Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Kaç Mevsim Sarardı Yokluğun yüreğim.. Yaşam yanıbaşımdan akıp gidiyor ve ben bir türlü yetişemiyorum. Yüreğimde buruk bir acıyla bakakalıyorum ardından. Anılardan kırıntılar var hatırımda ,

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Kaç Mevsim Sarardı Yokluğun

    Sponsorlu Bağlantılar




    Kaç Mevsim Sarardı Yokluğun




    yüreğim..
    Yaşam yanıbaşımdan akıp gidiyor ve ben bir türlü yetişemiyorum. Yüreğimde buruk bir acıyla bakakalıyorum ardından.
    Anılardan kırıntılar var hatırımda, anlamsız ucuz zamanlara dair. Oysa anlamı olan bir şeyler arıyorum geçmişimde... Anlamı olan bir şeyler girsin istiyorum hayatıma...




    Hayatın bir yerinde bir fotoğrafa girmeye zorluyorum kendimi. Ama hep kenarda kalıyorum. Ben mi seçiyorum orayı hep? Yoksa onlar mı bana uygun görüyor, kestiremiyorum? Hep orada, yalanın, üçkağıdın, ikiyüzlülüğün, yalakacılığın olmadığı yerde kalıyorum. Hep kenarı uygun görüyorlar bana. Ortaları yalancılar, yağcılar, onursuzlar, üçkağıtçılar kapıyor...






    Gözlerime bakıpta asıl utanması gerekenler utanmıyor ey hayat, ben utanıyorum onların yerine, utanmazlıklarından ruhum daralıyor, yüreğim inciniyor. Bazen çevremden, her şeyden kaçıp kurtulmak istiyorum. Hayatın bu kirli sahnesinde insanın iğrençliği tiksindiriyor beni.

    Biliyorum ben iyi bir oyuncu değilim, kıvıramıyorum, kavrayamıyorum senaryoyu. Hayat yalancıyı,onursuzu, kıvıranı seviyor neylersin. Oyunun içinde aşağılık rolünü iyi oynayanı seviyor. Yüreğiyle değil, beyniyle oynayanı seviyor.
    Aldatmanın aldatılmaktan daha makbule geçtiği bir zamandayız ey hayat, bu yüzden hep aldatıldım...


    Oyunun adını bulmaya çalışıyorum, anlamaya çabalıyorum senaryosunu. Sevdiklerimin gözlerine bakıyorum, sevmediklerimin. Beni seviyor görünenlerin gözlerine bakıyorum, sevmeyenlerin. (Keşfettiklerim) bulduklarım, anladıklarım ürkütüyor beni. Ürküyorum hayattan ve hayatın rolünü iyi oynayan utanmaz haytalardan...
    Çevremdekilere bakıyorum mertlik, dürüstlük denen kavramlar çoğuna yakışmıyor. Küçücük çıkarlar uğruna böyle ucuz duygusuz yaşayabiliyorlar. Bazen baban, kardeşin bile ucuz çıkarlar için seni satabiliyor... Olsun, ilk kez yaşamıyorum hayal kırıklığını, ilk kez yaşamıyorum ihaneti. Çocukluğumdan biliyorum ki, uzak dağbaşlarında yaralara merhem yerine tütün basarak ayakta durabiliyor çobanlar...






    Ey yüksek uçurumlardan atamadığım kalbim, kanayan ve hiç kapanmayan bir yaraydı bıraktığın ömrüme. Bu yüzden acıyıp duruyor yüreğim, ömrümün susuz kalmış çiçeklerine... Uzlaşmasız kopuyor ilişkiler, parçalanan bulutlar gibi dumanlanıyor gözlerim. Anılar üşüşüyor belleğime, hüzünleniyorum, efkarlanıyorum, üzülüyorum...

    Ne çok kırıldım, ne çok şey yaşadım hayatın bu kirli sahnesinde. Sancılarla örülmüş bir ömürden geliyorum ey hayat, acılarla örülmüş bir ömürden... Kırgınlıklar kolay iyileşmeyen yaralardır biliyorum... Kalbime batan hançerin sapını tutan el önemli değil artık! Nasılsa en büyük darbeyi insan yakınlarından yer.
    Bir gün akşam olur elbet biter ömür, sızılar kalır geride. Bir de yüreğimde şiir kırıkları.
    Anladım ki, iki kere iki dört etmiyor her zaman.




    ah! kalbim
    ortak oynanan bir oyunmu hayat?
    herkesin kendisini oynadığı
    yalnız bir trajedeyim ben
    maskesiz, seyircisiz
    her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli

    kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
    silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
    bir kar çölü ıssızlığıyım, durgun bir gölün sessisliği
    her gece bir ateşdağına tırmanıyorum
    bir kahır dağına
    hiç bir yol çıkmıyor umuda
    kalbimi iki buzdağının arasına koyup uyuyorum
    bir başka bahara açmak için çiçeklerimi


    yüreğim..
    Yaşam yanıbaşımdan akıp gidiyor ve ben bir türlü yetişemiyorum. Yüreğimde buruk bir acıyla bakakalıyorum ardından.
    Anılardan kırıntılar var hatırımda, anlamsız ucuz zamanlara dair. Oysa anlamı olan bir şeyler arıyorum geçmişimde... Anlamı olan bir şeyler girsin istiyorum hayatıma...




    Hayatın bir yerinde bir fotoğrafa girmeye zorluyorum kendimi. Ama hep kenarda kalıyorum. Ben mi seçiyorum orayı hep? Yoksa onlar mı bana uygun görüyor, kestiremiyorum? Hep orada, yalanın, üçkağıdın, ikiyüzlülüğün, yalakacılığın olmadığı yerde kalıyorum. Hep kenarı uygun görüyorlar bana. Ortaları yalancılar, yağcılar, onursuzlar, üçkağıtçılar kapıyor...






    Gözlerime bakıpta asıl utanması gerekenler utanmıyor ey hayat, ben utanıyorum onların yerine, utanmazlıklarından ruhum daralıyor, yüreğim inciniyor. Bazen çevremden, her şeyden kaçıp kurtulmak istiyorum. Hayatın bu kirli sahnesinde insanın iğrençliği tiksindiriyor beni.

    Biliyorum ben iyi bir oyuncu değilim, kıvıramıyorum, kavrayamıyorum senaryoyu. Hayat yalancıyı,onursuzu, kıvıranı seviyor neylersin. Oyunun içinde aşağılık rolünü iyi oynayanı seviyor. Yüreğiyle değil, beyniyle oynayanı seviyor.
    Aldatmanın aldatılmaktan daha makbule geçtiği bir zamandayız ey hayat, bu yüzden hep aldatıldım...


    Oyunun adını bulmaya çalışıyorum, anlamaya çabalıyorum senaryosunu. Sevdiklerimin gözlerine bakıyorum, sevmediklerimin. Beni seviyor görünenlerin gözlerine bakıyorum, sevmeyenlerin. (Keşfettiklerim) bulduklarım, anladıklarım ürkütüyor beni. Ürküyorum hayattan ve hayatın rolünü iyi oynayan utanmaz haytalardan...
    Çevremdekilere bakıyorum mertlik, dürüstlük denen kavramlar çoğuna yakışmıyor. Küçücük çıkarlar uğruna böyle ucuz duygusuz yaşayabiliyorlar. Bazen baban, kardeşin bile ucuz çıkarlar için seni satabiliyor... Olsun, ilk kez yaşamıyorum hayal kırıklığını, ilk kez yaşamıyorum ihaneti. Çocukluğumdan biliyorum ki, uzak dağbaşlarında yaralara merhem yerine tütün basarak ayakta durabiliyor çobanlar...






    Ey yüksek uçurumlardan atamadığım kalbim, kanayan ve hiç kapanmayan bir yaraydı bıraktığın ömrüme. Bu yüzden acıyıp duruyor yüreğim, ömrümün susuz kalmış çiçeklerine... Uzlaşmasız kopuyor ilişkiler, parçalanan bulutlar gibi dumanlanıyor gözlerim. Anılar üşüşüyor belleğime, hüzünleniyorum, efkarlanıyorum, üzülüyorum...

    Ne çok kırıldım, ne çok şey yaşadım hayatın bu kirli sahnesinde. Sancılarla örülmüş bir ömürden geliyorum ey hayat, acılarla örülmüş bir ömürden... Kırgınlıklar kolay iyileşmeyen yaralardır biliyorum... Kalbime batan hançerin sapını tutan el önemli değil artık! Nasılsa en büyük darbeyi insan yakınlarından yer.
    Bir gün akşam olur elbet biter ömür, sızılar kalır geride. Bir de yüreğimde şiir kırıkları.
    Anladım ki, iki kere iki dört etmiyor her zaman.




    ah! kalbim
    ortak oynanan bir oyunmu hayat?
    herkesin kendisini oynadığı
    yalnız bir trajedeyim ben
    maskesiz, seyircisiz
    her gece uykuya yatmış bir dağ gibi kederli

    kirpiklerini sulara dökmüş bir çiçeğim
    silahsızım kuşları vurulmuş bir gökyüzünde
    bir kar çölü ıssızlığıyım, durgun bir gölün sessisliği
    her gece bir ateşdağına tırmanıyorum
    bir kahır dağına
    hiç bir yol çıkmıyor umuda
    kalbimi iki buzdağının arasına koyup uyuyorum
    bir başka bahara açmak için çiçeklerimi


    Git…

    Kaç mevsim sarardı yokluğun…

    Hani uzanırdın pencerenden ve bakardın boşluğa.. İki bina arasında koca bir boşluk olurdun ve susardın öylece…

    Bazen sesin esiverirdi balkona, Gülüşünde yankılanan bi yangın olurdu sokak, kararırdın ya, direklerden akardı içime duman. Sonra kusarım kelimelere, susarım söz, etmem bir kelam bile…

    İçinde dipsiz bi oyuk açılır caddenin, kasislere boğulurdum, şah damarımda bir sızıntımı var, sanki içimden bi kayan var.


    İşte karanlığın tarifinde gezerdim seninle, sen bensiz kahkahalada boğulurdun ben sessiz çığlıklarda.


    Göküzünde adın belirdi, hadi dön ve bak.. Arada görürsün, benim bakışlarımıda orda…

    Penceremde yansıyan soluksuz hüküm sehpası, ve hilaline akseden belki gamzelerinin çukurları. Bilmiyorum yorgunluğum senin denizlerindenmi yansıdı…

    Bak orda gördünmü denizi, maviliğinden vazgeçmiş, gün batımında sessiz sedasız ilkiniyor.. Dalgalarında sular boğuluyor.. Sapsarı kesilen mavi göklerin hesabıda benden soruluyor. Değerinden kaybetmeyen altının suretinde taş kesiliyor.


    Sen bazen gelirdin kapıma, sebebi dursun sen gelirdin işte, tamda sende kaybolmak istediğimde, elsiz ayaksız düşerdim içine. Komplolar kurar sonra yalanlardım kendimi.. En savunmasız halimden vururdun beni sahi… Hiç titremezdi ellerin.. Sade bir gülümseme ardından susardın işte.. Yıldızlar kadar çoğalırdın içimde.. Kaç şiir akıttım kollarımdan anlardın sanki…

    Ellerimden sızan kızıl mürekkeple kalırdım ardın sıra…

    Uzandığım minderde kalırdı izin, sonra saçlarını sayardım.. gecenin içinde kaç karanlık atlattım diye bakardım yastığıma, düşen omuzlarından alırdım ve onları saklardım gömleğimin cebinde.

    Eskaza muhabbetlere kalır, sonra hiç susmadığım kadar konuşurdum.. İçimden duydum. Kapının ardından seslenen sendin bana. Olur ya hikaye uydurdum. Sonuna yalanlarımla avuttum içimi. Senden ibaret kalan yanlarımdan sana ...

    İşittim sözlerimi, duyma diye seni konuştum yalnızlığın tam ortasında…

    Ve yıkadım geceyi benden…

    Daha afilli cümeleler kurmak için provalar yaptım hayalinle. Sonra unuttum, olmayacak dua da olsan amin dedim ve sığındım Rahmana…

    Zaten kim kaldı ki ondan başka…


    İşte son tezkere verildi ruhuma, istila edildi dilim…


    Geceye akıttıklarımdan damlayan varmı eline ve sustuğum cümlelerden duyan varmı içinde…


    Sonu olmayan bir duayla yalvarıyorum Ona, duyar biliyorum. Sustuğum dualarda ve görür kaybolan yanlarımı, içimden içine kaç kelimem varsa hepsi senin aslında…


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Mevsim ile ilgili akrostiş şiir, mevsim akrostiş
  3. bir yılda kaç mevsim vardır ?
  4. Dört mevsim dört gelin, Dört Mevsim Ve Gelinlik Hazırlıkları, Mevsimlere Göre Gelinler, Me
  5. Tutunduğum Tüm Dalları Kıran Bir Fırtınaydı Yokluğun
  6. Hareketli Mevsim Avatarları
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 
Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri