Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Allah kimleri hidayete erdirir ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Allah kimleri affetmez Allah kimleri affeder Allah kimleri sever Allah kimleri sever kimleri sevmez Allah

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Allah kimleri hidayete erdirir

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    HİDAYETE ERDİREN AMELLER

    Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!..

    Cumanız mübarek olsun, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri! Allah bu mübarek sevaplı, nurlu günün hayrından, bereketinden en güzel tarzda hissemend olmayı cümlenize nasîb eylesin...

    Bugünkü sohbetimde hadis-i şeriflerin içinden, umûmî esasları anlatan üç tanesini size açıklamak istiyorum.

    a. Dört Güzel Davranış

    Büyük alim İmam-Beyhakî'nin rivayet ettiğine göre Peygamber SAS Efendimiz Hazretleri buyurmuşlar ki:



    ME. 1110 (Menübtiliye fesabera, ve u'tıye feşekera, ve zulime ve gafera, ve zaleme festağfera; ülâike lehümül-emnü ve hüm mühtedûn.) Sadaka rasûlüllàh.

    Bakın, Peygamber SAS Efendimiz'in sözleri ne kadar güzel! Aynı zamanda müzikalitesi var, secîleri var, şiir gibi. Ama en güzeli, kelâmının, kelimelerinin güzelliğinin altında yatan derin mânâlar hiç şüphesiz...

    Peygamber SAS Efendimiz, bu kadar küçük satırın içine, bu kadar az kelimelerle ne kadar büyük mânâlar sığdırmış Allah'ın lütfuyla... Ki, hadis-i şeriflerden biliyoruz, Peygamber Efendimiz'e az sözle çok mânâ ifade etme kabiliyeti, Allah tarafından, özel bir bağış olarak ikram olunmuş. Çok güzel bir hal...

    Ve bunların bizim için güzelliği, kolayca hatırımızda tutabiliriz, ezberleyebiliriz; mânâsına riayet etmemiz o zaman daha kolay olur.

    Şimdi ne buyuruyor Peygamber SAS Efendimiz, açıklamaya başlayalım. Buyuruyor ki:

    (Menübtiliye fesaber) Hani insanlar bazan hastalanırlar, başlarına sıkıntılar gelir, belâlar gelir, çeşitli üzücü durumlara düşebilirler. İnsanlık hali, dünya hayatı diyoruz buna... Tabii, bunların hepsini gönderen, alnımıza, kaderimize yazan Allah-u Teàlâ Hazretleri... Allah imtihan için kulları çeşitli durumlara düşürüyor ve davranışlarına göre onları mükâfâtlandırıyor.

    "Kim böyle bir hastalığa tutulur, bir belâya mâruz kalır, üzücü bir duruma düşerse ve sabrederse..." Dinimizin çok önemli bir yönü, müslümanın sabredince sevap almasıdır. Onun için, "Dinin yarısı sabırdır, yarısı şükürdür." denilmiştir.

    Demek ki hasta olabiliriz; amanlı hastalık, amansız hastalık... Öldürücü hastalık, geçici hastalık... Büyük, küçük... Veya sıkıntı, üzüntü, üzücü olaylar, haksız muameleler, mâlî birtakım sıkıntılar... Bunların hepsine ibtilâ deniliyor Arapça'da, Allah tarafından insan onlara mübtelâ kılınmış oluyor. Bu bir imtihan...

    Bunların karşısında müslüman sabrederse... Dört tane şey söyleyecek Efendimiz. Sonunda buyuruyor ki... (Ülâike lehümül-emn) "İşte böyle yapan insanlar, emniyet içinde olacaklar." Nerede?.. Ahirette emniyet içinde olacaklar. Allah'ın kahrından, gazabından, cehennemden uzak olacaklar, cennetine girmiş olacaklar. Huzur ve emniyet içinde olacaklar. (Ve hüm mühtedûn) "Ve onlar hidayet üzere yürümek kendilerine nasîb olmuş kimselerdir ve cennete, Allah'ın ahiretteki büyük ikramlarına ulaşması kolaylaştırılmış kimselerdir." denilmiş oluyor.

    1. Eğer başımıza üzücü bir olay gelmişse, sabredersek diye sabır konusunda. (Menübtiliye fesaber) "Kim ki bir şeye mübtelâ kılınırsa, hayatında bir üzücü olayla karşılaştırılırsa Allah tarafından ve sabrederse..."

    2. (Ve u'tıye feşekere) "Eğer kendisine bir nimet verilmişse, bir mevki, bir makam, bir para, bir evlât, güzel bir durum, sevindirici bir durum; maddî mânevî, görünür görünmez, dünyevî uhrevî bir ikram, bir nimet, bir güzel şey verilmişse; (feşeker) o zaman da ona şükrederse..."

    Evet, işte müslümanın davranışlarının önemli bir bölümü de budur. Mübtelâ olursa, sabredecek; nimete mazhar olursa, şükredecek... Bir şeye mübtelâ olursa sabrederse, kendisine Allah tarafından bir şey ikram olunup verilirse, ona da çok şükür yâ Rabbi diye şükredebilirse...

    3. (Ve zulime ve gafera) "Kendisine zulmedilir, haksız muamele yapılır da, affederse..."

    Zulüm çeşitli şekillerde olabilir. Çok geniş bir kavramdır. Nâhak yere, haksız yere bir insana ters bir muamele yapmak demek... Bu işte yaralamaya, öldürmeye kadar gider. Malını almağa ait bir haksızlık olabilir, sözle bir haksızlık olabilir, üzücü bir muamele yapmak olabilir. Derece derece, renk renk, merdiven merdiven, kademe kademe bir haksızlık...

    Yâni bir müslüman, böyle bir kimse tarafından ters bir muameleye mâruz kalır, mazlum ve mağdur olursa... O zaman da karşısındaki müslümansa, tabii hakkını aramak gerekebilir, icabında kendisini savunması gerekir. Onları da ayrıca açıklarız. Ama diyor ki Peygamber SAS Efendimiz: "Bir haksız muameleye uğramış da, affetmişse..."

    "--Hadi affettim seni, bağışladım. Sen bana şu zulmü yüptın, şu haksızlığı yaptın ama, ben seni affettim." derse...

    İşte bu affetmek de çok büyük bir şey oluyor.

    Tabii, bu affetmenin hududu var. İnsan kendisine ait bazı şeyleri affeder de, topluma zararı dokunan şeyleri affedemez. Bunu bugün de biliyoruz. Kanunlar bazan, bir şahıs "Ben dâvâcı değilim!" dese bile, suçlunun yakasına yapışabiliyor. Kim takip ediyor o suçluyu?.. "Ben dâvâcı değilim!" diyor, şahıs çekiliyor kenara ama, cumhuriyet savcısı yakasına yapışıyor, bırakmıyor:

    "--Hayır, o affetse bile, ben affetmeyi kabul etmiyorum. Sen bunu topluma karşı bir suç olarak işledin, gel bakalım, çek cezanı!" diyebiliyor.

    Böyle durumlar var.

    Hattâ bir keresinde ben okumuştum da, çok şaşırmıştım. sanıyordum ku müslüman pasif olacak, boynunu bükecek. Diyor ki Peygamber Efendimiz:

    "--Bir müslüman malı ve canına kasdedildiği zaman..." Malı da diyor, sadece can değil. "Malı ve canına kasdedildiği zaman, mücadeleye kalkışırsa..." Ki bu onun savunma hakkıdır. "Ve öldürülürse, şehid olur."

    Diyelim ki, dağ başında gidiyorsunuz, birisi yolunuzu kesiyor, malınızı istiyor:

    "--Ver paraları, boşalt ceplerini!.." diyor.

    Veyahut kamyonu durduyor, malları almağa kalkıyor. O da vermek istemiyor, bir mücadele oluyor. Sonunda yaralanıyor, ölüyor, şehid sayılıyor.

    Ben sanıyordum ki, "Mal, ne olacak canım, nasıl olsa gelir, ses çıkartmayayım." desin. Ama öyle dedirtmiyor dinimiz, haksızlığa o kadar yüz verdirtmiyor. Onun karşısında mücadele vermeyi, soylu bir davranış olarak kabul ediyor.

    Tabii, bu gibi durumlar bu yönüyle de burada parantez içinde anlatılmalı... Affedilebilecek şeyler affedilir. Yapıldığı zaman karşı taraf bunu adet edinip, cemiyetin düzeni bozulacaksa, o zaman da affetmek doğru olmaz. "Merhametten maraz hasıl olur." demiş büyüklerimiz. Yâni çok acıyınca hastalık çıkar. Nasıl bir hastalık çıkar?.. Ahlâkî bir hastalık çıkar, sosyal bir hastalık çıkar. Bazı şeyleri de affetmemek lâzım!

    Hattâ yine Peygamber Efendimiz diyor ki: "Eski ümmetler, kendilerinin fakirleri, yoksulları, itibarsız, çevresiz olanları, güçsüz olanları suç işlediği zaman, onların suçlarının cezalarını verirlerdi; ama soyluları, itibarlıları, asilleri, çevresi olanlar suç işlediği zaman, ona ses çıkartmazlardı. Onun için helâk oldular. Böyle bir şey yapılmamalı!.. En yakınım bile bir suç işlese, onu cezalandırırdım." diye hadis-i şerifler var.

    Bu da İslâm'ın her yönden ne kadar, işin her tarafını düşündüğünü ve ne kadar güzel olduğunu, ne kadar mükemmel olduğunu, ne kadar çok yönlü olduğunu, ne kadar ilâhî olduğunu, ne kadar dengeli olduğunu gösteriyor.

    Demek ki affedilebilecek bir şey olduğu zaman; kaba bir söz söylemiş, bir yanlış iş yapmış, kendisinin maddî mânevî bazı zararlara uğramasına sebep olmuş ama, özür diliyor. Tamam. O zaman onu affederse...

    Başından başlayalım: "Bir müslüman bir rahatsızlığa, üzücü duruma düşer, mübtelâ olur da sabrederse; veyahut kendisine Allah tarafından bir nimet verilir de, ona şükrederse; veyahut kendisine bir haksız işlem, muamele yapılır da, yapanı affederse..."

    4. (Ve zaleme festağfera) Veyahut da insan bazen frenleri tutmaz, yanlış işi kendisi yapar. Kendi başkasına zulmeder, haksız muamele yapar. Yaptı, ne olacak?.. Hemen dönecek, hatasını anlar anlamaz derhal bırakacak. İş işten geçmişse, o zaman da af dileyecek Allah'tan:

    "--Yâ Rabbi, ben zulmettim, haksızlık yaptım..." Zulüm bazen, günah mânâsına da geliyor. "Şu günahı işledim yâ Rabbi, pişman oldum, beni mağfiret et, affeyle..." diyecek.

    "Böyle kendisi zulmettiği zaman da, istiğfar ederse; işte bu insanlar ahirette huzur ve emniyete ulaşmışlardır ve hidayete ermişlerdir. Mutlu sona ulaşmak kendilerine bahşedilmiş, kolaylaştırılmış demektir."

    Bu hadis-i şerifi hayatımızda uygulasak, ne kadar güzel olacak, değil mi sevgili dinleyicilerim?..

    Bunların hepsi insanın başına gelebiliyor. Başımıza hastalık gelebilir, üzücü şeyler gelebilir. O zaman sabredeceğiz müslüman olarak...

    Bu sabrı çok kimse yapmıyor maalesef, feryad ü figànı basıyor, itirazı yükseltiyor ve hattâ Allah'a àsî olacak, Allah'ın hoşuna gitmeyecek tarzda ifadeler de kullanabiliyor. Böyle olmaması lâzım! Dişini sıkacak, sabredecek.

    Nimetleri anlayacak, nimetlere de şükredecek. Haksız muamele yapılmışsa, zengin ve engin bir iç alemi olacak, affedecek, "Bağışladım seni..." diyecek.

    Merhum Arif Nihat Asya'nın bir şiirini hatırlıyorum, Afv-ı Umûmî diye... "Onu affettim, bunu affettim..." diye güzel bir şiiri vardır. Nur içinde yatsın...

    İnsan biraz da engin olmalı, bağışlayıcı olmalı! Affetmek büyüklüktür. Bir de hatalarını anladığı zaman derhal dönmeli, frenlemeli kendisini, özür dilemeli!.. Hem haksızlık yaptığı kimseden, hem de tabii Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne yönelip, "Yâ Rabbi, ben zulmettim, haksızlık ettim, affet yâ Rabbi! Nasıl telâfi etmem gerekiyorsa, onu da yapayım." diyecek.

    Çok güzel bir prensip grubu, bu hadis-i şerifte gözümüzün önüne serilmiş oldu, kulağımıza geldi. Allah bu güzel mânâları gönlümüze nakşeylesin... Sabırlı şükürlü, affedici, tevbe edici kullar öylesin cümlemizi...

    b. Kur'an'a Tâbî Olmanın Mükâfâtı

    Gelelim ikinci hadis-i şerife... Ben bir kitabı önüme açıyorum, o sayfa içinden size seçiyorum hadis-i şerifleri... İbn-i Abbas RA'dan, Taberâni Rh.A rivayet etmiş. Efendimiz buyuruyor ki bu ikinci kısa hadis-i şerifte... Bu da hatırda kalabilir:



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri