Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Dünya Gıda Günü Panel Mehmet Mehdi EKER MEHMET MEHDİ EKER (Tarım ve Köyişleri Bakanı)- Gıda Mühendisleri Odamızın değerli Başkanı , değerli Yönetim Kurulu üyeleri ,

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Dünya Gıda Günü Panel Mehmet Mehdi EKER

    Sponsorlu Bağlantılar




    Dünya Gıda Günü Panel Mehmet Mehdi EKER

    MEHMET MEHDİ EKER (Tarım ve Köyişleri Bakanı)- Gıda Mühendisleri Odamızın değerli Başkanı, değerli Yönetim Kurulu üyeleri, değerli konuklar, saygıdeğer hanımefendiler, beyefendiler, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

    Dün 16 Ekim Dünya Gıda Günü olarak kutlandı. Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Teşkilatı başlangıcından itibaren, yani kurulduğu 1945 yılından itibaren Türkiye’de 1981 yılından bu yana aralıksız olarak 16 Ekimi Dünya Gıda Günü olarak kutluyor. Yakın yıllarda bize göre çok isabetli bir kararla FAO, Birleşmiş Milletler Gıda Tarım Teşkilatı her yılı bir kavram çerçevesinde işliyor, yani bir yıl toprak, bir yıl su, bir yıl başka bir konu, bu sene de küresel ısınma ve biyoenerji kavramı işlendi. Dün bizim de bakanlık olarak FAO ile birlikte ve Türkiye Gıda İşverenleri Sendikasıyla birlikte müştereken düzenlediğimiz bir toplantı bu çerçevede düzenlendi İstanbul’da, bende ona iştirak ettim.

    Değerli arkadaşlar, tabii gıdanın önemini belirtmenin hiçbir anlamı yok, onu herkes çok iyi biliyor. Dünyada en son FAO’nun yaptığı araştırmaya, ifade ettiği bilgiye göre 840 değil, maalesef 900 milyon civarında insan her yıl açlık sebebiyle birtakım sıkıntılar yaşıyor, buna bağlı ölümler, hastalıklar meydana geliyor. Soruna baktığımızda aslında dünyadaki gıda maddeleri üretimini incelersek dünyada yeteri kadar gıda maddesi üretiliyor; bunu görüyoruz. Nedir? Dünyada bu sene 658-660 milyon ton buğday üretiliyor. 420 milyon tondan fazla pirinç, 770 milyon tondan fazla mısır, 415 milyon ton civarında patates, 100 milyonlarca ton et, 100 milyonlarca ton süt üretiliyor. Dünyanın bir bölümünde de, yani biraz önce söylediğim 900 milyon yetersiz beslenen, açlık çeken insan sayısının yaklaşık 2 katı kadar da bir insan grubu tokluğun, fazla kalori almanın, aşırı beslenmenin getirdiği problemlerle boğuşuyor.

    Şöyle bir incelediğimizde 15 milyar insanın “nasıl kilo veririm” diye uğraşırken harcadığı parayı dikkate aldığımızda onların bu iş için harcadığı parayla 850-900 milyon aç insanı doyurmak mümkündür. Demek ki sorun aslında bir üretim sorunu değil, sorun bir dağıtım sorunudur. Bunu belirleyen küresel politikaların, ticaret politikalarının, ekonomi politikalarının, belki bir tüketim felsefesinin getirdiği bir sorundur, bir ahlak sorunudur, bir etik problemdir. Çünkü uluslararası piyasalarda fiyatlara tarıma yapılan müdahalelerle, ticaret politikalarına yapılan müdahalelerle yapay fiyat artışları kendi gıdasını kendi üretemeyen, tarımsal üretimi yetersiz olan ülkelerin bu gıda maddelerine erişimini onları ithal etmelerini engelliyor, böyle bir sorun var.

    Bunu bu şekilde tespit ettikten sonra geçtiğimiz yıl dünyada birden gıda maddeleri fiyatlarında bir artış olduğunu idrak ettiğimizi ifade etmek gerekiyor. Örneğin 2007 yılında 150-200 ton dolar civarlarında seyreden buğday fiyatları 2007 yılı sonunda 2008 başında birden 350-400, hatta bir ara 500 dolara çıktı. Birden fiyat artışı ve bu zincirleme bir etkiyle bütün konuyla ilgili bütün fiyatları artırdı. Bu tabii özellikle fakir ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin, yani gıda maddesi ithal eden ülkelerin bu faturasını en az yüzde 25 oranında artırdı; bu da tabii büyük para bazı ülkeler açısından.

    Burada yapılan analizlerde birkaç faktörün geçerli olduğu görüldü. Bir tanesi, özellikle fosil yakıtların ömrünün sınırlı olması petrolün sınırlı olması ve giderek artan petrol fiyatları sebebiyle ülkelerin aslında gıda maddesi olarak üretilmiş ve insan gıdası olaraık tüketilmesi gereken gıda maddelerini amaç dışı kullanmaları, bunu enerji üretimi için kullanmaları bir sebep olarak ifade edildi. Buğday, pirinç, patates, mısır gibi nişasta ihtiva eden bütün gıda maddeleri, bütün tarımsal ürünler biyo etanol üretiminde kullanıldı, keza yağ ihtiva eden bütün yağlı tohumlu bitkiler de biyo dizel üretiminde kullanıldı. Bu bir sebep. Mesela sadece Birleşik Devletlerle 2007 yılında, 2006 yılına göre 60-70 milyon ton ilave mısır üretildi ve bunun çok büyük bir kısmı etanol üretimine gitti. Tabii fiyatlarda artış sebeplerinden bir tanesi bu konu.

    Bir diğeri, özellikle Hindistan ve Çin gibi gelişmekte olan ülkelerde refah artışıyla birlikte toplumda tüketim kalıplarının değişmesi, yani geleneksel olarak pirinç tüketen ülkelerin refah düzeylerinin artışıyla birlikte buğdaya yönelmesi; bu da bir faktör. Yine rafah artışına paralel olarak, gelir artışına paralel olarak dünyada ve özellikle büyük nüfus barındıran Çin ve Hindistan gibi ülkelerde, hatta diğer gelişmekte olan ülkelerde hayvansal ürünlerin tüketiminin artması. Biliyorsunuz 1 milyon ton et üretmek için 7 milyon ton hububat tüketmek gerekiyor. Dolayısıyla et üretimi ve tüketimi bu manada hububat üzerinde de olumsuz bir baskı oluşturdu. Bu şekilde bir de tabii küresel ısınmanın yol açtığı mevzi, yani bölgesel kuraklıklar ve bunların belirli bölgelerde meydana getirdiği üretim düşüklüğü, bu da yine bir faktör. Esas faktör dağılım ve dağıtımdır, çünkü bugün toplamda bütün 6.5 milyar insanın tamamını besleyecek kadar gıda maddesi yeryüzünde üretiliyor. Bu üzerinde durulması gereken bir konu, çünkü milyarlarca insanın aç olduğu bir dünya tok insanlar için de güvenli olmaktan çıkar. Sadece askeri güvenlik açısından söylemiyorum, ruhsal güvenlik, psikolojik güvenlik gibi birçok faktör sosyal gelişmelere, sosyal rahatsızlıklara yol açabilecek önemli bir etmendir, bunu da dikkate almak lazım.

    Peki ne yapılması lazım, sorun nedir? Dedik ki sorun üretim sorunu değildir, sorun dağıtım sorunudur. Peki burada neyi, hangi faktörü dikkate almamız lazım? Bunun üzerinde tabii düşünmek lazım. Kuşkusuz üretim politikaları burada önemli, yani tarımsal gıda maddeleri, tarımsal hammaddelerin, gıda maddesi amacı dışında kullanılmaması lazım. Dünyada verimli tarımsal üretimi geliştirecek tedbirlerin hayata geçmesi lazım; bu son derece önemli bir faktör. Tabii meselenin bu sadece bir boyutu.

    İkinci boyutu, bu gıda maddelerinin, yani gıdaya erişimin yanında mevcut olan gıda maddelerinin sağlıklı olması, insan sağlığına zarar vermeyecek güvenlikte olması, emniyette olması ve bunun da tabii denetim mekanizmalarının, kontrol mekanizmalarının sağlanması. Örneğin şöyle bir şeye sebebiyet vermemeli: Gıda maddelerinin miktarı az, dolayısıyla gıda krizi ve insanlık böyle bir tehlikeyle karşı karşıya. O halde mesela genetiği değiştirilmiş organizmaları artıralım, ki bunu dile getiren bazı kesimler, çevreler var. Bu da doğru bir yaklaşım değildir, bu da insanlığı bir başka açıdan tehlikeye koyar. Gıda maddelerinin gıda maddesi olarak kullanılması insan tüketimi için, eğer enerji ihtiyacı varsa bu enerji üretimi içinde tarım yapılacaksa bunun gıda maddeleri olarak kullanılmayan ürünlerin, bitkilerin bu iş için veya atıkların insanlar tarafından tüketildikten sonra atıkların burada kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.

    Değerli katılımcılar, bizim Türkiye ile ilgili olarak bu konuda bir hususu ifade etmemiz gerekiyor. Türkiye üzerinde yaşadığı coğrafya sebebiyle biyoçeşitlilik ve tarıma ait başka birtakım zenginlikler sebebiyle Türkiye kendi insanlarını besleyecek kadar üretim potansiyeline sahiptir. Tüm mesele Türkiye’deki tarım arazilerinin verimli bir tarımsal üretim için kullanılmasıdır, verimlilik düzeyinin artırılmasıdır, verimliliğin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Nedir bunlar? Bunların birincisi şu: Bizdeki sorun son yıllarda -bunu memnuniyetle, iftiharla söyleyebiliyorum- Türkiye’de tarım sektöründe verimlilik arttı, önemli miktarda arttı; bunu hem ürün bazında da ispatlayabilirim, hem sektör bazında da ispatlayabilirim. Vaktim olmadığı için şu anda rakamlarını vermek istemiyorum, çünkü saat 11’de bir başka toplantıya yetişeceğim.

    Peki sorun nerede? Sorun önemli ölçüde ölçek ekonomisinde, yani Türkiye’de şu anda tarım yapıp da tarımsal üretiminden yaptığı işten memnun olmayan, elde ettiği gelirle tatmin olmayan vatandaşlarım var, çiftçilerimiz var. Onların temel sorunu ölçektir. Türkiye’nin tarım arazileri miras yoluyla babadan oğula geçerken bölünüyor ve -huzurunuzda bir kere daha söylüyorum- dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, rasyonel üretim yapılan hiçbir ülkesinde böyle bir uygulama yok Türkiye’den başka. Avrupa Birliği ülkelerinin hiçbirisinde bu yok, İsrail’de bu yok, Amerika Birleşik Devletlerinde bu yok, bir tek bize mahsus, bizde var. Bölüne bölüne 27 milyon hektar tarım arazimiz 3 milyon 100 bin tarım işletmesi, ortalama işletme büyüklüğü 55 ila 60 dekar ve her bir işletme 7 parselden oluşuyor. Ne demek 7 parsel? 55 dekarı 7’ye bölün. 7-8 dönüm bir parsel. Burada 7 dönüm, bir kilometre ötede 7 dönüm; biri babasından kaldı, biri anasından kaldı, birini kendi aldı. Bu şekilde sabit masrafları artıyor, maliyet artıyor. Ne kadar desteklerseniz destekleyin böyle bir yapıda o çiftçiye hayatını rahatlıkla geçirebileceği bir gelire kavuşması mümkün değil. Onun için birinci engelimiz bu. Biz bunu çözmeye uğraşıyoruz. Bir adım attık bir kanun çıkardık. Bölünemez parsel büyüklüğünü 20 dekar olarak belirledik. Daha önceden böyle bir sınırlama yoktu, bir dekara kadar inebiliyordu. Şimdi ikinci adımı atıyoruz, onun hazırlıklarını yaptık. Bu işe bir son vermemiz lazım, aksi takdirde gelecek nesillerde işlenecek arazi kalmayacak bölüne bölüne, atomize. Bu bizim temel problemimiz.

    İkinci konu, bölünmüş olan bu arazileri toplaştırmamızdır. Toplaştırmadan kastımız da bu alanların verimli bir tarımsal üretim alanı, modern bir tarımsal üretim alanı haline dönüştürmektir. Bize kadar 200 bin hektar alanda toplulaştırma yapıldı arkadaşlar, yani benim hükümetime kadar. Bizim dönemimizde yaklaşık 300 bin daha yapıldı, 450 bin hektar alanda da şu anda devam ediyor. Önümüzdeki yıl 1 milyon hektara ulaşıyor, 2009 yılında. Bizim hazırladığımız bir başka projeyle de, ki bunu daha yaygın, daha kapsamlı bir şekilde yapmamız lazım. Yılda 1 milyon hektarı mutlaka toplaştırmamız gerekiyor.

    Bir başka konu sulama. 5-5.5 hektar alan suluyoruz ve bunun çok büyük kısmı vahşi sulama. Bunun da nelere yol açtığını siz meslektaşlarım benden daha iyi bilirsiniz. Sadece suyun aşırı derecede israfı değil, verimlilik düşüklüğü, verim düşüklüğü, enerji maliyeti, işçilik maliyetinin yüksekliği ve en önemlisi de toprağın erozyonla yok olması, tuzlanma problemiyle de karşı karşıya kalmasıdır. Biz onları da yasakladık, yani yeni hiçbir projeyi artık açık sistem yapmıyoruz.

    Bir de damla sulama ve yağmurlama sulama sistemlerini teşvik için proje geliştirdik. Tarım Bakanlığı olarak biz başlattık kırsal kalkınma yatırımlarının desteklenmesi projesinde. Buna yüzde 50 hibe destek veriyoruz, artı Mayıs 2007’den bu yana da Ziraat Bankası sıfır faizli kredi veriyor. Bugüne kadar 200 bin hektar alanda damla sulama yaptık, onun çalışmalarını başlattık şu anda devam edenlerle birlikte. Bu tabii önemli bir rakam geçmişle mukayese edildiğinde, ama ihtiyacımızın henüz çok çok altında, hedefimizin de çok çok altında. Bunları da bizim gerçekleştirmemiz lazım. Temel sorunlar bunlar. Bunun dışındaki sorunların hepsi doğru politikalarla kaynak ayrıldığında bir şekilde giderilebilir. Örneğin kredi sorunu, örneğin eğitim sorunu, örneğin buna benzer örgütlenme sorunu, ki bunlarda da mesafeler alındı, ama hamdolsun Türkiye belli bir noktaya geldi.

    Şunu söyleyeceğim size: Türkiye’nin tarımsal üretim değeri -verimlilikten size bir örnek vereceğim- 21.8 milyar dolar idi 2002 yılında, hükümeti devraldığımız yıl. Bugün 2007 yılında Türkiye’nin tarımsal üretim değeri, yani bir yıl içinde ürettiği tarımsal gayri safi hasıla 51 milyar dolar. Türkiye yeni alanlar kazanmadı, Türkiye büyük yeni hayvan sürüleri, hayvan popülasyonları da kazanmadı, ama Türkiye’nin ürettiği tarımsal ürünlerin miktarı arttı. Bazı ürünlerde, örneğin mısır; Türkiye 2 milyon ton üretiyordu, 4 milyon ton tüketiyordu. Bugün Türkiye 4 milyon 200 ton mısır üretiyor. Çeltik Türkiye’nin çok eskiden beri dışa bağımlı olduğu bir alan. Türkiye kişi başına 7-8 kilo olan pirinç tüketiyor, 550 bin tona tekabül ediyor. Türkiye sadece 360 bin ton çeltik üretiyordu; bu yaklaşık 200 bin ton pirinç demekti. 350 bin ton pirinç ithal ediyordu. Bugün Türkiye 760 bin ton çeltik üretiyor.

    Türkiye’de buğdayda kalite sorunu yaşıyordu hepiniz biliyorsunuz. Buğdayı ihtiyacından fazla ürettiği halde ayrıca kaliteli buğday ithal ediyordu. Yüzde 10 ithal buğday ile yüzde 90 yerli buğdayı karıştırıp ekmeklik un diye piyasaya veriyordu. Bu dönem bazılarının “Türkiye dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden birisidir” teraneleriyle geçen bir dönemdi. Bu dönemde Türkiye ekmekli buğday ithal ediyordu yemek için. Mısırı, pirinci, diğer yağlı tohumları falan saymıyorum. Yağlı tohumların ithalatı bir bakıma kaçınılmaz. Niye kaçınılmaz? Çünkü Türkiye’nin coğrafyası eğer siz 5 milyon hektar alan sulayabiliyorsanız ve diğer bütün ürünlerinizi yağışa, yağmura bağlı üretiyorsanız bu ülkenin ihtiyacı olan, 70 milyon insanın ihtiyacı olan yağlı tohumları burada üretemezsiniz. Sadece Trakya’da ayçiçeği yağmur suyuyla üretilebiliyor, onun dışındaki her yerde sulamak zorundasınız. Eğer su varsa sularsınız, sulama sistemleriniz varsa sularsınız, su götürmüşseniz sularsınız, değilse sulayamazsınız. O zaman yağı, yağlı tohumları ithal edeceksiniz.

    Türkiye’nin 99 milyon zeytin ağacı vardır. Bir proje başlattık, 40 milyon zeytin fidanı diktik. Türkiye’nin zeytin ağacı varlığı yüzde 40 arttı. Ne kadar zamanda? Sadece 2 yılda. Bugün Türkiye’nin 140 milyon zeytin fidanı var. Hedefimiz İspanya, 170 milyon ağaç. Niye? Yağ kaynağı, dünyanın en sağlık, en sıhhi ürünlerinden bir tanesi. Pamukta verimlilikte düşüş yok, bilakis Türkiye’de pamuk verimi de verimliliği de arttı son 4-5 yıl içerisinde, yalnız ihtiyacımızı karşılamıyor. Tarıma haksızlık yapılıyor arkadaşlar. Lif pamuğun ithalatı pamukta görülüyor. Bakıyorsunuz Türkiye 1-2 milyar dolarlık bu tür tarımsal hammaddeleri ithal ediyor. Nerede kullanıyor? Tekstilde kullanıyor. İhracatta nereye yazılıyor? Tekstil ihracatı olarak yazılıyor. Dolayısıyla dengeye baktığınızda, Türkiye tarım ürünü ithal ediyor, Türkiye öldü bitti, tarım öldü Türkiye’de. Yok arkadaş öyle bir şey, Türkiye’de tarım ölmedi. Türkiye 8 milyon ton süt üretiyordu, şimdi 12.3 milyon ton süt üretiyor. Türkiye’nin et üretimi de arttı, Türkiye’nin süt üretimi de arttı, yüzde 50 süt üretimindeki artış. Hem hayvansal üründe, hem bitkisel üründe Türkiye’de yem bitkileri ekiliş alanı 5-6 kat arttı. Çünkü sadece 35 milyon YTL Türkiye’de yem bitkilerine destek veriliyordu. Bugün 600 milyon YTL destek sadece yem bitkileri üretimine veriliyor.

    Mesela bu sene baklagilleri destekleme kapsamına aldık ilk defa. Daha önceden de birçok ürünü ilk defa yine biz destekleme kapsamına aldık. Türkiye 1.8 milyar YTL toplam destek verirken, bugün Türkiye bu sene içerisinde kurallık desteğiyle birlikte 6 milyar YTL destek ödüyor çiftçiye. Bu nakit para. 1.8’den 6’ya. Kaç kat? 3 kattan fazla. Tabii bir yandan desteklemelerin bu verimlilikle ilişkilendirilmesi bize göre doğru bir uygulama, sonuçlarını da alıyoruz. Mesela eskiden Türkiye sadece desteklemelerde 186 milyon YTL prim ödemesi yapardı yağlı tohumlara, bugün 1.1-1.2 milyar YTL, hayvancılık buna dahil değil. Türkiye’de hayvancılık destekleri toplam desteklerin yüzde 4’ünü teşkil ediyordu sadece, yani devletin verdiği desteğin sadece 4 lirası hayvancılığa gidiyordu, bugün 24 lira hayvancılığa gidiyor. Bir denge kuruyoruz hayvansal üretimle bitkisel üretim arasında, çünkü bütün gelişmiş ülkelerde tarım sektörü gelirinin yüzde 70’i, 75’i hayvancılıktan, yüzde 25’i bitkisel üretimden, Türkiye’de tam tersine.

    Türkiye’nin meyve-sebze üretimi 30 milyon tondan 40 milyon tona çıktı. Kalitesi de artıyor, bununla ilgili denetim de artıyor, bununla ilgili kontrol mekanizması da her gün daha gelişiyor. Türkiye’ye Oktova Sözleşmesi metil bromülün sonlandırılmasını Türkiye’ye 2018 yılı olarak hedef verdi. Avrupa Birliği ülkelerinde 2005 yılında sona erdi, Türkiye’ye 2018 dediler. Biz 2008 başında sonlandırdık, 7 yıl öne aldık bunu. Değerli meslektaşlarım, gıda mühendislerimiz metil bromülün ne kadar büyük etkili bir zehir olduğunu ozon tabakasının düşmanı olduğunu benden daha iyi bilirler. Bir molekül metil bromül 100 bin molekül ozonu tahrip ediyor, bu güçte. Biz bunu sonlandırdık. 1 Ocaktan itibaren 74 tane zirai ilacın kullanımını yasaklıyoruz. Zirai ilaçların kullanımını reçeteye bağlıyoruz, hazırlıkları yapılıyor uzunca bir süredir, 1 Ocakta bu devreye girecek.

    Gıda denetimleriyle ilgili biliyorsunuz 2004 yılında bir kanun çıktı 5179 sayılı. Bu çerçevede Tarım Bakanlığı tarafından yapılan gıda denetimleri 300 küsur binlere çıktı. Geçen sene 330 bin civarında denetim yapıldı, bu senenin ilk 8 ayında 220-230 bin civarında denetim yapıldı. Burada tabii 5500 bizim denetim elemanımız var. Bu rakam 5500 değildi, bu rakam 819’du, yani 819’dan 5500’e çıkardık. Yine iftiharla söylüyorum, gıda mühendisleri meslektaşlarım eskiden Tarım Bakanlığına sadece bireysel olarak nakil yoluyla vesaireyle alınırdı. Bugün gıda mühendisleri sayımız bizim hükümetimiz döneminde 590. İlk kez 2006 yılında 500’ün üzerinde gıda mühendisi alındı. Bundan sonraki süreçte de kentleşmeyle birlikte, gıda sanayinin gelişmesiyle birlikte gıda mühendislerine olan ihtiyaç artacak ve öteden beri ziraat mühendisleri, veteriner hekimleri tarafından icra edilen bu fonksiyon yerini süreç içerisinde tamamen gıda mühendislerine bırakacak. Bu kaçınılmaz, bu süreç o şekilde gelişecek. Dolayısıyla gıda mühendislerinin bu konuda bundan sonra da ciddi hem istihdamı, hem de bu konuda büyük katkısı olacak.

    Yeni kanundan bahsedildi. Yeni kanunla ilgili arkadaşlar, tabii 5179 bu mevzuat bizim özellikle Avrupa Birliğiyle müzakere sürecinde dinamik bir süreç. Avrupa Birliğini biz izliyoruz, takip ediyoruz. Bu arada Avrupa Birliğinde birtakım değişiklikler oldu. Bizde bu taslağı Avrupa Birliğinin son regülasyonları, son mevzuatı çerçevesinde düzenliyoruz, onlardan da görüş istedik. En son oradaki durum nedir? Çünkü en son onların geldikleri nokta gıdanın veterinerin vesairenin bir arada bulunduğu bir yapı oraya en son geldikleri nokta, onların da savundukları nokta bu. Bizde onu dikkate alıyoruz. Oradan da aldığımız, tabii Türkiye’de de gerek meslek kuruluşlarında, gerek sivil toplum kuruluşlarından aldığımız ve alacağımız bilgiler ışığında birlikte onu değerlendireceğiz, hem sektörümüz, hem Türkiye için en iyi neyse en iyiyi bulup en iyiyi birlikte oluşturup onunla mevzuatımızı oluşturacağız, yeni kanunumuzu bunun ışığında hazırlayacağız.

    Değerli katılımcılar, dediğim gibi tabii tarım çok geniş bir konu. Aslında tasarladığım, yani değinmeyi tasarladığım, sizlerle paylaşmayı düşündüğüm bir çok konu var, fakat vakit darlığı nedeniyle onlara giremeyeceğim. Aslında erken geldim. Sabah 9.20’de burdaydım. 9.30’da başlayacaktı, ama biz biraz geç başladık. Bu nedenle de benim konuşma sürem azaldı. 11’de başka bir toplantıda olmam gerekiyor. Ben Gıda Mühendisleri Odası Başkanlığının hazırladığı bu etkinlikte sizlerle birlikte olmaktan dolayı memnuniyetimi ifade etmek istiyorum. Panelistlere başarı diliyorum. İnanıyorum ki çok güzel fikirler dile getirilecek. Bizde bakanlık olarak zaten bir arkadaşımız panelde temsil edileceğiz ve arkadaşımız diğer meslektaşlarımız vasıtasıyla gelişmelerden bizde haberdar olacağız. Bu duygularla bu etkinliği düzenleyen arkadaşları, meslektaşlarımı kutluyorum, başarılar diliyorum ve hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Panel Televizyon Nedir, Panel televizyon çeşitleri, Panel Televizyon Hakkında Bilgi, Panel
  3. Dünya Gıda Günü Resimleri
  4. Dünya Gıda Günü Şiirleri
  5. Dünya Gıda Günü Ne Zaman
  6. Dünya Gıda Günü (16 Ekim)
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri