Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Bügün dünyada yarı bağımsız türk devletleri hangileridir , başkentleri kimin egemenliği altındadır Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Tarihte kurulan türk devletleri hangileridir Türk Kültürünün Yaşandığı
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 4      

  1. Kayitsiz Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Bügün dünyada yarı bağımsız türk devletleri hangileridir, başkentleri kimin egemenliği altındadır

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Türk Devletlerinde Uç Beyliği
    Türk Devletleri'nde Uç Beyliği


    Anadolu da kurulan Türk devletlerinin sınırlarını muhafaza ve yapacakları akınlarla diğer devletleri yıpratma vazifesi gören yarı bağımsız beylikler. Bu aşiretlerin reisine de Uç Beyi denir.

    Anadolu da ilk Uç Beyliği, Büyük Selçuklular tarafından 1071 Malazgirt Zaferi'nin kazanılmasından sonra kuruldu. Karadeniz le Akdeniz arasında bulunan uç bölgelere Uç Beyleri yerleştirildi. İlk Uç Beyi Melik Ahmed Danişmend Gâzidir.

    Uç beylerinin ve emrindeki aşiretlerin, fedakâr, azimli ve yüksek imanlı gayretleriyle, Bizanslılar Ege Denizi kıyılarına kadar atıldı. Hattâ bu fetihler neticesinde Ege Denizine erişildi. On üçüncü yüzyılda Moğol istilâsı dolayısıyla, birçok Türkmen boyları uç bölgelere yerleştiler. Bu Türkmenlerin yanında dervişler, şeyhler de gelmişlerdi. Uç bölgelerinde büyük gayretler gösterip, birlik ve beraberliği sağlayan bu dervişler, kuvvetleri yeni fetihlere hazırladılar. Bu derviş gaziler, fethedilmemiş bölgelere de gidip, tekke, zâviye gibi dinî tesisler kuruyorlar, buralarda Türk-İslâm mefkûresini yayarak, fetih hareketlerine yardımcı oluyorlardı. Beylikler döneminde de bu fetih hareketleri devam etti.

    Yarı bağımsız olan Uç Beylerini ilk defa Birinci Alâeddîn Keykubad (1220-1237), merkezî idareye bağladı. Keykubad ın ölümü üzerine İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev (1237-1246) sultan oldu. Keyhüsrev, 26 Haziran 1243 yılında Moğollara Kösedağ Savaşı'nda mağlup oldu. Bu mağlubiyet üzerine Uç Beyleri, tekrar yarı bağımsız hâle geldiler. Moğol ordusu Komutanı Abaka Hanın Doğu ve Orta Anadolu da yaptığı katliâm ve tahribattan sonra, Uç Beyleri bağımsızlıklarını ilân ettiler. Türk Sultanlarını, nüfuzları altında tutan İlhanlılar, 1335 te yıkıldı. Bu vaka neticesinde de Uç Beylerinin bağımsızlık hareketleri iyice hızlandı. Bağımsız hâle gelen Uç Beyleri, cihada devam etmekle birlikte aralarında da harp yapıyorlardı. Büyük kitleler hâlinde gelen Türkmenler de, Uç Beyliklerinin kuvvetlenip büyümesine yardımcı oluyordu. Beylikler arasındaki mücadelelerin yegâne sebeplerinden birisi, Bizans oyunlarıydı. Beylikler, Moğollar ve Bizanslılar başta olmak üzere düşmanlarına karşı amansız bir mücadele verdiler. Halkı mücadeleye, Tapduk Emre, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Velî dahil daha pek çok şeyh ve dervişler, teşvik ediyorlar, bir yandan da birlik ve beraberlik bayrağını açıyorlardı. Söğüt, Domaniç ve Bilecik bölgelerinde kurulan Osmanoğulları Beyliği, Bizanslılarla yaptıkları mücadele sonunda çok büyük fetihlerde bulundular. Devlet güçlenince onlar da Uç teşkilâtını kurdu. Osmanlılarda Uç Beyi, Akıncı Beyi olarak da anılır.


    İSLÂMİYET’TEN ÖNCE ORTA ASYA’DA KURULAN TÜRK DEVLETLERİ - 2
    II. ÜNİTE
    II. KÜLTÜR ve MEDENİYET
    Türklerin ana yurdu Orta Asya bozkırlarıdır, Orta Asya'nın sınırları doğuda Baykal gölünden Batıda Hazar ve Ural dağlarına; kuzeyde Sibirya bozkırlarından güneyde Tanrı dağları ve Gobi çölüne uzanmaktadır. Bu coğrafyanın, bütün dünya tarafından kabul edilmiş siyasî adı ise Türkistan'dır. Arkeolojik kazı ve araştırmalar Orta Asya medeniyetinin M.Ö. V. bine kadar uzandığını göstermektedir. Batı Türkistan'da, bugünkü Aşkabat çevresinde yapılan kazılarda, M.Ö.V. bine ulaşan yerleşme merkezleri bulunmuştur. Anav kültürü olarak bilinen bu medeniyetin kimlere ait olduğu kesinlik kazanmamış ise de Türklerin bu bölgedeki varlıklarının ilk izlerini yansıtabileceği düşünülen ipuçlarını vermesi açısından önemli bir merkezdir. Proto -Türklere ait olduğu anlaşılan ilk kültür çevresi Altay-Sayan dağlarının kuzey batısında yer almaktadır. M.Ö. III. bin başlarına ait bu eski kültüre Afanasyevo kültürü denilmektedir. Bu kültürün en büyük özelliği Türk sosyal hayatının ilk örneğini yansıtmasıdır. Bu kültürde atın ehlileştirildiği ve koyun beslendiği görülmektedir. Ayrıca toprak kaplar, bakır ve tunçtan yapılmış çeşitli silâh ve süs eşyaları da bulunmuştur.Bu kültürün devamı olan Andronovo kültürü ise Altaylardan, Ural dağları-Aral gölü çevresine kadar yayılmıştır ( M.Ö.1700-1200). Bu kültürde tunçtan ve altından eşya yapımının geliştiği bilinmektedir. Andronovo kültürü özelliklerini yansıtan diğer bir kültür ise Yenisey-İrtiş çevresinde yer alan Karasuk kültürüdür (M. Ö.1300-800). Tuva ve Abakan bozkırları ile Baykal gölü havzasında bulunan hayvan figürlü kaplar ve silâhlar bu kültürlerde benzerlik gösterir.Karasuk kültürünün en büyük özelliği demirin işlenip, silâh yapımında kullanıldığı ilk kültür olmasıdır. Bu kültür çevresinde insanlar keçe çadırlarda yaşayıp, tekerlekli arabalar kullanıyorlardı. Minusinsk ve Abakan bölgesinden Altaylara uzanan bölgede Tagar kültürü olarak bilinen ve M.Ö.700'e tarihlenen buluntularda demir işçiliğinin nadir örnekleri yer almaktaydı. Ayrıca M.Ö. 3.yüzyıla ait, Orhun ve Selenga boylarına değin uzanan Pazırık kültürü, binlerce yıllık Türk kültürünün Hun çağına nasıl ulaştığını gösterir. Bütün bu buluntular Türk coğrafyasının tabiî sınırlarını tespit etmek açısından da büyük bir öneme sahiptir.Orta Asya'daki Türk kültür çevrelerinde, kurganlarda (Türklerin eşyaları ile birlikte gömüldükleri büyük mezarlar) bulunan bazı eşyalar, Türklerin çok eski zamanlardan beri konar göçer hayata has bir kültür geliştirdiklerini göstermektedir. Av ve savaş aletleri, demir ve deriden çeşitli eşyalar ve at ile kurt ağırlıklı hayvan figürlü kaplar, bu yaşayışın temel özelliklerini gösterir. Nitekim Türklere ait efsane ve Ergenekon Destanı gibi mitolojik olaylarda da bu motifler ön plândadır. Dolayısıyla, maddî buluntular ve Türk mitolojisi, Türklerin tarih sahnesine çıktığı yer ve zaman hususunda tamamen uygunluk göstermektedir.
    A. DEVLET
    “İl” adı verilen devletin başında, yetkisini “Gök-Tanrı”dan alan han, hakan, kağan, il teber, il erkin, tanhu, yabgu ünvânlarından birini taşıyan hükümdar bulunurdu. Toplumun temelini aileler oluştururdu. Ailelerin birleşmesiyle “urug” (sülâle)lar, urugların birleşmesiyle “boylar”, boyların bir araya gelmesiyle “budun” ortaya çıkar, budunlar ise devleti oluştururdu. Hükümdar, yetkisini, “Töre” denilen ve yazılı olmayan hukuk

    (1) Tonyukuk Yazıtı (720-725 yılları arasında yazıldığı sanılmaktadır), Kültigin Yazıtı (732), Bilge Kağan Yazıtı (735).

    (2) Uygurlar döneminde, ticari ilişkilerin gelişmesiyle kişiler arasındaki anlaşmalar yazılı hale getirilmiştir.
    Bu durum, aşağıdaki alanlardan hangisiyle ilgili belgelerin oluturulduğunu gösterir? (2005 KPSS)
    A) Hukuk B) Sanat C) Edebiyat D) Askerlik E) Siyaset
    kurallarından alırdı. Törenin sözlü olmasının sebebi, konar-göçer olunmasına bağlı olarak yazının kullanılmamasıdır (1). Kurultay Meclisi(Kengeş), hükümdara yönetim işinde yardımcı olur, işlevi, danışma kurulundan öteye geçemezdi. Hükümdarın başlıca görevleri, halkını savunmak, “doyurmak”, “giydirmek”, adâleti sağlamak, toy(ziyâfet) vermekti.
    B. KUT ANLAYIŞI
    Gök-Tanrı tarafından bir kişi veya aileye yönetme yetkisi verilmesi anl***** gelmektedir. Egemenliğin kaynağıdır. Kut, kan yoluyla geçtiği için, hânedan üyelerinin tümünün hükümdar olma hakkı bulunuyordu. Bu durum, taht kavgalarına sebep oluyordu. Olumlu yanı ise, en yetenekli kişiye taht yolunu açması idi. Kısaca, devlet, hânedanın ortak malı sayılıyordu.
    C. ÜLKE YÖNETİMİ
    Ülke, “merkez”, “doğu”(sağ) ve “batı”(sol) olarak bölünürdü. Büyük kağan merkezde otururdu. Güneşin doğduğu yön olduğu için doğu kanadı batıdan üstündü. Genelde doğu ve batı kanatlarının başında kağanın oğul veya kardeşleri bulunurdu. Bunlara yabgu veya tigin denilirdi. Bu yönetim anlayışını Mete Han koymuştu. Ayrıca, orduyu “onluk” sisteme göre yapılandırmıştı. Bu düzenin kurulduğu M.Ö. 209 yılı, Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş yılı olarak kabûl edilir. Ülkeyi yöneten idârecilerin ünvânları şöyle idi:
    • Ti(e)gin : Kağanın oğlu
    • Şad : Hânedan üyesi; yabgu ünvânını da kullanırlardı.
    • Aygucı : Vezir (Orta Asya Türk devletlerinde en ünlü vezir Bilge Tonyukuk idi).
    • Tudun : Vergi toplanması ve denetim işlerine bakardı.
    • Yargucı : Yargıç.
    • Tarkan : Askerî yönetici. Ordu baş komutanı anl***** gelen “sübaşı” da denilirdi.
    • Tamgacı : Yazışma işlerini yürütür, aynı zamanda “bitikçi” ünvânını da kullanırlardı.
    D. SOSYAL ve EKONOMİK YAPI
    Türklerde sınıf ve kölelik kurumu olmamıştır. Bu durum, tarım toplumu olunmaması ve konar-göçerlikten kaynaklanmıştır. Yaşanan coğrafyanın iklim özellikleri ve kültürel değerlerin etkisiyle küçük baş hayvancılıkla uğraşılmıştır. Bu da, konar-göçer (yarı göçebe) bir yaşantı getirmiştir. Çin’e yapağı, et ve deri satılmıştır. Maden işletmeciliğinde de ileri gidilmiştir. İpek Yolu üzerinde ticâret de ekonomik etkinlikler arasında bulunmuştur. Orta Asya’da Türk-Çin mücadelesinin temelini, İpek Yolu’nun denetimini ele geçirme isteği oluşturmuştur. Uygurların yerleşik hayata geçmesiyle birlikte, tarım da Türkler arasında yaygınlık göstermiştir.
    E. DİN ve İNANIŞ
    Millî Gök-Tanrı dinine inanılmıştır. Tanrı soyut olduğu için, heykeli ve adına tapınak yapılmamıştır. Gök yüzünde cennet(Uçmak) ve yer altında cehenneme(Tamu) inanılmış, 7 kat oldukları kabûl edilmiştir. Kurban kesme en önemli ibadet sayılmıştır. Ataların ruhlarının bu dünyada yaşadığına inanılmıştır. Bu sebeple, ruhların yaşadığını düşündükleri mezarlara saygı göstermiş, üzerlerine basmamış, mezar ziyaretlerinde bulunmuşlardır. **üler hemen gömülmemiş, mumyalandıktan sonra obanın yüksekçe bir yerinde, “Tengri” saçından tutsun da yanına uçursun (cennete) diye bekletilmiştir. Öte yandan, bazı mağaralar, ağaçlar vb. de kutsal sayılmıştır. Katı kurallar ve dinin devlet yönetiminde yaptırımı olmadığı için, bir din sınıfı oluşmamıştır. Çoklarının sandığı gibi, Şamanizm, bir dînî inanç değil, sihir, fal, hekimlik vb. karaktere sahip bir anlayış özelliği taşımıştır. Şaman(Kam), hekimlik, büyücülük, falcılık, müzisyenlik yapmış, kurban törenlerini yönetmiştir. Cenâze törenlerine “Yuğ” denilmiştir. Kişi öldüğünde, çadırı çevresinde 7 kez atla dönülmüş, ölü evine götürülen yemeğe “yuğ aşı” denilmiştir. İkinci yaşama inanıldığı için, ölü, atı ve sevdiği eşyaları ile birlikte gömülmüştür. “Kurgan” adı verilen mezarın başına, ölünün hayattayken öldürdüğü var sayılan düşman sayısı kadar taş dikilmiş, buna “Balbal” denilmiştir.
    Çin’in Kansu Bölgesi’ne göç eden Uygurlar Konfiçyus, Doğu Türkistan’a yerleşenler, Mani ve Buda dinlerine girmişlerdir. Doğu Türkistan’da yaşayan Uygurlar günümüzde Müslümandırlar. Hazar Denizi’ne adlarını veren Hazarların da Musevî oldukları iddia edilmektedir. Orta Asya Türklerinin din kurallarına sıkı sıkıya bağlı olmayışları beraberinde hoşgörüyü getirmiştir (2).
    F. EDEBİYAT
    Sözlü ve yazılı olarak ikiye ayrılmıştır;
    1) Sözlü edebiyat:
    Sav : Türklerin yaşam tarzını anlatan şiirler.
    Sagu : **en büyük kişiler için yakılan ağıt.
    Koşuk : Müzik eşliğinde söylenen şiir (en önemli müzik âleti kopuzdur).
    Destan : Âdet, töre, inanç, yaşam tarzları konusunda bilgi verirler;
    • Oğuz Kağan Destanı : Asya Hunları.
    • Ergenekon Destanı : Göktürkler.
    • Türeyiş (Doğuş) ve Göç destanları : Uygurlar.
    • Alper Tunga ve Şu destanları : İskitler (Sakalar).
    • Manas Destanı : Kırgızlar.
    • Dede Korkut Destanı : Oğuzlarla Kıpçakların mücadelesini konu alır.
    2) Yazılı edebiyat: Türklerin ilk kullandığı alfabe, 38 harfli Göktürk Alfabesi’dir. Orhun yazıtları(Anıtları) bu alfabeyle yazılmıştır. Türk târihinin ilk millî kaynağıdır. II.Göktürk (Kutluk) Devleti döneminde Bilge Kağan, Kültigin ve Vezir Tonyukuk adına “Kutsal Ötügen Bölgesi”ne dikilmişlerdir. Moğolistan sınırları içindedir. Yo(u)luğ Tigin tarafından taşa kazılarak yazılmıştır. Buna göre, Yoluğ Tigin, Türklerin ilk târihçi ve edebiyatçısıdır. Yazıtları, İsveçli subay Strahlenberg bulmuş, Danimarkalı dil bilimci Wilhelm Thomsen okumuştur. Türk idâre ve sosyal yapısı hakkında bilgiler yer almaktadır. Uygurlar, 18 harfli bir alfabe oluşturmuş, kâğıt ve matbaayı kullanmışlardır. Gerçek anlamda yazılı Türk edebiyatı Uygurlar döneminde ortaya çıkmıştır.
    G. ZAMAN
    Orta Asya Türkleri 12 Hayvanlı Türk Takvimi kullanmışlardır. Bir yıl 12 aya, bir gün 12 bölüme ayrılmış, bu bölümlere “çağ” denilmiştir.

    (1) Orta asya Türk devletleri göçebe yaşamın getirdiği zorunluluk nedeniyle yazılı hukuk kuralları meydana getirememişlerdir. Ancak, devlet yönetiminde ve günlük ilişkilerde hükümdarın ve de halkın uymak zorunda olduğu kurallar vardı. Hatta Hakanın millete karşı sorumluluklarından biri de bu kuralları uygulamaktı.
    Yazılı olmayan bu kurallara ne ad verilirdi? (2002 KPSS)
    A. Toy B. Kurultay C. Toygun D. Otağ E. Törü (Töre)

    (2) İslamiyet’ten önceki Türklerin kendilerinden farklı inanışlara sahip insanlarla bir arada yaşaması, Türklerde aşağıdakilerden hangisine bir kanıttır? (2005 KPSS)
    A) Ülke sorunlarının görüşüldüğü meclis kurduklarına C) Ülkenin iki bölüm halinde yönetildiğine E) Hoşgörülü olduklarına
    B) Birden fazla devlet kurduklarına D) Yerleşik hayata geçtiklerine


    H. SANAT
    • Hayvan üslûbu: Konar-göçer bozkır yaşantısının tipik özelliğini gösterir. Taşınabilir eşyalar üzerine işlenen motiflerde hayvanların mücadelesi gösterilmiştir. Hayvan motiflerinin, o eşya ve sahibini koruduğuna inanılmıştır. Orta Asya’da yaygınlık kazanan bu sanatın yaratıcısı İskitlerdir.
    • Heykel: Balbal denilen ve mezar başlarına konulan ilkel taş heykeller oldukça yaygındır. Orhun kazılarında Kültigin’in başının bulunması, heykel yapımı olduğunu kanıtlamaktadır. Resim ve heykel sanatı, Mani ve Buda dinlerine girdikten sonra Uygurlarda çok gelişmiştir.
    • Mimarlık: Konar-göçerlikten dolayı Uygurlara kadar eser görülmez. Uygurlar, yerleşik hayata geçtikleri için şehirler kurmuş, mimârî eserler oluşturmuşlardır. Kubbeli türbe ve köşe üçgenlerinin (Türk üçgeni) yaratıcısı Uygurlardır.
    • Resim: Türk resmini de Uygurlar yaratmıştır. Fresk ve minyatür sanatı oldukça gelişmiştir. Minyatür sanatı ve çiniciliği de İslâm dünyasına Uygurlar hediye etmiştir.
    • Halı: Bilinen ilk düğümlü halı, Orta Asya’da Altay dağlarının eteklerinde Türklere ait olduğu kabûl edilen Pazırık kurganında bulunmuştur. Asya Hunlarından kalmadır.



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri