Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Kader e İman Sebeplere Yapışmayı Engellemez Kader e iman ın Allah ’a tevekkülle beraber bizi sebeplere yapışmaya memur ettiğini aklımızdan çıkarmamamız şarttır. Sebeplere yapışmak da

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Kadere İman Sebeplere Yapışmayı Engellemez

    Sponsorlu Bağlantılar




    Kadere İman Sebeplere Yapışmayı Engellemez

    Kadere imanın Allah’a tevekkülle beraber bizi sebeplere yapışmaya memur ettiğini aklımızdan çıkarmamamız şarttır. Sebeplere yapışmak da Allah’ın izni olmaksızın bizi neticeye ulaştırmayacaktır, bunu da yine aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Sebepleri yaratan varlık neticeyi ve semereyi yaratan varlıktır. Örneğin salih bir nesil isteyen kimse, bunun için mutlaka bir sebebe yapışmak zorundadır. O da şer’i evliliktir. Fakat bu evlilik bazen semeresini verir ki bu çocuktur. Bazen de Aziz ve Hâkim olan Allah’ın irade ve meşietine göre semeresini vermez.
    “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediğine dişiler bahşeder, dilediğine de erkekler bahşeder. Veya onları hem erkek hem de dişi olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O her şeyi bilendir her şeye gücü yetendir.”
    Şûrâ: 49
    Sebeplere yapışmayı terk etmek müslümana haramdır. Rızk Allah’ın elinde olmasına rağmen rızk talebi için sayu gayreti terk etmek günahtır.
    Şeyhülislam şöyle dedi:
    “Sebeplere onların yaratıcılığına itikat edip meşietine inanarak iltifat etmek tevhitte şirktir. Sebepleri sebep olarak yok addetmekse akılda noksanlıktır. Emrolunan sebeplerden yüz çevirmek de şeriata tân etmektir.”
    Mecmuu fetava: 8/528
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) meşru sebeplere yapışmanın kader olduğunu beyan etmiş ve bundan dolayı da tedaviyi emretmiştir. Usame bin Şüreyk (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabı ile beraber iken geldim. Onlar Nebinin yanında başlarının üzerinde kuş varmış hareket ettiklerinde uçacakmış gibi idiler. Onlara selam verip oturdum. Civar köylerden bedevi Araplar geldi ve:
    −Ya Rasulallah, hasta olduğumuzda tedavi olalım mı? dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
    −‘Evet, tedavi olunuz zira Allah yarattığı her derde deva yaratmıştır. Ancak ihtiyarlık müstesnadır’ buyurdu.”
    Ahmed: 4/278, Ebu Davud: 3855, Tirmizi: 2039, İbni Mace: 3436
    Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle:
    Allah indirdiği her derde mutlaka şifa da indirmiştir’ buyurdu.”
    Buhari: 5720
    İbni Ebi’l-İz şöyle dedi:
    “Bazı insanlar tevekkülün, çalışıp gayret etmeye ve sebeplere yapışmaya mani olduğunu zannetmiş, işler takdir olunmuş ise, sebeplere yapışmaya hiç gerek yoktur demişlerdir. Bu görüş fasittir. Çünkü çalışmanın farz olanı, mendub olanı, müstehap olanı, haram olanı ve mekruh olanı vardır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tevekkül edenlerin en faziletlisi idi. Buna rağmen savaşa çıktığında zırhını giyer kılıcını kuşanırdı.”
    Buhari: 5720
    Sahabelerin (Radiyallahu Anh) kadere imanı ile sebeplere yapışma arasındaki alaka anlayışları da aynen öyle idi. Zira sebeplere yapışmak da kadere imanın içine girer, bu ona munafi değildir, aksine onun gereğidir.
    Örneğin İbni Abbas (Radiyallahu Anh)’ın rivayet ettiğine göre Ömer (Radiyallahu Anh) Şam’a doğru yola çıktı. Nihayet Serg denen yere gelince Ebu Ubeyde bin Cerrah (Radiyallahu Anh) ve arkadaşları kendisini karşıladılar ve Şam arazisinde veba Salgını olduğunu söylediler. İbni Abbas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    “Ömer (Radiyallahu Anh) İlk hicret edenleri bana çağır dedi. Onları çağırdı, onlarla istişare edip veba salgınını onlara haber verdi. Onlar Ömer (Radiyallahu Anh)’ın geri dönmesi ve kalması hususunda ihtilaf ettiler. Bazıları:
    −Bir iş için çıktın, o işten geri dönmeni doğru bulmuyoruz dediler. Bazıları da:
    −İnsanların geri kalan kısmı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ashabı seninle beraberdir. Onları bu vebaya getirme dediler. Ömer (Radiyallahu Anh) onlara:
    −Yanımdan çıkın dedi. Sonra:
    −Ensarı bana çağır dedi. Ben onları da Ömer (Radiyallahu Anh)’ın yanına davet ettim. Ömer (Radiyallahu Anh) onlarla da istişare etti. Onlar da muhacirlerin yoluna suluk edip ihtilaf ettikleri gibi ihtilaf ettiler. Bunu üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) onlara da:
    −Yanımdan çıkın dedi. Sonra:
    −Kureyş ihtiyarlarından, fetih muhacirlerinden burada bulunanları bana çağır dedi. Ben onları da çağırdım. Onlardan iki kişi bile Ömer (Radiyallahu Anh)’a karşı ihtilaf etmedi. İnsanları geriye döndürmeni ve halkı vebaya götürmemeni doğru görüyoruz dediler. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh) insanların arasında:
    −Ben sabahleyin bineğime binip geri döneceğim, siz de buna göre hazırlanıp sabahlayın” diye nida ettirdi. Ebu Ubeyde bin Cerrah (Radiyallahu Anh):
    Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? dedi. Ömer (Radiyallahu Anh):
    −Keşke bunu senden başkası söyleseydi ya Eba Ubeyde! Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz dedi. İbni Abbas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
    −AbdurRahmân bin Avf (Radiyallahu Anh) bir ihtiyacı Sebebiyle ortalıkta yok iken o esnada çıka geldi ve şöyle dedi:
    −Bu hususta bende ilim vardır. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim:
    ‘Bu hastalığın bir yerde çıktığını işittiğiniz zaman oraya girmeyiniz. Hastalık sizin bulunduğunuz yerde meydana gelirse, ondan kaçmak için oradan dışarıya çıkmayınız’ buyuruyordu. İbni Abbas (Radiyallahu Anh) Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh), Allah’a hamd etti ve oradan ayrıldı dedi.”
    Buhari: 5756
    Aynı sebeple Yemen’den azıksız olarak hacceden bir grup insanın düşkün hali Ömer (Radiyallahu Anh)’ı ağlatmış sonra onlara:
    −Siz kimsiniz diye sormuştu. Onlar:
    −Biz Allah’a tevekkül edenleriz dediklerinde, Ömer (Radiyallahu Anh) onları zem ederek:
    −Aksine siz başkalarının malını yiyenlersiniz. Tevekkül eden, ihtiyacını yerden gayret eder alır sonra Allah’a tevekkül eder demiştir.”
    Camiu’l-Ulum: 384
    İbni Kayyım (Rahmetullahi Aleyh) şöyle diyor:
    Allah’ın yarattığı sebeplere yapışmadan tevhidin hakikati tamam olmaz. Sebepleri iptal etmek tevhide muhalif bir fiildir. Acizlikten dolayı da olsa sebeplere yapışmayı terk etmek hakikatı kula dininde ve dünyasınnda kendisine fayda verecek şeylerin meydana gelmesinde yahut kendisine zarar verecek şeyleri def etmesinde kalbin Allah’a itimadı olan tevekküle muhalif bir iştir.”
    İbni Kayyım Zadu’l-Meâd: 3/420
    Sehl bin Abdullah (Rahmetullahi Aleyh) şöyle demiştir:
    “Sebeplere yapışmaya dil uzatan sünnete dil uzatmıştır. Tevekküle dil uzatan da îmâna dil uzatmıştır. Tevekkül Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in halidir. Sebeplere yapışmaksa O’nun sünnetidir. O’nun hali üzere amel edip tevekkül eden sünnetini terk etmemelidir.”
    Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem: 628

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Kadere İman ile Allah'a İman Arasındaki İlişki Nedir
  3. Kadere İman ile ilgili konu
  4. Kaza Kadere Ve Ahirete İman
  5. Kadere İman ve Kader RisaLesi
  6. Kazâ ve Kadere İman
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri