral hücrelerin (kambiyum) devreye girmesiyle birlikte sekonder (ikinci) doku aşamasına geçilir. Hatta doku bu aşamada odunsu (ksilem) hale geldiğinden dolayı su ve minarellerin kendi (doku) içerisinde iletim kanalları vasıtasıyla iletimi rahatlıkla gerçekleşebilmektedir. Böylece soymuk (floem) dokusu ve ksilem işbirliği sayesinde bitki için gerekli olan besin ve mineral aktarımı temin edilmiş olmaktadır.
    Yeryüzünde canlıların dağılışını inceleyen bilim dalına canlı coğrafyası denmekte olup, iki kısma ayrılır:
    —Bitki coğrafyası(flora),
    —Hayvan coğrafyası (fauna) diye. Yani bitkilerin yaşadığı ortam flora, hayvanların ise fauna olarak isim almaktadır.
    Bitki ekolojisi
    Bitki ekolojisi küçük bitki gruplarından büyük bitki gruplarına kadar tüm bitkilerin çevre ile olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Bitki ekolojistleri tarafından yüksek bitkilerle hayvanlar arasındaki bariz farkı görmek kolay olsa da tek hücrelilere inildikçe bu farklılıkları ayırt etmekte güçlük yaşandığı bir gerçek. Zira tek hücreli bitkiler de hayvanlar gibi hareket kabiliyeti gösterebilmektedirler. Nitekim Euglena ve diğer bir hücreli canlılarda tüy ve kamçı benzeri hareket organları mevcuttur. Hakeza mantarlar da hayvanlar gibi beslenme tarzı ortaya koymalarına rağmen bitki grubuna dâhildirler. Bilindiği üzere mantarlar klorofil maddesinden yoksun olduklarından kendi gıdalarını üretemezler. Bu yüzden bitki kökleri tarafından salgılanan organik asitler, amino asitler, şeker ve vitaminler üzerine hazır konaklayıp parazit veya saprofit olarak hayatını devam ettirmek mecburiyetindedirler. Bu arada sakın ola ki parazit yaşamalarına aldanıp ta onlara işe yaramaz varlıklar gözüyle bakmayalım. Çünkü mantarlar nitrojen ve karbon döngüsünde çok mühim rol oynamaktadırlar. Özellikle karayosunları ve tohumlu bitkilerin köklerinde bakterilerle ortaklaşa kurdukları işbirliği sonucunda topraktaki mineralleri ve elementleri ayrıştırıp, böylece beslendikleri bitki köklerine karşı şükran borcunu ödemiş olmaktadırlar. Bir başka ifadeyle toprağın bağrında sessiz sandığımız birtakım bakteri ve mantarlar, ölmüş bitki artıklarını silip süpürerek ekolojik dengeye hizmet etmektedirler. Bilhassa mantarların ürettikleri diyastaz fermenti sayesinde sözkonusu artıkların odun maddesindeki bileşikleri su, karbonik asit ve amonyak gibi unsurlara ayrılarak adeta mıntıka temizliği eylemi gerçekleşmektedir. Bu arada mıntıka temizliğine iştirak eden bakterilerde boş durmayıp hem selülozu glikoz moleküllerine dönüştürmekteler, hem proteinleri daha basit azot bileşiklerine ayrıştırıp parçalamaktalar, hem gıdalalanmaktalar hem de hayatta kalan bitkilerin köklerini besleyerek çevrenin temizlenmesine yardımcı olmaktadırlar. Demek ki bakterilerin en öncelikli işi selülozu şeker moleküllerine parçalaması sonucunda humus hale gelen toprağı bitki için faydalı bir beslenme vasat ortamı haline getirmektir. Anlaşılan o ki sonbahar da birçok bitki küçük bir kıyamet arafesi yaşayarak adeta vedalaşırcasına yapraklarını tel tel dökmektedirler. Neyse ki cenazeleri ortada kalmamakta. Çünkü mantar ve bazı bakteri türlerine ait birtakım saprofitlerin devreye girmesiyle birlikte gerçekleşen temizlik hareketi imdada yetişmektedir. Zaten bu temizlik hareketi olmasaydı çevremiz pis kokulardan geçilmeyecekti. Bir başka gerçekte bakterilerin ortalama her 20 dakikada bölünerek iki yeni hücre halinde çoğalmaları hadisesidir. Bu mantıktan hareket edersek yeryüzü sathının bakterilerle kaplı olması gerekirdi. İşte bu noktada ekolojik denge olayı imdadımıza koşmaktadır. Mesela karasinekler bakterilerden beslenerek ekolojik denge ayarına katkı yapmaktadırlar. Yani her şey bir plan dahilinde kontrol edilerek ekolojik nizam sağlanmaktadır. Belki de karasinekleri yok etmeye kalkışsaydık etrafımız pis kokulardan geçilmeyeceği gibi birçok hastalıklara kapı aralamanın sonucu olarakta toplu ölümlerden yakamızı kurtaramayacaktık. Hakeza bir zamanlar Avustralya’nın keşfiyle birlikte göçmen akınına uğrayan yerlerde Amerika’dan sipariş edilen kaktüslerden sınır boylarına çitler oluşturuldu, ama gel gör ki bu bitki hiçbir sınır tanımadan hızla her tarafa yayılıverdi. Bu durum karşısında çareyi kaktüsle beslenen böceği getirmekte buldular. Böylece kaktüsler bir anda böcekler tarafından tükeniverdi. Fakat bu seferde ortada kaktüs kalmayınca böcekler açlıktan dolayı duman oluverdiler. İşte tabiat dengesinin alabora olması olayı nedir sorusunun cevabı bu tip örnekler olsa gerektir.
    Şurası bir gerçek hayvanların birçok eyleminde içgüdü denilen iradi bir davranış söz konusudur, ama bu iradi davranış bitki için asla geçerli değildir, onlar için söylenebilecek tek söz, gizli bir ilahi gücün yüklediği program dâhilinde belli bir gayeye yönelik seferber oldukları gerçeğidir. Elbette ki havada uçan bir kuş ile rüzgâr vasıtasıyla bitkiden salınan tohumların havada uçması aynı değildir. Birinde iradi bir refleks var, diğerinde ise dış tesirlerin etkisi var. Bu yüzden bitkilere daha çok gıda imalathanesi gözüyle bakmak daha uygun düşer. İşte bu gıda âlemi sayesinde tüm canlılar kâinat ağacının altında hem nefes alıp gölgeleniyorlar hem de binbir lezzette olan taamlarla beslenmektedirler. Her şeyden öte bu kâinat ağacı daha çok Yüce Allah tarafından eşrefi mahlûkat olarak ilan edilmiş insana hizmet için adeta birbirleriyle yarışır haldedirler.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. İlk Türk Topluluklarının Özellikleri
  3. SSCB Yönetimindeki Türk Topluluklarının Durumu
  4. Farklı bölgelerde benzer bitki topluluklarının görülmesi nasıl açıklanabilir
  5. Bitki topluluklarının dağılış alanlarına bakarak yeryüzünde en çok yağış alan yer neresidi
  6. Bitki Hücresi nedir, Bitki Hücresinin Yapısı, Bitki Hücresinin Özellikleri
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    Bitki Coğrafyanın Tarihçesi
    Madem yeryüzü her türden bitki ile donatılmış, o halde bitki âleminin de bir coğrafi tarihi olması gayet tabiidir. Şöyle ki; Bitki coğrafyası üzerinde ilk ciddi manada çalışma şerefi Alman Alexander Von Humboid’e ait olup, bilim dünyasına “Bitkilerin coğrafyası üzerine düşünceler” adlı bir kitap yazmakla damgasını vurmuştur. Özellikle bu eser daha çok bitki yayılışlarından bahsetmektedir.
    1822’de Danimarkalı Schouw Bitki coğrafyasını ana hatlarını izah eden bir kitap neşredip, yeryüzünü 22 flora bölgesine ayırmıştır.
    De Condelle; “Gerekçeli Bitki Coğrafyası” adlı eseri neşretmiştir.
    Gribach; “Yeryüzünün Vejetasyonu” adlı eseriyle de yeryüzünü 24 vejatasyon bölgesine ayırmıştır.
    1875’ ten sonra bitki coğrafyası üzerinde çalışmalar 4 yönde gelişme gösterip, bunlar:
    “ —Floristik Bitki Coğrafyası(Engler, Viels),
    —Ekolojik Fizyolojik Bitki Coğrafyası(Dıude, Waıning, Schimper Walter),
    —Sosyolojik Bitki Coğrafyası:
    a-İskandinav ekolü
    b-Alman ekolü
    c- Zürih ekolü
    —Tarihi Genetik Bitki Coğrafyası” tarzında kategorize edilirler.
    Yeryüzü bitki örtüsü ve bunların yayılışını inceleyen bilim kolu floristik coğrafya olarak bilinmektedir.
    Bitki toplulukların yapısı ve meydana gelişlerine tesir eden faktörleri sosyolojik bitki coğrafyası incelemektedir.
    Yeryüzünü kaplayan bitki örtüsünün jeolojik devirler boyunca geçirdiği değişiklikleri ise genetik bitki coğrafyası incelemektedir.
    Florostik bitki coğrafyası
    Florostik bitki coğrafya, bir bölgenin hangi taksonlardan meydana geldiğini tespit edip hangi alanlara yayıldığını belirleyen bir bilim dalı olarak damgasını vurmaktadır. Bu sayede bir bütünün belli bir sınırlar içerisinde bulunduğu yere o türün yayılış alanı (areal) olduğunu öğrenmiş oluyoruz. Yani bir haritada yer alan en dış noktaların birleştirilmesiyle ortaya çıkan sınırlı bölge o bitkinin yayılış alanını göstermektedir. Şayet bitkinin yayılış alanına insanların etkisi olmuşsa bu yayılış alanına suni areal, insanların etkisi olmamışsa tabii areal adı verilir. Ya da bir taksonun arealı tam örtülü ve birbirine bağlı olduğu durumlarda kapalı veya sürekli areal tanımıyla karşılaşırız. Ancak birbirinden çok uzakta iki veya daha fazla sayılı taksonlar halinde ise dağınık veya süreksiz areal olarak ifade edilmektedir.
    Bitkilerin yayılmasına etki eden faktörler
    Bitkilerin yayılışını bir benzetmeden hareketle ancak şöyle diyebiliriz: Türkler tarihi Ergenekondan çıkış yapıp dünya sathına yayılırda, bitkiler bir noktadan çıkış yapıp yayılmazlar mı, elbette yayılırlar. Dolayısıyla bir taksonun yeryüzünde genellikle tek bir yerden etrafa yayıldığı (monofiletik) ve farklı noktalardan başlayarak gelişme gösteren potansiyel taksonların bulunduğu artık bir sır değil. Bu yüzden bir taksonun belli bir yerden çıkış yapmasıyla birlikte neşvünema bulduğu gelişme merkezlerine gen merkezi denmektedir. Nitekim Verbascum cinsinin 400’e yakın türünden 225’i Anadolu’da yayılmıştır. Bu yüzden Anadolu verbascun cinsinin merkezi sayılmaktadır.
    Bir arealin sınırları genellikle 2 şarta bağlıdır:
    1- Bitkinin yayılma kabiliyetine, yani bir bitkinin diasporalarına (saçılma, tohum saçma, zerreler halinde dağılma, tohumla üreme, vejetasyon çoğalma) bağlıdır.
    2-Diasporaların çimlenme, köklenme ve diğer bitkilerle rekabet ederek çiçek ve tohum hâsıl etme kuvvetine bağlıdır. Mesela Diaspora’ların çok kolay yayılma kabiliyetinde olan mikroorganizma ve spor bitkileri bakteri ve küf mantarları hava içerisinde toz ile karışmış halde bulunmaktadırlar.
    Bitkiler ya dış kuvvetlerin etkisiyle ya da kendiliğinden yayılırlar. Dış kuvvetlere su, hayvan, insan ve rüzgâr vs. faktörleri örnek verebiliriz. Hatta bazı bitkiler kuşları kendilerine çekme becerisi sergileyebilmektedirler. Böylece hayvan farkına bile varmadan tohumları, polenleri ve birtakım parçaları başka coğrafyalara taşıma görevi üstlenmektedir. Hatta sadece tohumlar değil tıpkı Amerika’da bir kaktüsün ters diken kancaları vasıtasıyla hayvanın derisine tutunmasında olduğu gibi kendini ötelere taşıttıran bitkiler de söz konusudur. Örnek-Meksika’da yaşayan Jumping Colla (Atlayan kaktüs).
    Kendiliğinden yayılan bitkiler, adı üzerinde hiçbir vasıtaya ihtiyaç duymayan bitkiler demektir. Böylece kendi beceri ve kabiliyetleri doğrultusunda tohumlarını çevreye fırlatarak yayılmaktalar. Örnek- Ecballium elaterium (eşek hıyarı), Fragarıa vesca (çilek)
    Bazı bitkilerin arealleri ise stabil kalmaktadır. Sanki öz vatanından çıkmak istemeyen bir tutum sergilemeyi yeğlemektedirler. Mesela esas yayılma alanı kuzey kutup bölgesi olan Arabis alpina’nın halen orta Avrupada ki tek tek arealleri 400 yıldan beri hiç değişikliğe uğramadığı gözlemlenmiştir.
    AREAL TİPLER
    Areal tipler; kozmopolitler ve endemikler olarak iki kategoride tasnif edilirler. Endemikler ise kendi içerisinde Paleoendemik ve Neoendemik diye ikiye ayrılır. Malum olduğu üzere tür arealleri cinslerden daha dar kapalı alana yerleşmiş durumda olup, cins arealleri de familya areallerinden daha dar kapalı alanda manevra yapmaktadır. Tabii ki beş parmağın beşi bir olmaz, kimi daha açık, kimi daha kapalı olması gayet tabiidir. Şurası muhakkak bir bitki alanı genişledikçe kozmopolitlik oranı da o ölçüde artmaktadır. Bu yüzden geniş yayılış gösteren bitkilere kozmopolit bitki denilip, bunlar daha çok edatif ve klimatif yönden fazla seçicilik göstermeyen tipler olarak bilinmektedir. Kozmopolit bitkilere örnek olarak;
    “—Planktonların büyük bir kısmı ve likenler.
    —Su bataklık bitkileri
    —Ruderal tarla bitkileri
    —Halefit bitkiler” gösterilebilir.
    Hazır su bitkilerinin adını anmışken bu arada fitoplanktonlardan söz edebiliriz pekâlâ. Evet onlar denizlerin yeşil renkli ve tek hücreli bitkileridirler. Siz siz olun yine de fitoplanktonların öyle bir hücreli olmasına bakıp ta onlara basit bir gözle değerlendirmeyin. Çünkü fitoplanktonlar atmosfer oksijenin yarısından çoğunu karşılayacak derecede hayati öneme haiz bitkiler olarak sahne almaktadırlar.
    Kırsal alanda yaşayanlar iyi bilir, şöyle insan evinden çıkıp kendini araziye koyulduğunda gerek yol kenarlarında gerekse yol kenarları boyunca dizilmiş tarlaların etrafında bizleri içten içe selamlayan bitki topluluklarıyla karşılaşırız. Onlarla öylesine hemhal olmuşuz ki yol ve tarla kenar boyunca karşılaştığımız, hatta şehir ve istasyon çevrelerinde her an görebileceğimiz türden bitkiler olup, bunlar daha çok tarla bitkileri anlamına gelen Ruderal bitkiler olarak bilinmektedir. Örnek: Chenopodium album (sirgen), Cynodon dactylon (Ayrık otu), Polygonum aviculare (madımak), Plantagomajor (sinir otu), Taraxacum officinale (Arslan dişi).
    Tabii ki kırsal alanlarda yaşayanlar kadar tuzlu su yatakları ve deniz kıyısında yaşayanları da selamlayan bitkiler var ki, bu tür yayılan bitkiler halefit bitkiler (tuzcul bitkiler) diye tarif edilmektedir. Örnek: Salicornia herbacea, Suaeda maritima



  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  10. Endemikler
    Yukarda da bahsettiğimiz üzere dar ve kapalı areala sahip bitkilere endemik bitkiler adı verilmektedir. Bu bitkiler yönünden özellikle Hawai adaları, Himalaya dağları, Güneydoğu ve Doğuanadolu florası endemik bakımdan zengindirler. Bu yüzden Endemik bitkiler; Paleoendemikler ve Neoendemikler diye iki grupta mütalaa edilirler:
    —Paleo endemikler
    Bunlar jeolojik devirlerde geniş yayılış alanına sahip olup fakat günümüzde dar bir sahaya haps olmuş, aynı zamanda kalıntı halinde yayılan bitkilerdir. Yani yayılma kabiliyetini yitirmişlerdir.
    Örnek–1 Üçüncü zamanda teşekkül eden Liguidamber Orientalis (Güney batı Anadolu –Muğla, Burdur).
    Örnek–2 Ginkgo bilabo- Jura devri, Chekiang eyaletinde görülür.
    Örnek–3 Weltwitschia mirabilis- Güney Angola’da Namib çölünde yaygın görülür.
    —Neoendemikler
    Bunlar dar alanda hâsıl olurlar. Mesela Türkiye florası 9000’i aşkın sayıda neoendemikler bakımdan zengin olduğu belirlenmiştir. Özellikle bu alanla ilgili Verbascum, Astragalus, Asylum, Isatis ve Salvia türleri örnek gösterilebilir.
    VİKARİYANTLAR
    Aralarında sistematik bakımdan yakınlık bulunan taksonların farklı bölgelerde veya ekolojik ortamlarda birbirlerini temsil etmelerine Vikariyants denmektedir. Dolayısıyla vikaryant familyalarına örnek olarak;
    “-Kuzey yarımkürede Conifera (Kozalaklılar) sınıfından Pinacea familyası,
    — Güney yarımkürede Araucarıaceae familyasından olanlar,
    —Abies Nordmanniana (Kuzey Göknarı- Kuzey Anadolu),
    —A.Cilicia (Toros Göknarı- Güney Anadolu),
    —Erica arborea (Kuzey Anadolu),
    —E. Verticillata (Güney Anadolu) vs.” verilebilir.
    Yukarı da verilen örneklerden anlaşılan o ki; Abies ve Erica türleri Anadolu’nun Kuzey ve Güneyde aynı cinsi temsil eden Vikaryant türleridir.
    Ekolojik türlere ise Alp dağlarındaki kireçli ve silisli topraklarda bulunan bitkiler örnek verilebilir. Örnek–1 Kireçli topraklar- Ranunculus alpestris, Primula auricula ve Rhodendron hirsutum. Örnek–2 Silisli topraklar-Ranunculus gracilis, Primula hirsuta ve Rhodendron ferrugineum.
    TARİHİ GENETİK BİTKİ COĞRAFYASI
    Tarihi bitki genetik coğrafya genelde geçmişten bugüne kadar değişikliğe uğramış bitkiler üzerinde incelemeye dayalı bir bölüm olarak dikkat çekmektedir. Bu bilim dalının ortaya koyduğu verilerden hareketle yeryüzü bitki örtüsünün esas itibariyle jeolojik ve iklim değişiklikleri sonucu ortaya çıktığını öğrenmiş oluyoruz. Aynı zamanda yeryüzünde ilk bitki hayatının başlamasının üzerinden 3 milyar geçtiği tahmin edilmektedir. Bu yüzden bu dönem Afitik dönem olarak bilinmektedir.
    Yeryüzü bitki hayatı bakımdan ise 4 döneme ayrılmaktadır, bunlar:
    —Paleofitik(3 milyar- 250 milyon)
    —Mezofitik(250 milyon- 120 milyon)
    —Kenofitik(120 milyon günümüze kadar)
    1-)Paleofitik- Antekambrien(ilkel vakit)’den alt permiana kadar olan devredir ve üç döneme ayrılır.
    —Alg dönemi (Arkaenden alt süliyene 3 milyar–400 milyar)
    Alg dönemi devresinde yalnız tek hücreli algler yer alır.
    —Psilophyta dönemi (Üst silüen-ortadevoniyene 400–340 milyar)
    Psilophyta döneminin ilk başlangıcında ilk kara bitkileri ortaya çıkar.
    —Pteridophyta dönemi (Üst devoniyen-alt permiana 340–250 milyar)
    Pteridophyta döneminde tohumlu bitkilerden Pteridospermae (Tohumlu eğreltiler) ve iğne yaprakları andıran Coordinates ortaya çıkmıştır. Hatta kömür yatakları bu dönemde çıkmıştır.
    2-)Mezofitik dönemde Gymnospermaea’lar hâkimdir.
    3-Kenofitik dönemini üç devreye ayırabiliriz;
    —Üst kretase (120 milyon–70 milyar)
    —Tersiyer dönemi (70 milyon –1 milyar)
    —Kuvaterner dönemi (1 milyar gün)
    Üst kretase
    Üst kretase devresinde angiospermae ve alt tohumlular yayılış göstermektedirler. Zira bu dönemde ağaçlar içerisinden özellikle Abies (göknar-köknar) ve iğne yapraklılar görülmeye başlanmıştır. Sadece ağaçlar mı, tabiiki hayır, çok yıllık otlar ve çalılar ne güne duruyor. Onlarda ortaya çıkmış olup, bunlar arasından özellikle dikotiledon olanlar daha hâkim durumda yerini almıştır. Hatta bu devrede Kuzey ve Güney Amerika birbirinden ayrılmıştır.
    Bu arada üst kretase’ye örnek olarak;
    Gymnospermealardan; Cycas, callitris, cephalotaxus, Ginkgo, Pinus, Podocarpus ve Sequoia ile Angiospermealardan ise Sterculia, Smilax, Eucalphytus, Nerium, Cinnamomun ve Liriodendion, Ficus ve Magnolia’yı verebiliriz.
    Tersiyer dönemi
    Tersiyer döneminde yeryüzünün şekli bugünkü durumuna çok yaklaşmıştır diyebiliriz. Zira Amerika kıtası Miyosen dönemine kadar hep iki parça halinde kalmış ve bu dönemde Grollend florası daha çok Kuzey Amerika florasına benzemekteydi. Hakeza holoarktik dönemde ise karalar kuzey yarımküreyi kaplamış ve böylece bölgenin tamamını kapsayan çok yönlü değişiklikler olmuş, hatta buna paralel olarak Picea, Pinus, Palatanus, Carpinus (gürgen), Corylus, Quercus, Tilia, Magnolia, Acer, Vitis (üzüm), Smilax ve Taxodium gibi bitkiler holoarktik florasının elemanları olarak sahne almışlardır. Yani bunların hemen ve hepsi arkto-tersiyer florayı teşkil etmektedirler. Dahası var, aynı zamanda bu devrede Kuzey Amerika’nın doğusu ile Doğu Asya arasındaki floristik benzerliklerin belirlenmesiyle birlikte bu buna benzer birçok konular aydınlanıp gün yüzüne çıkmıştır. Nitekim Liriodendron, Hamamelis, Catalba gibi cinslerin sadece Doğu Asya ile Kuzey Amerika’nın Atlas okyanusu çevrelerinde ortaya çıkması bu devrenin mahsülüdür. Ayrıca bu cinslerin Afrika Madagaskar adaları ve Mikronezya adaları ile floristik bağlantısı olduğu gibi kap florasının da bu dönemde bulunması apayrı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
    Kuvaterner
    Kuaterner devrenin en önemli özelliği Kuzey Yarımkürede buzul çağının başlamasıdır. Bu yüzden buzul hareketi bitkiler üzerinde verimli olmuştur. Tersiyer sonunda Avrupa ve Kuzey Amerika’da bugünkü Doğu Asya florasını andıran zengin bir flora hâkimdir. Günümüzde sadece otların izleri kalmıştır. Buzul döneminde ise bu bölge floraları güneye çevrilmiş, derken buzul sonrası tekrar kuzeye ilerlemiştir.
    Anlaşılan o ki; buzul dönemlerine ait floralar devamlı ilerleme ve gerilemelerden zarar görmüş olmasına rağmen bugün Kuzey Anadolu’da rastlanan Rhodendron pontıcum (mor orman gülü) bitkisi yıkılmadım ayaktayım dercesine son buzul dönemlerine ait alglerin birçok yerlerinde yaygın halde hayatına devam etmektedir. Hatta birçok bitki türü Alpler, Grolland, Norveç, İskoçya gibi kuzey bölgelerde buzulların ulaşamadığı kıyı sahalarına ve dağ zirvelerine sığınmışlardır. Netice itibariyle bu tip Anadolu florası pozisyonunda olan bitkiler buzullar yönünden etkilenmediğinden tür yönünden hep zengin kalabilmiştir.


  11. Ekolojik Bitki Coğrafyası
    Bilindiği üzere ekolojik bitki coğrafyası bitkilerle ve bunların yetiştikleri ortam arasındaki münasebeti inceler. Ekolojik faktörler;
    — İklim elemanları (klimatif faktörler)
    —Toprak faktörleri (edatif faktörler)
    — Biyotik faktörler (canlı faktörler)
    —İklim elemanları (sıcaklık, su, ışık, rüzgâr ve su olarak)” diye unsurlara ayrılırlar.
    Sıcaklık
    Ağaçlar ısı sayesinde çiçeklerini açmakta ve meyveler olgunlaşmaktadır. Bilindiği üzere sonbaharla birlikte düşük sıcaklıklarda asimilasyon olayı durmakta olup, genellikle birçok bitki için 0 santigrat derece kritik nokta olarak kabül edilmektedir. Nitekim sıcaklık bir uygun bir dereceye yükselince bitkinin canlılık kazandığı gözlemlenmiştir. Böylece güneşin ısı ve ışınları her canlıya ulaşarak sebze ve meyveler vücut bulmaktadırlar. Örnek: Abies Sibirica, Larix Sibirica ve Pinus Cembra - 40 santigrat derece ila -70 santigrat derece arasında seyreden soğuklara dayanabilmektedirler. Hatta kaplıcaların 90 santigrat derecelik sularında yaşayan Diatomerler bile vardır.
    Bitkiler uygun olmayan şartlarda hayatlarını devam ettirebilmek için belirli zamanlarda çeşitli formlara kavuşmaktadırlar. Bu formlar bilim adamı Raunker tarafından 5 tipe ayrılmıştır:
    1-Fanerofitler
    Fanerofitler kışı toprak dışında kalan ve uçlarında tomurcuk taşıyan sürgünleri ile geçirirler. Bunlar tamamen odunsu bitkileri içerip;
    “a-Mega fenorofitler
    b-Nano fenorofitler” diye iki grupta kategorize edilirler.
    Mega fenorofitler tomurcukları yerden 2 m yukarda olan bitkilerden olup, bütün ağaçlar
    bu gruba girer. Nano fenorofitler ise tomurcukları yerden 0,25–2 m üstünde olup, bütün çalılar bu gruba girerler. Örnek: Juniperus Commınus(ardıç), Corylus avellena (fındık), Buxus semperuirens(şimşir) ve Erica verticillata (fındık).
    2-Kamofitler (bodur bitkiler)
    Kamofitler yüzey bitkileridir. Tomurcukları yerden 30 santimetreye kadar olan bodur çalılar, yastık oluşturan bitkiler, yarı çalılar, sürünücü gövdeli tüm bitkiler bodur bitkiler gurubuna girerler. Örnek: Astragalus microcephalus, Acantholimon Corypyllaceum, Onobrychis cornuta ve Helienthemum nummularium, Thymus kotschyanus.
    3-Hemikriptofitler (otsu bitkiler)
    Hemikriptofitler tomurcukları kışın toprak üzerinde canlı ya da ölü yapraklar tarafından korunan bitkilerdir. Daha çok ılıman bölgelerde yaygındırlar. Bunlar aynı zamanda kök sistemi devamlı canlı tutularak depo organ görevi gören bitkilerdir. Örnek: Taraxacum officinale, Ranunculus majör, Fragaria, Convolvulus arvensis.
    4-Geofitler (toprak altında soğanlı yumrulu çiçekli bitkiler)
    Geofitler kışın toprak altında kök, rizom, soğan yumru gibi organlar yardımıyla geçiren bitkilerdir. Örnek: Cyclamen, Crocus, Colchicum, Galanthus, Orchis, Merendera trygina, Solenum tuberosum ve İris.
    5-Terofitler (tomurcukları tohum içerisinde korunan tek yıllık bitkiler)
    Terofitler tek yıllık bitkilerdir. Uygun olmayan devreleri tohum halinde geçirirler. Bunlara Annuel (yıllık ) ya da efemer adı verilir. Örnek: Centaurea depressa (Peygamber çiçeği), Papaver rhoeas (gelincik), Triticum (buğday) ve Hordeum (arpa).
    Işık
    Tabiatta her canlı bir şekilde güneşten mahrum bırakılmıyor. Zaten mahrum kalsalardı hayvanlar meralarda otlayamayıp telef olurlardı, bitkiler de ısı düşmesiyle birlikte donup çürümeye mahkûm kalırlardı. Bu yüzden günlük ışık alma süresi fotoperiyodizm olarak adlandırılır. Yani güneş bir yerde çakılıp kalmamakta ve bünyesinde taşıdığı sonsuz ısı ve şualarıyla her canlının istifade edebileceği şekilde seyr-i âlem eylemektedir. Hakeza fotoperiyodizm olayı sayesinde bitkiler; “Kısa gün bitkiler, Uzun gün bitkiler ve Nötr bitkiler” diye üç gruba ayrılırlar.
    Günlük optimum ışık ihtiyaçları 12 saatten daha az olan bitkiler kısa gün bitkileridir. Örnek: Cannbissativa, Oryza sativa ve Nicotiona tabacum.
    Günlük optimum ışık ihtiyaçları 12 saatten fazla olan bitkiler uzun gün bitkileridir. Örnek: Psıum sativum(Bezelye), Hordeum sativum(Arpa) ve Spina cia oleracea(Ispanak).
    Günlük optimum ışık ihtiyacı fotoperiyodizme bağlı olmayan bitkiler Nötr bitkiler olarak bilinmektedirler. Örnek: Lycopersicum esculentum, Helianthus annus (Ayçiçeği) ve Zea mays.
    Su
    Aslına bakarsak bitki alemi su, nemli ve kurak ortam fark etmez, hemen her alanda kendini hissettirip adeta her yerde varım demektedir. Bu yüzden bitkiler bulunduğu ortama göre tanımlanmışlardır. Şöyle ki;
    Suda yaşayan bitkiler Hidrofit bitkiler olarak tarif edilmektedir. Örnek: Egeria Densa (Elodea-akvaryum çiçeği)
    Nemli yerlerde yaşayan bitkiler higrofit bitkiler olarak bilinmektedir.
    Kurak yerlerde yaşayan bitkiler de kserofit bitkiler adı verilmektedir.
    Şurası muhakkak suyun azalmasına paralel olarak her hangi bitki türünün dayanma noktasını aşarsa o bitki için artık yaşama imkânı kalmadığının bir göstergesi demektir. Mesela step sahalarda ormanın yetişmesini imkânsız kılan asıl neden yıllık yağışın 250–300 milimetrenin altına düşmesidir. Bu yüzden yağış azlığından ileri gelen kuraklığa Fiziki kuraklık, yeteri yağış olmasına rağmen bitkilerin aşırı soğuk dolayısıyla bünyelerinde taşıdıkları suyun donmuş olması, fazla asitli ya da fazla tuzlu olması gibi birtakım sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan kuraklığa ise fizyolojik kuraklık denmektedir. Zira bir coğrafi alanda bitkilerin yağıştan istifade edebileceği su miktarı buharlaşmaya, terlemeye, don olaylarına, yağışların karekterine, araziyi teşkil eden taşların tabiatına bağlıdır. Mesela dağlar görünüşte susuz gibi görünseler de onun üzerini kaplayan kar veya bazı ağaçların varlığı hiçte öyle olmadıklarının bir delili zaten. Nitekim insanların yağmur yağmadığı zamanlarda dağlarda biriken su topluluklarının bulunduğu yerlerden yararlandıkları artık bir sır değil. Aslında dağların meziyetlerini sıralamakla bitmez. Bir bakarsın dağ sığınacak in olur, bir bakarsın savaş zamanında siper, bir bakarsın Musa’nın Tur-i Sinas-ı, bir bakarsın adı güzel muhammed’e ikra olur.
    Hakeza dağlara has mobilyacılıkta kullanılan adına akakir denen bir ağaç gibi nice başka yerlerde izine rastlanılmayan ağaçların bulunması da bir başka gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.
    SOSYOLOJİK BİTKİ COĞRAFYASI
    Sosyolojik bitki coğrafyası hem bitki topluluklarını inceler hem de bir bitkiyi diğer bitki ile karşılaştırmasını yapan bir bölümdür. Nitekim bitki topluluklarının analizi ve sınıflandırılması fizyolojik çevreyle ilgili esaslar ve floristik esaslar diye incelenirler. Bu bakımdan fizyo-ekolojik esaslar, yetişme yerine bağlı birçok bitki topluluklarını göz önünde tutarak (assosyon) inceler. Zira coğrafyacılar daha çok formasyonları, botanikçiler ise assasyonları esas alarak incelemektedirler.
    FORMASYONLAR
    1-Orman formasyonları:
    a-Yağmur ormanları
    b-Muson ormanları
    c-Kurak ormanları
    d-Kış ormanları
    e-İğne yapraklı ormanları
    f-Sert yapraklı ormanları
    2-Maki formasyonları
    3-Carig formasyonları.
    4-Ot formasyonları.
    5-Çöl formasyonları.
    6-Tundra formasyonları.


  12. Bir alanı kapsayacak yağışların buharlaşma ve terleme olayları ile ilgili münasebetleri ortaya koymak için araştırıcılar birtakım metotlar ortaya koymuşlardır. İşte bu metotlar sayesinde bir takım bitki toplulukları ile bir takım vejatasyon tiplerinin birbirinden ayırt edilebilme fırsatı yakalanmıştır. Mesela Yağmur ormanları tropik bölge ormanları olup yıllık yağış 200–400 cm civarı arasında değişim göstermesinden dolayı bu ismi almıştır. Nitekim bu formda büyümeyi engelleyen herhangi bir kurak devre bulunmamaktadır. O halde Tropik yağmur ormanları 3 grupta açıklayabiliriz:
    1-GüneyAmerikada Hemozon havzası ile Ant dağlarının doğu yamacındaki bölge.
    2-Batı Afrikada Guinea körfezi çevresi arasında kalan bölge ve Kongo havzasına kadar uzanan bölge.
    3-Asyada Hint-Malezya bölgesi.
    Evet, her zaman yaşlı insanlardan duyduğumuz bir ses var ki; o “Yağmur berekettir, yağmur rahmettir” diye gönlümüzde ve kulağımızda yankılanan sesten başkası değildir. Öyle ki yağmurun rahmeti bizleri sardığı gibi yağmur ormanlarının da yüzünü güldürüp bütün yıl boyunca görünüş bakımdan aynı kalmasını sağlamaktadır. Genel itibariyle bu ormanlar 2–4 ağaç katı, çalı katı, orman altı örtüsü, yosun katı ve ot katı diye birkaç dala ayrılırlar. Hatta ağaçlar, yüksek boylu çalılar, liyanlar ve epifitler bu ormanın belli başlı elemanları arasına dâhil olmaktadırlar.
    Muson ormanları tropik kurak bir dönemin bulunduğu ormanlar olup, mevsim olarak senenin 7–9 ayı nemli veya yağışlı geçmekte, geriye kalan kısım ise kurak geçmektedir. Sonrası malum, her fani gibi bu ormanlara ait her bir ağacın yaprakları da yeni bir mevsimde dirilmek üzere tel tel döküldükleri görülmektedir. Zira muson ormanlarına ait bitkilerin hayat süreleri yağmur ormanına nispeten kısa olup, yaprak taç kısımlarının ise geniş olduğu gözlemlenmiştir.
    Nasıl ki insanlar arasında zengin, orta halli ve fakir diye sosyal kesimler varsa, aynen öyle de bitki âleminde de zengin, orta ve kurak bitki örtüsü diyebileceğimiz alanlar mevcuttur. Bu alanlar daha çok suyun eksik olduğu sahalar olup, buraları yer yer kurak ormanlar kaplamaktadır. Yani genel itibariyle bu sahalar da ağaçlar seyrek olarak dağılmıştır. Örnek: Avustralya’nın Eucalpytus ormanları ve Brezilyanın dikenli çalıları.
    Bediüzzaman Hz.lerinin Risalei Nur külliyatını okuyanlar iyi bilirler ki; ilkbahar yaza, yaz sonbahara, sonbahar da kışa dönüp mevsimler tamamlanırken, insanoğlu da tıpkı mevsim dönüşümleri gibi çocukluğu gençliğe, gençlik ihtiyarlığa, ihtiyarlıkta bir gün elbet yerini ebedi hayatta dirilmek üzere ölüme terkedecektir. O halde yağmur ormanları dedik, kurak ormanlar dedik, şimdi ise kış ormanlarından kısa da olsa pekâlâ bahsedebiliriz. Kış ormanları malum olduğu üzere ağır kış mevsiminin kendine has zorlu şartları yeterli suyun alınmasına imkân vermediğinden ister istemez bu ormanların herbir üyesinin yaprakları dökülmek zorunda kalıp bize kar beyaz ölümü hatırlatmaktadırlar. Bu yüzden bilge âlimler ölüme “kar beyaz” demişler. İşte bu karbeyaz ormanlar daha çok ılıman iklim kuşağında ki denizlerin etkisi altında kalan bölgeler ile kuzey yarımkürede kıtaların kıyılarında yayılmış halde karşımıza çıkmaktadırlar. Hatta bunların karbeyaz orman olmalarından olsa gerek yağmur ormanlarına göre daha az tür ihtiva ederler. Örnek: Fagus ulmus, Carpinus, Quecus, Tilia.
    İğne yapraklı ormanlar sert kaya ikliminin hâkim olduğu bölgelerde yaygındırlar. Örnek: Cedrus, abies, Picea, pinus.
    Sert yapraklı ormanlar yazları sıcak ve kurak, kışları yağışlı ve ılıman geçen bölgelerde görülüp, genel itibariyle 2– 4 m boyunda ağaç ve çalılardan ibarettirler. Her ne kadar biz insanlar sert yapraklı tanımlasakta, şurası bir gerçek gülü seven dikenine katlanır gerçeğini değiştiremiyecektir. Öyle ki onlar her mevsim yeşil ve küçük derimsi yapraklara sahip olmanın yanısıra daha çok Akdeniz bölgesinde rastlanan maki, şibilyak ve garig formasyonuna giren bitkiler olarak dikkat çekip, aynı zamanda kapladığı alanları rengârenk donatabilmektedirler. Üstelik bu formasyon sadece Akdenizle sınırlı kalmayıp Güneybatı kap bölgesi, Güney Avustralya, Kalefornia ve Şili kıyılarında da mevcuttur. Yani bu bölgeler Akdeniz bölgesine yakın veya benzer iklime sahiptirler. Anlaşılan o ki ağaç formasyonların varlığı çok büyük bir nimet, zaten onlar olmasa canlı hayatından bahsetmek mümkün olmayacaktı.
    Maki Formasyonu
    Yaş kesenler baş kesip ormanları katletseler de, bitki âlemi bir şekilde direnç gösterip bir başka tarzda yüzünü gösterebilmektedir. Şöyle ki köken olarak orman örtüsünün tahribinden sonra ortaya çıkan ve bilhassa kıyı bölgelerinde gelişmiş 1–2 m yüksekliğinde ince gövdeli derimsi yeşil yapraklardan meydana gelmiş bitki örtüsüne maki formasyonu adı verilmektedir. Değim yerindeyse maki formasyonu Akdeniz bölgesinin bir baştan diğer başa kadar süsleyen bitki topluluklarıdır. Örnek: Arbutus Unedo, Arbutus andrachne, Calluna vulgaris, Ceratonia ciliegia (keçiboynuzu), Cercis siliguastrum, Cistus, Quercus ilex (pırnal meşesi), Quercus coccifera, Olea oleaster, Pistacia lentiscus (Sakız), Pistacia terebinthus, Spartium junceum, Styrax officinalis, Juniperus oxycedrus, Nerium oleander, Laurus nobilis ve Myrtus comminus (Mersin), Erica arborea. Hatta bu türler içerisinde sakız, keçiboynuzu, Mersin ve pırnal meşesi hakiki Akdeniz ikliminin karakteristik olup diğer iklimlerde pek yetişmezler.
    Hakiki Akdeniz ikliminden uzaklaştıkça maki toplulukları hem türce azalır, hem de boydan (yükseklik) kaybederler. Nitekim Akdeniz kıyılarından uzak alanlarda 18–20 tür, Ege kıyılarında 13–14, Marmara kıyılarında 8–10, Karadeniz kıyılarında 4–5 türe indiği gözlemlenmiştir. Hakeza Akdeniz kıyılarında maki topluluklarının yükseklik bakımdan 800–900 metreye eriştiği, Egede 500–600, Marmarada 300–400 metre ve Karadenizde ise 150–200 metre seviyelerde olduğu tespit edilmiştir. Bazı araştırıcılar maki elemanlarının maki ormanlarının tahribi neticesinde ortaya çıktığını, bazı araştırıcılar makinin silisli arazide yetiştiğini (kaya tabiatına bağlıyor), bazıları ise makinin bozulmuş şekli olan Garig formasyonun da kalkerli arazide gelişebileceğini ileri sürmüşlerdir. Hâlbuki tabiatta mesela Akdenizde genelde maki toplulukları kalkerli arazide yayılmışlardır. Garig ise silisli arazide yayılmıştır. Anlaşılan o ki maki bitkisi kaya tabiatından çok Akdeniz iklimini gösteren bir bitki formasyonudur.
    Şurası bir gerçek maki formasyonun tahrip edilmesiyle birlikte hem toprak örtüsünün süpürülmesine hem de zayıflamasına sebep olmuş ve bunun neticesinde maki elemanların birçoğu ortadan kalkmasına yol açmıştır. Sözkonusu orman sahalarını acımasızca tahribatından kala kala en az zayiat verdiğini düşündüğümüz pesent (seçicilik göstermeyen) denen bazı maki türleri ayakta kalabilmişlerdir.
    Garig formasyonu
    İnsanlar arasında zayıflar genel itibariyle garip olarak nitelenir. Varsın bitki âlemini de temsilen garip topluluklar olsun ki bir takım farklılıkları kıyas etme imkânımız olabilsin. İşte temsil noktasında sonderece kurakcıl karakter kazanmış fakir veya cılız sözkonusu bitki formasyonunu Garig formasyonu diye tarif edebiliriz pekâlâ. Örnek: Philleyrea latifolia, Phyllirea latifolia, Poterium spınosum, Quercus coccifera, Juniperus oxycedrus, Cistus ve Thymus türleri.
    Psödomaki
    Akdeniz dalgasını taşıyan maki elemanları ile Karadeniz tesirini aksettiren nemcil ve kışın yapraklarını döken ağaçların birarada bulunan bitki topluluklarına psödomaki formasyonu denmektedir. Yani bu durum yaz-kış yapraklarını dökmeyen maki elemanları arasına kışın yapraklarını döken maki elemanlarının karışması olayı olarak tanımlanmaktadır. Mesela Marmara bölgesinde Akdeniz ikliminin sirayet edebileceği maki elemanlarının arasında Karadeniz ikliminin sebep olduğu veya yoğun yaz yağmurlarının etkisiyle kışın yapraklarını döken ve daha nemcil karakterde diyebileceğimiz bazı bitki türleri yetişme imkânı bulabilmektedirler. Özellikle maki sahalarında belirli bir kış mevsimi olmadığından bitkiler hayati faaliyetlerini her mevsim sürdürmeye devam etmektedirler. Fakat psödomaki formasyonuna mensup bitkiler için kış mevsimi dinlenme devresi olup, aynı zamanda bu tür bitkilerde yaprak dökümü bile görülebilmektedir. O halde Psödomaki formasyonunu oluşturan elemanlardan bazıları için örnek verebiliriz. Örnekler- Arbutus unedo, A. andrachne, Qercus coccifera, Olea oleaster, Philleyrea latifolia, Pistacia terebinthus, Juniperus oxycedrus, Cercis siliquastrum, Cistus, Erica.
    İkinci sunacağımız örnek ise bu maki türleri içine karışan ve kışın yapraklarını döken elamanlardır. Örnekler- Cornus Mas, Crataegu monogyna, Coryllus avellana, Fraxinus
    ornus, Rubus fruticosus, Sorbus torminalis ve Ligustum vulgare, Bromus tomentellus.
    Ot formasyonları
    İklim, toprak ve rölyef gibi yetişme şartlarının ağaç yetişmesine imkân vermediği yerlerde, belirli zamanlarda yağış durumu veya toprağın derinliklerine sızmayacak derecede suyla beslenip yetişen bitkilerin meydana getirdiği topluluğa ot formasyonu denmektedir. Ot formasyonları; savan, step ve çöl formasyonları olarak üç grupta mütalaa edilirler.


  13. Savan
    Tropikal bölgelerin kurak mevsimi bulunan bölgelerde gelişen ve içlerinde seyrek olarak ağaçların da yer aldığı yüksek boylu otlardan meydana gelmiş bitki topluluğuna savan adı verilir. Anlaşılan o ki orman formasyonu buralarda yerini yüksek boylu otlara vermiştir. Yine de bu demek değildir ki savan sahaları tamamen ağaçtan mahrum yerlerdir. Bilakis Tropikal bölgelerin yıllık yağışı 1000 mm’nin üstünde olan ve kısa kurak devresi bulunan yerlerde nemli savanlar gelişmiş halde bulunup, bunlar arasında yapraklarını döken ağaçlar da bulunur.
    Yıllık yağışı, 500 mm arasında olan ve 5–7 ay kuraklık geçiren kuraklık geçiren tropikal bölgelerde ise kurak savanlar yer alıp, ister istemez bu durumda ağaç nadiren bulunacaktır. Dolayısıyla buraları daha çok yüksek boylu otlar kuşatmıştır.
    Tropikal bölgelerin 8–10 ayı kurak geçen ve yıllık yağışı 500 mm’nin altında olan yerlerde dikenli bir hal alır ki savanların bu türüne dikenli savan denmektedir.
    Stepler (Bozkır formasyonu-preri)
    Bozkır formasyonu denilince ister istemez orta asya akla gelmekte. Sonuçta Ortaasyadan Anadoluya gelip, oradan da Balkanlara uzanmışız. Anlaşılan o ki bozkır kültürümüzü hatırlatacak step formasyonumuz var. Bilindiği üzere orta kuşakta yağışların ağaç yetişmesine yetmiyecek kadar az olan yerlerde yaz kuraklığına dayanamıyarak güz mevsimine yakın bir dönemde solan ve aynı zamanda ortadan ansızın kaybolan ot formasyonuna step formasyonu denmektedir. Dolayısıyla yağış miktarının 250 –300 mm’yi aşamadığı steplerde umumiyetle ağacın olmadığı belirlenmiş olmakla birlikte zemini nispeten nemli yerlerde tek tekte olsa nispeten ağaç görülebilmektedir.
    Bozkır formasyonunun başlıca yayılış alanları Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika kıtalarıdır. Memleketimizde doğal step sahaları olup, özellikle İç Anadolu, Tuz gölü çevresi, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu ve Trakya’da ki bazı step sahalar ormanların tahribi neticesinde meydana gelmiş sekonder step sahaları olarak bilinmektedirler. Örnek: Stipa, Artemisia, Festuca ovina, Bromus tomentellus, Peganum harmala.
    Flora âlemleri
    Madem yeryüzü bitki örtüsü flora âlemlerine ayrılmakta, o halde flora âlemleri de flora bölgelerine ayrılacaktır elbet. Dolayısıyla yeryüzünü saran bitki örtüsü Avustralya, Antartika, Holoarktik, Paleotropik, Neotropik ve Kap florası olmak üzere 6 flora âlemini diye tasnif edilirler.
    Holoarktik Flora âlemi
    Holoarktik flora âlemi kuzey yarımkürenin soğuk ve ılıman bölgelerini içine alan bir flora âlemi olup, bu sözkonusu âlem Akdeniz, Avrosibirya, Doğu Asya ve Kuzey Amerika diye 5 bölgeye ayrılmaktadır.
    Doğu Asya Bölgesi
    —Yağışı bol bir bölge olup, yıllık yağışı ortalama 500 mm’ye tekabül etmektedir. Bu arada kışlar ise kurak geçip, yaz mevsiminde yerini yağışa terketmektedir.
    —Bölgenin güneyinde subtropik karakterde yağmur ormanları olup kuzeye gidildikçe bu ormana has bir takım karakteristik özellikteki bitkileri ortadan kalktığı gözlemlenmiştir.
    —Kuzeye çıkıldıkça yağmur ormanları yerine yaprak dökümünün belirgin hale geldiği ağaç toplulukların hâkim olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle yağmur ormanları Himalaya’nın doğu etekleri, Orta Çin, Formoza ve Güney Japonya’ya kadar uzanmaktadır. Örnek: Lauraceae, Quercus, Magnoliaceae ve Theaceae bitkiler.
    —Doğu Asyanın yazlık ormanları Avrupadaki yazlık ormanlardan floristik bakımdan zengin olduğu gözlemlenmiştir. Yani Doğu Asya’nın yarısı Juglandeceae familyası mensuplarının teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Örnek: Alnus, Acer, Betula, Prunus ve Qercus türleri.
    Orta Asya Bölgesi
    — Orta Asya bölgesi doğuda Gobi çölünü (1000–1500 m), Kuzeyde Tibet yaylasını (4000–5000 m) içerisine alır. Zaten Batı Türkistan’ın dışında kalan bir kısım bölge ise çöldür.
    — Ormanca yağış alan yüksek kısımlarda yer alır (300–350 mm).
    — Bölgenin batısı çayır stepleri halindedir.
    —Doğuya doğru gidildikçe astragalus stepleri hâkim hale geçer. Bunun yanısıra Artemisia stepleri de yer alır.
    —Su kenarlarında Salix, Populus, Tamarix cinslere mensup türler hâkimdir.
    —Tuzlu topraklarda Chenopodiacea familyasına mensup türler gelişir.
    Akdeniz Bölgesi
    —Ilıman ve yağışlı kışlarla geçen ve aynı zamanda sıcak ve kurak yazlarla karakterize edilen alanlar Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü bölgeler olarak tanımlanır.
    —Bu bölge uzun medeniyetlere sahne olduğundan bu arada ister istemez bitki örtüsü tahrip edilmesi neticesinde tipik form olarak maki topluluğu meydana gelmiştir.
    —Akdeniz bölgesinde Pinus Brutia (Kızılçam), Pinus Pinea (Fıstık çam), Pinus Sılyvestris (Sarıçam), Fagus Slyvatica, Fraxinus (Avrupa kayısı), Abies (Göknar), Cedrus Akdeniz ikliminin hâkim olduğu bölgelerde görülür.
    —Akdeniz ikliminin etkisi altına giren bölgeler: İberik yarımadasının bir kısmı (İspanya tarafı), Güney Fransanın kıyı bölgesi, İtalya yarımadasının alçak kısımları, Yunanistanın kıyıya yakın alçak kısımları, Batı Güney Anadolu kıyı bölgesi, Doğu Asyanın kıyı şeridi ve Afrikanın kuzey batısı diye sıralanırlar.
    Avro-sibirya Bölgesi
    — Avro-Sibirya bölgesi Islanda’dan Kamçatski’ye kadar uzanıp, bu ormanlar Doğu Asya’da oldukça fakir oldukları tespit edilmiştir.
    — En fazla yağış yaz aylarında görülür.
    — Kuzeyi iğne yapraklı ormanlarla kaplıdır. Örnek- Conifera türlerinden; Larix, Abies, Pinus ve Picea teşkil eder.
    Conifera arasına geniş yapraklılarda karışarak Kuzey Rusya’dan Sibirya’ya kadar uzanan Tayga ormanlarını hâsıl eder. Tayga’nın kserofit karakteri yerin donmasının sebep olduğu susuzluktan (fizyolojik kuraklık) ileri gelir. Mesela Tayga’nın belli başlı kozalakları; Pinus Sıylvestris, Pinus Cembra, Picea ovata, Abies Sibirica, Larix Sibirica ve Larix dahurica’dır. Yayvan yapraklılara i Sibirya’dan Betula, Alnus, Salix ve Populus, Balkan yarımadasının kuzeyinden ise Carpınus, Fagus, Quercus gibi bitkileri örnek gösterebiliriz.
    —Avro-Sibirya otsu formasyonlarından en yaygın olanı çayır olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yaz ayları yağışlı olması dolayısıyla bütün bölge bataklık ve fundalık bakımdan zengin olduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla bataklık çayırlarda Phragmites ve Carex yaygındır.
    —Ilıman kuşağın kuzeyinden kutuplara doğru Tundra formasyonu teşkil eder. Örnek-Bryophyta, Liken, Carex. Aynı zamanda Tundaralar yılın ¾ ü karla örtülü olup Cladonia rangiferina (rengidiken) hâkim bitki topluluklarını oluştururlar.
    Kuzey Amerika Bölgesi
    1-Kuzey Amerika bölgesi fizyonomik bakımdan Avro-Sibirya bölgesine dâhil olup, floristik bakımdanda Doğu Asya flora yapısı gösterirler.
    2-İklim ve floristik yapısı bakımdan Kuzey Amerika üçe ayrılmakta olup,
    “a-Pasifik kıyı şeridi
    b-Atlas okyanus kıyıları
    c-İç kesimler” diye tasnif edilirler.
    3-Kuzey Amerikan bölgesinin güney doğusunda Virjinya ile Texas arasında kalan kesimde subtropik yağmur ormanları yer almaktadır. Özellikle bunlar arasında Quercus, Magnolia, Liyan’lar zengin ormanaltı vejatasyon oluştururlar.
    Pasifik kıyı Şeridi
    Özellikle iğne yapraklı ormanlar gelişme gösterir. Örnek- Tsuga, Pseudotsuga, Thuja, Sequoıadendron, Gıganteum (mahmut ağacı), Conifera ormanlarını teşkil eder.
    Atlas okyanusu kıyıları
    Kurak bölgelerinde pinus türleri, bataklık yerlerde ise Taxodium disticum bulunmaktadır.
    İç kesimler
    İç kısımlarda Preri adı verilen vejatasyon yer alır. Preriler’in yapısına Astragalus, Aster, Andropogon, Achillea, Koeleria, Stipa’lar teşkil eder. Preri’ler kserofit bitkiler ile örtülüdür.
    Paleotropik Bitkiler
    Paleotropik flora âlemi;
    —Orta ve Güney Afrika
    —Tropik Asyayı içine alır.
    Paleotropik flora âlemi aynı zamanda Malezya ve Hint-Afrika alanını da kapsar.
    Malezya Bölgesi
    —Yağmur ormanları Malezya bölgesinin en tipik formasyonudur. Örnek: Moraceae, Annonaceae ve Dipterocarpaceae formasyonlarına ait bitkiler ile odun ihtiyacını karşılayan liyanlar yer alır. Aynı zamanda dalları sis altında kalan Bryophyta, Orchida ve Pteridophyta bitkileri bakımdan zengindirler.
    —Malezya Bölgesinin kuşak kısımda muson ormanları yer alır. Sava adasının doğusunda ve K.Hindistan’ın doğusunda ki muson ormanlarını ise Tectona grandis temsil eder.
    —Bölgenin güneyine gidildikçe antarktik flora âleminin etkisi görülmektedir.
    Hint Afrika Bölgesi
    Hint- Afrika bölgesinde kuzeyden ekvatora yaklaştıkça yağış oranı artmaktadır. Dolayısıyla bitki örtüsü şu şekilde sıralama gösterir:
    —Bitki örtüsü çöl, savan, galeriye ormanı ve yağmur ormanı şeklinde birbirini takip eder. Yağmur ormanları Gine kıyılarından Güney Havzasına kadar uzandığı gibi yer yer gök galeri ormanları ile çevrili olduğu gözlemlenmiştir. Genelde bu ormanlar devamlı su bulunan yerlerde bulunurlar. Anlaşılan o ki Afrika’nın en tipik ormanlarını Savanlar oluşturmaktadır. Savanlar; Asclepidaceae, Amaranthaceae, Acanthaceae, Scrophulariaceae, Composıtae, Malvaceae ve Legumunaceae türleri savanların tipik bitkileri arasında yer almaktadır.
    —Hint Afrika bölgesi, Afrika sahasının Güneyi ile Madagaskar çevresindeki odaları içine alıp, özellikle bunlar içerisinden Madagaskar adası endemikler bakımdan zengin bir alanı kaplamaktadır. Hatta seyyahların ağacı ismiyle anılan ve güneşe karşı dik duran Ravnala Madagascariensis burada yer almaktadır. İlginçtir bu ağaç güneşin kavurucu sıcaklığına aldırmadan daha çok kendi kendini gölgelendirmesiyle dikkat çekmektedir. Belli ki gövdelerinin üstünde simetrik olarak her iki yana yayılmış vaziyette bulunan yaprak demetleri bu iş için seferber olmuşlar. Böylece ışık nereden gelirse gelsin bünyelerinde var olan gölgeleme tertibatları sayesinde bunaltıcı sıcakların zararlarından korunabilmektedirler.
    Neotropik Flora âlemi
    —Neotropik flora âlemi Orta Amerika ve Güney Amerika bölgesini içine alır.
    —Yeryüzünün en geniş yağmur ormanı bu bölgede, özellikle Amazon çevresinde bulunmaktadır. Orta Amerikanın batı kısımlarında ise (Venezualla, Kolombia ve Brezilyanın iç kısımları) yaprak döken muson ormanları ile kserofil çalılar yer almaktadır.
    —Neotropik flora âlemi içerisinde savanlar da geniş yer kaplamaktadır. Hatta Uruguay ve Kuzey Arjantinin otluk halde step haline geçmiş savanlarına pampa adı verilir (prerileri andırır).
    —Bölgenin güneyi (Patagonya) ise dikenli ağaçlar, kserofil çalılar, seyrek yapılı step ve otlaklarla örtülü yarı çöl halindedir.
    — And dağlarında ki (orman ve çalı kuşağından yukarıda kalan kısım) sert yapılı otlar, yastık halinde bitkiler, bodur çalılarla örtülü otlaklar halindeki bitki örtüsüne Paramo denilmektedir.
    —Bu flora bölgesinde bilhassa Cactaceae, Cannaceae, Bromeliaceae familyaları daha yaygın haldedirler.
    Kap Flora âlemi
    —Küçük flora âlemidir.
    —Yağışın 2/3’ü kışın düşer.
    —Maki formasyonu çalılardan meydana gelmiştir.
    —Orman florası sadece güney kıyıların nemli kısımlarında vardır.
    —Zengin bir floraya sahiptir. Özellikle Proteaceae familyası zengin formu oluşturmaktadır.
    —Arazi yapısının değişik oluşu dolayısıyla yağışa bağlı olarak bitki örtüsünde değişik olarak kademelenmiştir.
    Avustralya flora âlemi
    —Avustralya büyük kara parçalarından ayrılması sonucu izole olmuş bir kıta olup, aynı zamanda bitki örtüsü % 85 endemik olan bir flora âlemidir. Yani 10.000 türden 8600’den fazlası endemiktir.
    — Kıyı bölgeleri yağış aldığından daha çok yağmur ormanları yer alır. Yağış ormanları Eucalyptus ormanları ile çevrilip, bu türler Australya bölgesinde 500 türden fazlasıyla temsil edilirler. Kuzeyin yaz yağmuru alan vejatasyon kısmında ise savanlar damgasını vurmaktadır.
    —Bu flora âlemin büyük bir bölümü kurak haldedir.
    Antartika Flora âlemi
    Güney Amerika’nın güney batı ucunu içine almaktadır. Bu floranın iki ana özelliği sürekli yağışlı sisli ve bulutlu olmanın yanısıra bitki örtüsünün ılıman yağmur ormanı niteliğine sahip olmasıdır. Ayrıca yağmur ormanı fagaceae (kayıngiller) familyasından Nothofagus tarafından temsil edilir. Hatta bu ormanlar lianlar ve epifitlerle örtülüdür. Aynı zamanda bölgede bataklık ve turbalıklar da mevcuttur.
    Antartika bölge
    Güney Georgia adaları, Kerguelen adaları ve Macquarie adalarını içine alır. Söz konusu adaların florası oldukça fakir olup, yer yer ot formasyonlarına da rastlanır. Dahası bölgenin büyük bir kısmı buz gölü halindedir.


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri