Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

istanbulu kim fethetmiştir ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın istanbulu kim kurdu ? Yarim istanbulu mesken mi tuttun türküsünün hikayesi nedir Paylaş Facebook Twitter Google

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Post istanbulu kim fethetti

    Sponsorlu Bağlantılar




    istanbulu kim fethetmiştir ?

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. istanbulu kim kurdu ?
  3. Yarim istanbulu mesken mi tuttun türküsünün hikayesi nedir
  4. Paylaş Facebook Twitter Google






  5. Sponsorlu Bağlantılar




    İstanbul'un fethi Müslümanlar için adeta bir yarış olmuştur. İki cihan Habibi’nin; "Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur." müjdesine erebilme yarışı.Bu nedenle, 1453 tarihine kadar Müslümanlar tarafından 11 kez muhasara edilmiştir. Bu uğurda önce Arap sonra da Türk-İslam orduları, İstanbul surları önünde seve seve can vermişlerdir.
    Yaşı yetmiş veya seksen küsürü bulmuş Hazreti Ebü Eyyüb el-Ensarî -radıyallahu anh- bizlere büyük ibrettir. Sevgilinin ağzından; "İstanbul elbette fetholunacaktır..." hadisini duymuş bunu gönlüne nakşetmiş, "onu fetheden asker ne güzel asker" iltifatına nail olma aşkıyla iki sefere iştirak etmiş, o yaşta iki defa çölleri aşarak gelmiştir surlar önüne. İkinci seferinde rahatsızlanarak şehid olmuştur.
    Ardarda gelen "Sahabi Orduları" nın uzun çölleri aşarak üç bin kilometrelik bir mesafeyi kat edebilmeleri de hep bu şerefe nail olabilmek içindir. Surların dışı Eyüp civarında sayısız Sahabe'yi barındırdığından, Osmanlı zamanında aynen Mekke ve Medine gibi, buraya gayr-i müslim ayağı bastırılmazdı. Çünkü bilinen yirmi-otuz Sahabi kabrine ilaveten bilinmeyen binlercesinin mevcudiyeti tarihi bir hakikattir. Her gücü yeten mücahidin hayat ve emellerinin ufku olan bu şerefli fetih 1453 (Hicrî 857) yılında hayatının baharını yaşayan Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri'ne nasip olmuştur.
    Öyle diyor Ulubatlı Hasan:
    “O kutlu müjdeyi işitip de kanatlanmamak mümkün müydü?
    Bu peygamber müjdesi, bir önderin yüreğine düşmese bizim gönlümüze düşer miydi, Onun yüreğinde bir sancı olmasa bizim yüreğimize o sancı girer miydi? Elimize kutlu sancağı verip "Haydi arslanlarım" demese... biz yürüyebilir miydik... Önümüzde Rasülullah'ın sancağını, müjdesini taşıyan kutlu bir önder vardı. O demişti ki bize "Ya İstanbul'u alırım, ya da İstanbul beni." ."Davamız kuru kavga cihangirlik davası değildir. İlay-ı kelimetullahdır." Bu hedef,her birimizin gönlünde ayrı ayrı parlamıştı.
    Binlerce Ulubatlı'nın şehitliğe koşuşu o yüzdendi. O önder sizin önünüzde olsa, siz Kostantiniyye'yi fethetmez miydiniz?”
    Peki Fatih ne diyordu;
    O’nda da,İstanbul'a girerken kendisine sunulan çiçekleri Hocası Akşemseddin Hazretleri’ne yönelten terbiye vardı ...
    Ben hükümdarım ama, O da benim Hocam, dedirten terbiye...
    Biz Ulubatlı'nın elinden tutmuşsak, bizim de elimizden tutan biri vardı diyordu. Biz Ulubatlı'ya önder isek, bize de önder olan vardı .
    Peki bu şerefli hizmet, nasıl bir şahsiyete nasib olmuştu:
    Her şeyden evvel, Allah(cc) , bir kula takdir buyurduğu şerefli bir hizmetin zahirde mümkün olabilmesi için o kula önce liyakat ihsan buyurur. Bu yönden bakılınca, Fatih'in şahsiyetindeki zahirî ve batınî kemal de bu fethin gerçekleşme sebeplerinden biri olarak görünmektedir. Fatih Sultan Mehmet Han,devrin büyük şahsiyetleri olan Akşemseddin, Molla Fenarî, Molla Güranî gibi zevatdan zahirî ve batınî ilimlerle tahsilini tamamlamıştı.
    Arabça, Farsça, Latince, Yunanca, Sırpça lisanlarını öğrendi. Ayrıca fen, teknik, tarih, coğrafya bilgileri hususunda zamanının değerli, dirayetli hocalarından ders alarak kendisini yetiştirdi.
    Bu kemal ve liyakat, Fatih'in bütün fiil ve hareketlerinde okunuyordu. O'nun sayısız vakıflarının vakfiyelerinde de bu olgunluğun işaretleri vardır. İşte bunlardan bazıları:
    Fatih Sultan Mehmet Han, toplumun korunmaya muhtaç fertleri için en hassas edeb ölçüleri ile kaideler koymuştur. Mesela,zamanında çok nadir olan "yere tükürmek" gibi hoş olmayan fiillere karşı dahi tedbirler almıştır. Hastaların, av etiyle beslenip sıhhat bulmalarını emrederken, diğer taraftan da tabiattaki "ekolojik denge "yi muhafaza için avlanmayı yumurta ve yavru mevsiminde yasaklamıştır. Böylece ümmete olan şefkat ve merhametinin yanında hayvanların da hukukunu korumuştur.
    Bugün dünyanın geleceğini karartan "çevre kirlenmesi" ve "ekolojik denge"nin beşyüz küsür yıl evvel göz önüne alınması son derece dikkat çekicidir.
    Şehid ailelerine kapalı kaplar içinde ve karanlıkta yemek dağıtılması onların izzet ve haysiyetlerini koruma hususunda eşsiz bir örnektir. Bu yönüyle gelecek nesillere de bir nezaket ve edeb talimidir.
    Ya Akşemseddin Hazretleri ne diyordu;
    Akşemdeddin Hazretleri’nin her cümlesinde “Bizim elimizden de tutan bir Önder var !” sözlerini işitiyorsunuz. Bu elele tutuşma Rasülullah'a kadar ulaşmaktadır. Hepimizin asıl önderi O. Hepimizin elinde,Efendimiz’in(sav) tutuşturduğu meş'ale var.Ulubatlı Hasan'la, Akşemseddin Hz. arasında bir fark yok bu kervana katılmakta...
    Hayatın her alanında rehbere ihtiyaç olduğu bir gerçektir.Bu ihtiyacı fark edip, rehberine sımsıkı tutunanların başarısıdır İstanbul’un fethi…Herkes rehberine bağlılığı ölçüsünde kendi fetihlerini gerçekleştirecektir.



  6. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri