Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Sinema salonunda uyulması gereken kurallar nelerdir sinema salonlarında uyulması gereken kurallar nelerdir ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Okulda Uyulması Gereken Kurallar Nelerdir Bu Kurallar
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 7      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Sinema salonunda uyulması gereken kurallar

    Sponsorlu Bağlantılar




    Sinema salonunda uyulması gereken kurallar nelerdir
    sinema salonlarında uyulması gereken kurallar nelerdir ?

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Okulda Uyulması Gereken Kurallar Nelerdir Bu Kurallar Neden Gereklidir
  3. Sinema izlerken uyulması gereken kurallar
  4. Spor salonunda uyulması gereken kurallar nelerdir
  5. Spor Salonunda Uyulması Gereken Kurallar
  6. Paylaş Facebook Twitter Google






  7. Sponsorlu Bağlantılar




    SİNEMADA FİLM İZLEMENİN ADABI

    Görgü kuralları kitabı ismi gibi oldu biliyorum. Belki yazıyı okuyunca bu başlığı benim gibi uygun bulursunuz. Sinemaya gitmenin ve gitmemenin bir çok nedenleri olabilir. Ben, bu yazıda gitmemenin ya da daha az sıklıkta gitmenin çok değişik nedenleri üzerinde duracağım. Bu girizgahı okuyunca, bilet fiyatları ve ekonomik şartlardan dem vurmayacağım anlaşılıyor sanıyorum. O başlı başına bir gidememe nedeni. Çok yaşanan ama hiç yazılmayan nedenleri yazacağım. Benim gibi binlerce, on binlerce sinema seyircisi olduğunu düşünüyorum. "Benim gibi"nin açılımını yazının ilerleyen aşamalarında okuyacaksınız. Bu yazı biraz da onlar adına kaleme alındı. GONK yazı başlıyor hadi yerlerinize!

    Bir filmi sinemada izlemenin farkını ve tadını hepimiz biliyoruz. Sinemada film izlemek insanın özgür iradesinin bir seçimi olarak toplu, edilgin, kültürel, planlı ve ekonomik bir eylem. Yani seçerek, isteyerek, zaman ayırarak ve parasını ödeyerek bir kültürel hizmeti satın alıyorsunuz; elbette para verdim diye bütün sinema salonunu satın almıyorsunuz. Evinizdeki gibi özgür değilsiniz. Olmamalısınız da. Çevrenizde seyrettiği filme yoğunlaşmaya gelmiş, rahatsız edilmek istemeyen insanlar var. Daha doğrusu bu hakka sahip insanlar var. Maalesef bir filmi rahatsız olarak seyretmenin sıkıntısını anlamayan, bilmeyen o kadar çok insan var ki. Bu yazı biraz da onlar okusun, onlara okutulsun diye yazıldı. Okusunlar ki neler yaptıklarının farkına varsınlar.

    Hani uyumak keyifli bir iştir de, uyuyamamak sıkıntılı bir durumdur. Damlayan bir musluk, gürültülü bir saat, aşağıdan yukarıdan, yandan gelen komşu nidaları... Bunlara aldırmadan da uyuyabilir belki insan. En azından bunlar giderilebilir. Musluk tamir edilir; saat yan odaya atılır; komşu yorulur. Hatta sonra da uyunabilir ve hatta yan odada da uyunabilir. Ancak bir sinemada bir film, başladığı andan itibaren seyredilmeli değil mi? Onun saati belli, erteletemezsin, donduramazsın. İşin varsa bir başka güne bir başka seansa gidebilirsin, ya da hiç gitmezsin olur biter. Sinemaya film izlemeye gittiniz diyelim. Filmin ilk beş dakikasının önemi yok ya, sanki daha başlamamışçasına yüksek sesle konuşmaya devam eden birkaç insan duyacaksınız. Bunlar az sonra desibeli düşürecekler ama konuşmaktan vazgeçmeyecekler. Bazıları susacaklar, yeni aktörler onların yerini alacak. Bazıları da illa ki filme geç girecek ve seyreden insanların önünden yürüyecekler. Hadi bunu hoş görelim. Gene konuşanlara dönelim. Arkadaşız ya, beraber geldik ya, susarsak yanımızdakine ayıp olur. Madem beraber geldik hadi konuşalım...

    Sinemada konuşan insanlar iki tip: Bir kesim var ki filmle hiç ilgisi yok; yanındakine bir şeyler anlatıyor. Bu tipin yanındaki kişi de iki ayrı tipte olabiliyor. Ya "hıı hıı" diye geçiştiren biri oluyor konuşanın yanında, ya da ondan aşağı kalmamacasına laf yetiştiren. İşte birinci tipin ikinci tip partnerli olanı en kötüsü. İkinci tip konuşan kesim başka şeylerden söz etmiyor, film hakkında konuşuyor. Kedi çıkıyor mesela perdede, yanındakine "aaa kedi!" diyor; adam kaçıyor perdede "adam kaçtı!" diyor; adam sinek yiyor filmde, o bize anlatıyor "adam sineği yedi!.." Filmi alt yazılıdan ziyade ön, yan, ya da arka konuşmalı olarak da seyredebiliyorsunuz; ya da seyredemiyorsunuz. Bu ikinci tipin yanında da oturan iki tipte insan oluyor; ya "hı hıı" diye geçiştiren, ya da "adam sineği yedi!" ardından "ay evet, iğrençti!" gibi eklemeler yapan. Az önce yazdığımdan vazgeçtim; ikinci tipin ikinci tip partnerli konuşanı daha kötü; çünkü başka konulardan söz ederlerken, belki onlardan sıyrılıp film izlenebilir; oysa film hakkında konuşmaya başladıklarında, artık o filme yoğunlaşmanın olanağı kalmamış demektir. Hani bazen insanın aklına sinemaya tek başına gitmek daha güzel gibi bir düşünceymiş gibi gelmiyor değil.

    Bir başka rahatsızlık konusu sinemada sakız çiğneyenler. Ülkemizde nedeni bilinemez bir şekilde büyük çoğunluk sakızı ağzını aça aça, şakırdatarak ve hatta çıtırdatarak çiğnemekte. Bırakın sinemayı, böyle bir duruma hiçbir ortamda dayanamayan bir insanım. Film seyrederken sesli sakız çiğnemeyi affedilmez bir görgüsüzlük, bencillik ve saygısızlık olarak değerlendiriyorum.

    Film seyrederken canları sıkılanlar var. Bunlar genelde kendilerini mahalle kahvesinde zannediyorlar. Ellerinde bir tespih ya da anahtarlık mütemadiyen şakırdatıyorlar. Sen film seyrediyorsun; yandan, arkadan ya da önden şakırt! 1. Saniye, 2. saniye, daha 3 demeden şakırt! İçinden sayıyorsun 1., 2. Şakırt! Ne güzel oyun bakalım üçü geçirecek mi? Bir geçirse, ayağa kalkıp, yandın çık dışarı, diyeceksin neredeyse. Bu arada onları sayarken ne film kalıyor ne bir şey.

    Bir konu daha var ama bu diğerlerinden farklı; sağlık nedenlerinden kaynaklanma olasılığı var. Olayda bir istek ve şevk sezilmiyor da değil hani. Belli fasılalarla öksürenler ve tik şeklinde burnunu çekenler... Bunların istemli mi, istemsiz mi olduğunu bilmek zor; sadece rahatsız edici olduğunu belirterek geçiyorum.

    Tabi klasik bir belamız var cep telefonları. Bu konuda bir şey yazmayacağım. Her zaman her ortamda bu insanlarla karşılaşıyoruz. Onlara sözüm yok. Layıklarını bulsunlar.

    En önemli konuyu en sona sakladım. Sinemada bir şeyler yiyenler. Eldeki şeyin hışırtısı, ağız şapırtısı, o ağızda başlayan sindirim hareketi. Düşünsenize, bunu hayvanlar yapabilirler. Yani bir şeyi yiyip çiğniyorlar, sonra yutuyorlar. Ama hayvanlar sinemaya gidemiyorlar. Film seyredemiyorlar. Gerçi bazı hayvanlar gidiyor ama ben az önce belgesellerdekilerden söz ediyordum. Biz insanız; bu insanlığın üzerine hayvanlar gibi bir şeyler yiyerek sinemada film de seyredebiliyoruz. Ne yetenekliyiz değil mi? Elbette en çok yenilen şey patlamış mısır. Patlamış mısır yiyenleri, seyredilen filmi bombalayan teröristlere benzetiyorum. Bir de bunların işbirlikçileri var; yok olmadı azmettirenleri. Onlar da sinemadaki büfeler. Sattıran kim? Sinema işletmecileri. Neden? Ehh baya para var bu mısır işinde. Bir mısır uğruna yarab ne filmler kaçıyor, o önemli değil.

    Şimdi de biraz sinema seyircisinin beklentilerinden söz edelim. Çok kadük bir şekilde ikiye ayırabiliriz seyirciyi: birincisi; sinemayı kültürel bir eylem olarak gören, sanatı seven, bunu izleyen, daha sonra çevresindeki insanlarla paylaşan ve mümkün olduğunca elde ettiklerini yaşama geçiren kesim. İkincisi; sinemaya o film çok meşhur diye gelen, canı sıkıldığı için gelen, sınırsız özgürlükler ülkesi(!)nde çok hasılat yapmış diye gelen, estetik değeri olmayan kolay filmlerden harika filmdi diye çıkan, afişine aldanıp da kaliteli bir filmden ne saçmaydı diye çıkan kesim. Bu ayrım, dediğim gibi çok kaba bir ayrım. Amacım ayrım yapmak değil. Ama ben bunu yazarken bir şey hissettim; sanki birinci kesim Avrupa seyircisi de ikinci kesim Amerikan seyircisi gibi geldi bana. Belki doğru değildir, ben hissettim ne yapayım (!) Bu kanı da yanlış değil sanırım. Amerikan seyircisinin ne derece sanat ve estetik aradığı da ortada. Neyse, ben bu ayrıma neden gittim? Konumuz görgüsüzlükler ya; bunları yapanlardan da şikayet ediyoruz. Sanki bunları yapanlar daha çok ikinci kesimden çıkıyor gibi, ne dersiniz? Ben seyrettiğim amerikan filmlerindeki film seyreden insan sahnelerinin yalancısıyım. Amerika da kızdırılmaya gelmez hani (!)

    Sinemada film seyretmenin adapları diye söze başlayınca çok gereksiz bir şeymiş gibi gelebilir insanlara. Ama yaşayınca ve bunun üzerine düşününce üstelik benim gibi oturup yazınca önemi anlaşılıyor. Bu konuda daha önce yazıldı mı bilmiyorum bilenler varsa mail adresime bilgi vermelerini rica ederim. Şimdi neler yapılabilire geçiyorum.

    Aslında bütün çabamız, daha insanca daha medenice film izlemek. Son model salonlar yapmak buna yetmiyor. İnsanların eğitilmesi, dürtülmesi gerekiyor. Yukarıda yazdığım sorunsal için iki şey yapılabilir: Anlık tepki ve planlı tepki. Anlık tepkiler çözüm olamasa da önemli. Film esnasında uyarmak. Bu genel de "hişşş," gibi yumuşak bir uyarıyla başlayıp, "biraz sessiz olur musunuz?" diye devam eden ve "susun yeter artık"a kadar uzanan bir tepki silsilesi. Yapılmalı mı? Evet. Ancak bunu yaparken de çevreyi rahatsız etmemeye özen gösterilmeli. Mesela, susturuculu bir tabanca ile sinemaya gidilebilir (!) Durun, aman, şakaydı. Mesela, film esnasında bir şey yiyenlere "neden burada yemek yiyorsunuz?" diye sorulabilir. Gelelim ne yapmalının planlı kısmına. Burada öncelikle iş sinema yöneticilerine düşüyor. İlk olarak sinemalarda kuruyemiş ve patlamış mısır satışını durdurmaları gerekmektedir. Bekleme salonlarına, girişlere ve hatta film başlamadan önce perdeye sinema seyretmenin adabı konusunda uyarı yazıları yazabilirler; hatta yazmalılar. Sonra okullarda bu anlatılmalı, insanlar toplu yerlerde nasıl davranacaklarını çocukluktan öğrenmeli. Televizyonlara, radyolara, gazetelere, dergilere bu konuda çok iş düşüyor. Sinema yöneticileri de bu tip rahatsızlıkları göz önüne alan insanların çok olduğunu ve bu insanların mümkün olduğunca az sıklıkta sinemaya gitmek zorunda kaldıklarını bilsinler. Mısır patlangacından kazanacakları parayı bu insanları sinemaya çekerek kazanabilirler.

    Sonuçta bu yazının amacı bağcı dövmek değildir. Daha güzel üzümleri nasıl yiyebilirize birlikte yanıtlar aramaktır. İşin kötüsü bu yazıyı okudunuz; artık sinemaya gittiğinizde rahat film seyredemeyeceksiniz, "benim gibi"ler arasına hoş geldiniz...

    Bülent TOP



  8. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri