Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

ramazan ayı ve oruç ibadeti nedir bilgi verirmisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Ramazan ayında oruç ibadeti ramazan ayı ve oruç ibadeti ile ilgili bulmaca
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 1      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    ramazan ayı ve oruç ibadeti nedir

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Ramazan-ı Şerif ayı ve oruç ibadeti nedir?

    Ramazan-ı Şerif ayında oruç ibadetini eda etmek, Cenab-ı Allah'ın kendisine inanmış kullarına büyük bir lütfudur. Çünkü bu ay her bakımdan özeldir. Evvelâ, içerisinde Kur'ân-ı Kerim nâzil olduğu için bin aydan kıymetlidir[1]. İkinci olarak; Kur'ân-ı Kerim sadece bu aya mahsus ibadet ve sair muamelât için nâzil olmamıştır. Ramazan ayı, ortalama bir insan ömrü olan bin aydan hayırlı olduğu gibi, içerisinde indirilen Kur'ân-ı Kerim de insanın bütün ömrü boyunca muhtaç olduğu rehberlik özelliklerine sahiptir, yani bütün hayatları boyunca insanlara “yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı” bir hüviyet taşır[2]. Üçüncü olarak; bu ayın baş tacı olmasının ve esasen Ramazan ayının diğer ayların sultanı kabul edilmesinin müsebbibi olan oruç ibadeti, bu ayda eda edilir. O oruç ki bizzat Rabbimiz Teâlâ onu kendisine yakınlaşmanın en seçkin vasıtalardan kılmış ve kendisine kurbiyyete vasıta olan bu ibadetin mükâfatına bir sınır koymamıştır[3].

    Oruç ile birlikte Ramazan ayına mahsus diğer ibadetler dikkatlice değerlendirildiğinde, müminin bu ayda Allah'a daha çok yakınlaşmasının hikmeti anlaşılır. Zira bu ayda açlık sayesinde nefis dizginlenir ve fakirlerin mütevazı ahlâkının farkına varılır. Nefsin isteklerine karşı koymada ve iman ile akl-ı selimin isteklerini uygulamada sabır ve metanet hâssası gelişir. Hanelerde ailece okunan ve camilerde mukabele olarak dinlenen Kur'ân-ı Kerim'in hikmeti ve nuru, kalplerdeki imanı ve ihlâsı artırır. Kişi, uykudan ve cinsî isteklerden fedakârlık vasıtasıyla maddî olandan manevî olana yönelir. Misafire ikram ve iftar dâvetleri; akraba, arkadaş ve komşular arası ortak şuur ve muhabbetin tesisine vesile olur ki bu sayede İslâm'ın toplumculuk özelliği ve kardeşlik ruhu canlanır. Teravih namazları, cami ve mukaddes mekânları ziyaret ise ibadet heyecan ve coşkusunu artırır. Fıtır sadakası ve zekât ile Allah için vermenin yüksek faziletine erişilerek imanın lezzetine varılır. Neticede gelen bayramda küçükler-büyükler sevindirilerek topyekün cemiyet birbirleriyle kucaklaşır, içten ve derin bir samimiyet ile nesiller arası sevgi köprüsü oluşur.

    İşte onun için “Ramazan ayının evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur”. Zaten Ramazan ayı, âdetâ insanların hata ve günahlarını temizleyerek onları günahlardan korumağa tahsis edilmiştir[4]. Bu nimetin kıymetini bilenler, böylece geçmiş hatalarından arındıkları gibi[5] yeniden aydınlık bir geleceğe doğru yol almanın hazzını da yaşarlar.

    Osmanlı döneminde Ramazan-ı Şerif ayına mahsus bazı faaliyetler

    Oruç ve Ramazan hakkında bu malûmatın ardından, Osmanlı toplumundaki Ramazan-ı Şerifin nasıl yaşandığına bakmalıyız ki, yarım asrı aşkın bir süredir: “Nerede o eski Ramazanlar” şeklinde sürüp giden tahassür ile günümüzdeki Ramazan ayına dair bir değerlendirmeye imkân bulabilelim. Osmanlı döneminde Ramazan ile alâkalı genel faaliyetlerden bazıları şunlardır:

    Hilâl'in gözlenmesi: Ramazan-ı Şerîf ayının ilk hazırlıklarından birisi de hilâlin gözlenmesi faaliyetidir ki buna ru'yet-i hilâl denir. Bunun için İstanbul Kadılığı'nın görevlendirdiği ehil kişiler Süleymaniye, Fatih, Mihrimah Sultan (Edirnekapısı), Okçular (Okmeydanı) ve Cerrahpaşa camile rinde hilâli gözlerlerdi. Ay'ı gören büyük bir heyecan ve aceleyle Meşihat'e gelir ve yemin ederek hilâli gördüğünü anlatırdı.

    Kilerlerde Ramazan tedariki: Ramazan girmeden önce kilerler ağzına kadar doldurulurdu. Matbah-ı Âmire ile Devlet ricâlinin Ramazan mesârif kayıtları bunu açıkça göstermektedir[6].

    Ramazan temizliği: Ramazan ayı yaklaşınca, hemen her evde -bugün de pek çok evde mevcut olduğu gibi- bir temizlik telaşı başlar ve evler tamamen temizlenir, Ramazan'a mahsus düzenlemeler yapılırdı.

    Ramazan için tenbihnâmeler yayınlanması: Ramazan ayında halkın dinî ve ahlâki davra nışlarına biraz daha dikkat etmesi ve bütün Müslümanların ferâiz-i diniye ve âdâba uygun hareket etmeleri için Saray[7] ve Meşihat[8] tarafından gerekli uyarılar yapılırdı. Kadınların sokaklarda edebe aykırı davranışlarda bulunmaması ve onların hiçbir şekilde rahatsız edilmemeleri konusunda bizzat padişah adına irâde-i seniyyeler yayınlanır[9] ve tab edilen bu tenbih ilânnâmeleri dağıtılırdı[10]. Ramazan-ı Şerif ayının bereket ve ikramından istifade ederek fiyatları yükseltmek isteyen esnafa karşı da özel bir tedbir olarak uyulması gereken fiyat listelerinin ilân edilmesi için Şaban ayının son günleri beklenirdi[11]. Tenbihnâmelerin, halkı ikaz vazifesiyle birlikte çalışanların Ramazan ayı içerisindeki hizmetlerini kolaylaştırıcı bir yanlarının bulunduğunu: Ramazan ayı münasebetiyle askerlere dinî vazifelerini huzur içerisinde ifa etmeleri ve mugâyir bir harekette bulunmamalarının tenbih edildiği[12]; ve Ramazan ayı dolayısıyla mülkî memurların mesai saatlerinde ve toplu taşıma vasıtalarının saatlerinde ayarlama yapılması[13]. şeklinde özetleyebileceğimiz iki belge göstermektedir.

    İftar ve imsâk topunun atılması: İstanbul'da yedi yerden iftar topu atılırdı: Serasker Kapısı (Bugünkü İstanbul Üniversitesi Rektörlük binası), Selimiye Kışlası, Tophane-i Âmire, Baruthane[14], İcadiye Mahallesi, Salıpazarı önündeki Utarid Karakol gemisi[15]. Ramazan'da sadece iftar için değil, imsâk için de top atıldığını, Ramazan ayı münasebetiyle imsâk ilânı için Zeytinburnu fabrikasına gönderilen topun anbara teslim olunduğunu belirten belgeden öğrenmekteyiz[16].

    Mahya kurulması: Ramazan ayı ile birlikte camilerde mahyalar kurulurdu. Sultan Birinci Ahmed zamanında yakın bir dönemde ilk olarak Sünbül Sinan Dergâhı'nın Şeyhi Necmeddin Hasan Efendi'nin bir kandil gecesi dergâhın önüne ve cami-i şerifin minarelerine astığı kandilleri görüp beğenen padişahın emriyle bu iş genelleştirilmiştir. Mahyalarda bazı hadis-i şeriflerle birlikte Kız Kulesi, gemi, şebboy gibi şekiller ve resimler de yer alırdı. Son zamanlarda ise yardıma dâvet cümleleri de yer almağa başlamıştır.

    Huzur dersleri: İlk sistemli uygulaması Sultan Üçüncü Ahmed zamanında (h. 1136/m. 1724) Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından başlatılan huzur dersleri, padişah huzurunda düzenli olarak yapılmağa başlanıp Hilâfet'in kaldırıldığı 26 Receb 1342 (4 Mart 1924) tarihine kadar, 200 yıl devam etmiştir[17]. Huzur derslerinde, bizzat derse katılarak yerde oturan padişahla birlikte dersi yürüten mukarrir'e ilâve olarak sayıları ona yaklaşan muhatablar bulunurdu. Derslerde Kadı Beyzavî Tefsiri'nden âyetler okunur ve bu âyetlerin her bakımdan incelemesine itina gösterilirdi. Bu sebepten, bazen bir konuya dair dersler beş yıla kadar sürüp giderdi. Nitekim Bakara Suresi'nin ilk otuz âyetinin tefsiri, 1201-1205 Ramazanları (Temmuz 1787-Mayıs 1791) tarihleri arasında ve beş yılda ancak tamamlanabilmiştir. Derslerde kendini göstermek isteyen bazı muhatabların, mukarrir'e karşı aşırıya giden müdahalelerinin ve hatta bazen terbiye dışı konuşmalarının olduğu görülmüştür ki bu sebeple bazı dersler yarım kalabilmiş, muhatabları da gereken cezayı almışlardır[18].

    Ramazan vaazları ve mukabele okunması: Ramazan-ı Şerif bir ibadet ayı olduğu için, bu ayda camilerde va‘z u nasihat verilmesine itina gösterilirdi. Bu konuda yakın-uzak mesafe gözetilmeksizin, ehil olanlara imkân sağlanırdı[19]. Nitekim 1335/1919 tarihli bir belgeden öğrendiğimize göre; Medine halkından Tevfik'in; halka vaaz vermek üzere Eskişehir'e gelmesine izin verilmiştir. Buna mukabil, Ramazan'da camilerde halka manâsız ve gülünç şeyler anlatan vâiz ve ‘kürsü şeyhleri’ne harçlıkları verilerek görevden el çektirilirlerdi[20]. Yine Ramazan-ı Şerif boyunca camilerde Kur'ân-ı Kerim mukabele tarzıyla okunur ve buna halk da büyük rağbet gösterirdi. Bu ayda Osmanlı Sarayında da Kur'ân-ı Kerim okunur ve tefsir dersleri yapılırdı[21].

    Hırka-i Saadet Dairesi ziyaretleri: Ramazan-ı Şerif'in on beşinden sonra büyük bir sevinç ve hürmet ile Topkapı Sarayı'nda mukaddes emanetlerin bulunduğu Hırka-ı Şerif Dairesi, başta padişah olmak üzere ziyaret edilirdi[22]. Bu makamı ziyaret ve orada yirmi dört saat boyunca Kur'ân-ı Kerim okunması âdeti, ilk Osmanlı halifesi Yavuz Sultan Selim ile başlamış ve Sultan Altıncı Mehmed Vahideddin zamanına kadar devam etmiştir[23].

    İftar dâvetleri: Osmanlı sarayında, Ramazan-ı Şerif'in birinci gününden itibaren dokuz gün sürecek iftar yemekleri verilmeğe başlanır ve bu yemeklere yukarıdan aşağıya doğru devlet ricâli sırayla dâvet edilirdi. Saraya dâvet edilenler topluluklar arasında din adamları, bürokratlar, askerler, yabancı devlet temsilcileri, patrikler ve yüksek okul talebeleri bulunurdu. Özellikle yüksek okul talebelerine, kendilerini bir aya kadar idare edebilecek miktarda diş kirası/atiye verilirdi. Bunun için önceden yemeğe katılacakların isim ve rütbeleriyle, alacakları atiyelerin kaydedildiği listeler hazır lanırdı[24]. Sadrâzamlar, vezirler, paşalar ve zengin kişiler de saray ve konaklarında iftar yemekleri tertib ederler ve bu yemeklere halktan fakirler de katılabilirdi. Buralarda, iftardan sonra akşam namazı cemaatle kılınır, teravihe kadar da dini-ilmî sohbetler ve musikiler icra olunurdu.

    Ramazan yardımları-atiyeler: Ramazanın sonuna doğru verilen fitre ve Ramazan boyunca sürdürülen iftarlara katılan talebelere verilen diş kiralarıyla birlikte zekât ve diğer malî yardımlar, toplumun kaynaşması ve kardeşliği bakımından çok önemlidir. Osmanlı döneminde kendilerine atiye verilenleri şöyle sıralamak mümkündür: Tatar sultanları, Giraylar, memurlar[25], askerler, talebe-i ulûm, fakir ve muhtaçlar, fahişeler. Cerre ve yardım toplamağa çıkan talebelere ise seyahat kolaylığı sağlandığı gibi ihtiyaçları da giderilmektedir[26]. Camilerde aşr-i şerif okuyanlara yapılan yardımlar da yadırganmayacak miktardadır. Devlet, başta Bâbıâli olmak üzere[27], dergâhlara, din görevlilerine[28] ve askerlere[29] yaptığı yardımların miktarını ve atiye alanların isimlerini kayıt altına almıştır[30].

    Sergiler: Osmanlı döneminde her sene Ramazan ayı içerisinde umumî bir sergi açılması âdet tendi[31]. Ramazan ayı yaklaşınca, bizzat padişahın emriyle[32] Hereke Fabrikası başta olmak üzere mem leketin muhtelif yerlerinden getirilen mallar, özellikle Bayezid Cami-i Şerifi avlusunda düzenlenen sergiye konulurdu. Bu sergiler Dârülaceze gibi hayır kurumları için tertip edilir ve başlarında satış me muru olarak güvenilir kişiler görevlendirilirdi[33]. Burada düzenlenen sergide yer alan malların bazıları şunlardır: Muhtelif türde ve kalitede tesbihler; Kütahya porselenleri, yerli malı oyuncak ve muhtelif eşyalar; yiyecek malzemeleri. Konaklarında ve evlerinde verecekleri iftar yemeklerine gelecek dâvet lilerine diş kirası olarak takdim edecekleri hediyeleri seçmek için pek çok kişi bu sergiye öğle namazından sonra gelerek beğendiklerini alır ve bu alış-veriş büyük bir coşku içerisinde gerçekleşirdi.

    Bayram yerleri: Ramazanın son günlerine doğru muhtelif semtlerde bayram yerleri kurulur ve halk, yakın akraba ile büyüklerini ziyaret ettikten sonra aceleyle buraya doğru hareket ederdi. Bu bayram yerlerinde özellikle çocuklara ait eğlence mekânları, yiyecek ve içecekler bulunurdu. Üsküdar-Fatih ve Eyüb'ün bayram yerleri meşhurdu.

    Buraya kadar belirttiğimiz faaliyetlerin hemen tamamı devletin kendi eliyle gerçekleştirdikleridir. Bu itibarla toplumun umumuna hitap etmekte ve fertlerle ailelerin yaşadıkları Ramazan ve oruç iklimini de yansıtmaktadır[34].






  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  4. Ramazan-ı Şerif bugün aynı tesiri icra etmiyor mu?

    Bunun cevabını, yukarıda zikrettiğimiz Ramazan ve oruç tariflerinde ve Osmanlı toplumundaki Ramazan örneğinde pekâlâ bulabiliriz. Ceddimiz Osmanlılar, Ramazan ayını, orucun gerektirdiği bütün amelî ve ahlâkî değerlerle yaşamış ve yaşanmasına da samimi gayret göstermişlerdir. Kaldı ki İslâm'ın hükümlerinin belli zamanlara mahsus olmadığı izaha hâcet gerekmeyen bir husustur. Hazret-i Peygamber Aleyhisselâm'ın tebliğ ettiği İlâhî emirler ve onların bedelleri, hem umumî, hem ebedîdir. Binaenaleyh, Din-i Mübin-i İslâm ile müşerref olan herkes, dünyada olduğu gibi âhirette de İlâhî rabıtasının ve istikametinin karşılığı olan gönül hoşluğunu elde edecektir. Zira insanların nimete eriş sebepleri değişmedikçe, bu nimetlere nail olmağa devam edecekleri[35], yüce Yaradıcı'nın inayet-i bî-illet-i ezeliyyesinden olan hükümlerdendir. O hâlde ne oldu da biz değiştik..

    Hakikaten toplumun hiç de küçümsenmeyecek bir bölümü, âdetâ farklı bir Ramazan anlayışına sahip oldu.. Bir kere son yarım asırdır, eski Ramazan âdet ve anlayışında mühim bir yeri olmayan Binbirdirek eğlenceleri, Ramazan ayının neredeyse yegâne hatırası hâline sokuldu[36]. Bununla da kalınmadı; insanların şehirlerde yaşamalarını kolaylaştırmak ve âmme hizmeti görmekle vazifeli bazı belediyeler, Ramazan ayına mahsus tertipledikleri programlarda; ahlâkları, yaşayışları ve hatta kısmen de olsa inançları Ramazan ve oruçla pek alâkası olmayan şarkıcılarla oyuncuları malî açıdan inanılmaz derecelerde destekleyerek, Ramazan-oruç anlayışını, Ramazan-eğlence hâline dönüştürdüler.. Gerçi insan hangi yaşta ve mevkide olursa olsun, atiye ve harçlık nev'inden ikramlardan hoşlanır. Nitekim Osmanlı döneminde her meslekten insanlara atiyeler ihsan edilerek onların gönülleri fethedilmiştir. Bir bakıma onların kafa ve kalbleri hoş tutulmuştur. Kafa fikrin, kalb mâna ve inancın merkezi olduğuna göre, bu tarz cömert davranışların sadece Ramazan-ı Şerif ayında değil, her dönemde güzel karşılana cağı şüphesizdir. Ancak kişi ve kurumların maddî-bedenî harçlıkları önemseyerek, hiç bir yönüyle ma nevî ve derûnî bir değer taşımayan gayrimillî ve gayriahlâkî icraatları desteklemeleri elbette kabule şâ yân değildir. Belediye gibi mühim müesseselerden beklenen, onların meselâ Ramazan adına huzur dersleri gibi ilmî ve bayram yerleri gibi ictimaî faaliyetler tertip etmeleri, yahut bu kabil faaliyet gösterenleri desteklemeleridir. Özellikle bayram yerleri, toplum şuurunu ve bayram geleneğini yaşatacak ve bunu çocuklarımızla gençlerimize aktaracak en mühim unsurlardandır.

    Belediyelerden ve emsal kurumlardan bir başka mühim beklenti de, dergi ve kitap gibi yayınlar vasıtasıyla, âmme hukukunu ayağa kaldıracak ve tarihî, ictimaî, harsî (kültürel) zenginliklerimizi yaşatacak ciddi adımlar atmalarıdır. Bugüne kadar yapılan yayınların büyük bir kısmının albenili, ancak maksada uygun olmadığı açıkça görünmektedir. Üstelik, sadece belediye ve benzeri kuruluşların değil, pek çok kurumun yaptığı yayınlarda, konunun özünden çok, göze hoş gelecek yazı ve resimler sergilenerek, büyük imkânlar heba edilmekte, böylece âdetâ kişilerin reklamları yapıldığı gibi bu konuda müstakbel ilmî ve ciddî çalışmaların da önü kesilmektedir. Halbuki bu yayınları yürütmekle vazifeli kişilerin, toplum ve gerçek karşısındaki mesuliyetlerini her türlü çıkarların üstünde tutmak, en önce onların kendi üzerlerine düşen vazife olmalıdır.

    Kişilerle kurumların hata ve doğrularının etkileri, birbirleriyle kıyaslanmayacak ölçüde farklıdır. Pek çoğumuz gençleri telkin veya baskı yoluyla sigara gibi kötü alışkanlıklardan vaz geçiremez ve onların bu alışkanlıklarına yıllarca sorumlular gibi seyirci kalırken; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 19 Mayıs 2008 tarihinde çıkardığı 4207 Sayılı Sigara Kanunu sayesinde, bir ânda onlarla birlikte pek çok tiryakinin hızı kesilmiş ve ülke çapında inanılmaz derecede bir temizlik gerçekleşmiştir. İşte mesele budur: Özellikle resmî kurumlar, kamu hukukuna riayet bir yana, süregelen hata ve yanlış uygulamaları düzeltmekle kendilerini mes'ul tutmalıdırlar ki vazifelerini hakkıyla yapmış olsunlar..

    Kişiler, kendi yaptıklarından hem Allah katında hem kul katında mutlak sorumludurlar. Kezâ herhangi bir makamı işgal eden çobandan devlet başkanına kadar herkes, üzerindeki vazifeyi usulüne uygun bir şekilde ifa etmekle mükelleftir. Bulunduğu makamın gücüyle nefsine söz geçiremeyip İlâhî âdetlere ve âmme hukukuna aykırı faaliyetlerde bulunanların; bu nimetlerin vericisi Allahu Teâlâ ile onlarda hakkı olan insanlar huzurunda bir gün vuku bulacak yüzleşmeden hiç de hoşlanmayacaklarına şüphe yoktur. Unutmamak gerekir ki Ramazan, ruha-kalbe-kafaya harçlık-inşirâh veren-verdiren bir mevsimdir ve öyle telakkî edilmelidir. Gerçekten Ramazan, bedene ve maddiyata uygun eğlencelerle şehveti destekleyen bir vasıta aslâ değildir ve onu öylece görenlerin âkıbetinde de hiç bir hayır yoktur..

    Tekrar hatırlatmak gerekirse: “Allah verdiği bir nimeti durup dururken, nimete mazhar olan kulda bir değişiklik meydana gelmeden geri almaz; zıddı ile değiştirmez. Önce insanlar, Allah'ın hoşnut ol madığı bir şekilde değişirler, öz değerlerine yabancılaşırlar. Ellerindeki nimetin şükrünü yerine getir mez, onu gerektiği yerde, gerektiği gibi kullanmazlar; şımarırlar, kendilerine mal ederler. Güç, servet, ilim, iktidar gibi İlâhî nimetleri zulüm için kullanırlar.. İşte böyle değişen ve bozulan insanların elin den nimet, onu veren Allah tarafından alınır ve yerine zıddı, (felâket, mahrumiyet, sıkıntı) verilir”[37].

    Rabbimiz Teâlâ, bu kabîl ahlâk ve muamelâta sahip olmaktan ve bu gibi sebeplerle de helâktan bizi muhafaza edip, Ramazan-ı Şerif ayının; muhalifleri ve münafıklarınca üzerine etiketlenmeğe çalışıldığı gösteri ve gösterişin tam zıddı taşıdığı ihlâs ikliminde cümlemizi ebediyen yaşatsın inşaallah. Âmin ya Muin.



    --------------------------------------------------------------------------------


  5. * Başbakanlık Osmanlı Arşivi uzmanı-İstanbul.

    [1] Kadir Suresi, 3. âyet-i kerime.

    [2] Bakara Suresi, 185. âyet-i kerime.

    [3] “Ancak oruç müstesna, zira oruç, doğrudan doğruya bana edilen bir ibadettir. Onun mükâfatını ben veririm. Oruçlu yemesini, içmesini ve cinsel arzularını benim için bırakmıştır.” Zeynüddin Ahmed bin Zebidî, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, (Tercüme: Kâmil Miras), c. 6, Ankara 1978, 4. baskı, s. 248.

    [4] Bakara Suresi, 183. âyet-i kerime. “Oruç, dinin en büyük rükünlerinden ve güçlü şeriatın en kuvvetli kanunlarındandır. Nefs-i emmâre, bu mücâhede ile temizlenir. Fenalığa olan hırslar, bununla sakinleştirilir. Oruç, bir kalb işi, bütün gün yiyecek, içecek ve cinsî münasebet gibi isteklerden nefsi alıkoymaktan oluşan mukaddes bir mücâhededir. Hayatın lezzetini, iradenin kıymetini tattıran en güzel bir özelliktir. Fakat insanların nefsine, İlâhî emirlerin en meşakkatlisi görünür. Bunun için, Allah'ın hikmeti, derece derece, önce şer'î emirlerin en hafifi olan namazın, ikinci olarak ortası olan zekâtın, üçüncü olarak da en zoru olan orucun emredilmesini gerektirmiş ve böylece mükelleflere bir alıştırma yapıl mıştır. Bunun için "Mütevazı erkeklerle mütevazı kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar..." (Ahzab Suresi, 35) âyetinde övgü makamında bile bu tertip gözetildiği gibi, İslâm'ın binası hadisinde de "Kelime-i şehadet, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucu tutmak, Kâ'be'yi haccetmek" diye bu tertib gösterilmiştir.” Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, c. 1, İstanbul 1960, 2. baskı, s. 39-40.

    [5] “Bir kimse inanarak ve mükâfatını umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” Buharî, Savm, 7.

    [6] Matbah-ı Âmire Ramazan mesârifi için bk. BOA, CSM, 134/6733 (29 Şevval 1207/9 Haziran 1793); Ramazan ayı zarfında sadrâzamın kiler masrafını gösterir defter için bk. BOA, C. DH, 190/9466, (25 Zilka‘de 1160/28 Kasım 1747); Bir vezirin Ramazan ayı içerisindeki matbah masraflarını ve nev'lerini gösterir defter için bk. BOA, C. DH, 191/9545 (7 Şevval 1222/8 Aralık 1807).

    [7] BOA, Y. PRK. BŞK, 73/59, 29 Ş. 1322 (8 Kasım 1904).

    [8] BOA, Y. PRK. BŞK, 3/55 (28 Şaban 1297/5 Ağustos 1880).

    [9] BOA, A. DVN 139/78; Y. PRK. BŞK, 8/71; Y. PRK. ZB, 1/57 (6 Muharrem 1297/20 Aralık 1879).

    [10] BOA, A. MKT, MVL, 142/33 (29 Ş. 1278/1 Mart 1862) Bir başka belgede ise: Ramazan ayının gelmesiyle ekmeklerin yapımına daha fazla dikkat gösterilmesi ve yeni numuneye göre ekmek yapılması emredilmektedir. A. MKT. NZD, 309/90 (5 Ramazan 1276/27 Mart 1860).

    [11] BOA, A. MKT. MVL, 43/2 (28 Şaban 1267/28 Haziran 1851).

    [12] BOA, Y. PRK, ASK, 71/14 (29 Şaban 1308/9 Nisan 1891).

    [13] BOA, MV, 198/83 (28 Şaban 1333/11 Temmuz 1915).

    [14] Sultanahmed'de eski bir Bizans kilisesinde kurulan ilk baruthane (1490), yıldırım düşmesiyle havaya uçmuştur. Baruthanelerin ikincisi Eyüp-Kâğıthane'de; üçüncüsü Fatih'te, Topkapı-Şehremini arasında (1668-1698) ve dördüncüsü Bakırköy-Kazlıçeşme arasında (1699-1960) kurulmuştur. Söz konusu iftar topu buradan atılırdı.

    [15] Ragıb Akyavaş, Asitane, c. 1, Ankara 2004, s. 338.

    [16] BOA, Y. MTV, 94/14 (19 Şevval 131/25 Nisan 1894).

    [17] 1319 Ramazanı huzur derslerine katılacak ulemâ için bk. BOA, Y. MTV, 223/63 (19 Şaban 1319/1 Aralık 1901).

    [18] Huzur dersleri için bk. Mehmet İpşirli, “Huzur Dersleri”, DİA, c. 18, İstanbul 1998, s. 441-444.

    [19] BOA, Y. PRK, BŞK, 3/54 (28 Şaban 1297/5 Ağustos 1880).

    [20] BOA, Y. PRK, BŞK, 25/85 (2 Ramazan 1309/31 Mart 1892).

    [21] Sarayda Kur'ân-ı Kerim okuyacak ve tefsir dersleri yapacak dersiâm listesi için bk. BOA, Y. PRK, SGE, 11/94 (29 Rebiülevvel 1330/18 Mart 1912).

    [22] BOA, İ. DH, 1311/1311.N-10 (1311 Ramazan 14/21 Mart 1894).

    [23] Hırka-i Saâdet: Ka‘b bin Züheyr'in, Hazret-i Peygamber Aleyhisselâm'ın huzurunda İslâmiyeti kabul ettiğini ortaya koyan meşhur Kasîdesi için Peygamberimizin kendisine hediye ettiği hırka-i saadettir. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethi üzerinde diğer mukaddes emanetlerle İstanbul'a getirilmiştir. Hırka-ı Şerif ise Hazret-i Peygamber Aleyhisselâm tarafından Hazret-i Ebubekir ve Hazret-i Ömer (r. anhüma) vasıtasıyla Veysel Karanî'ye gönderilen bu hırkadır ki Yemenli Şükrullah Efendi 1027/1628 tarihinde İstanbul'a getirip Sultan İkinci Osman'a (Genç Osman) teslim etmiştir. Önceleri Fatih'te muhafaza edilirken, bilâhire Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan ve kendi adıyla anılan semtteki camiye muhafaza edilmeğe başlanmıştır. Bk. Nurhan Atasoy, “Hırka-i Saadet”, DİA, c. 17, İstanbul 1998, s. 374-377; M. Baha Tanman, “Hırka-i Şerif”, DİA, c. 17, İstanbul 1998, s. 378-382.

    [24] BOA, Y. PRK, ASK, 178/29 ve 178/397 (17/21 Ramazan 1319/28 Aralık 1901-1 Ocak 1902).

    [25] BOA, A. MKT. NZD, 310/91. Belgede; Ramazan'da memurlara ikramiye verilmesi emredilmektedir.

    [26] BOA, DH. MKT, 1826/68 (28 Şaban 1308/8 Nisan 1891); DH. MKT, 2037/85 (12 Cemâziyelâhir 1312).

    [27] BOA, İ. DH, 399/26432 (15 Şaban 1274/31 Mart 1858).

    [28] BOA, Y. PRK. HH, 6/59 (2 Şevval 1297/7 Eylül 1880).

    [29] BOA, Y. PRK. KOM, 4/84 (10 Ramazan 1303/12 Haziran 1886).

    [30] BOA, Y. PRK, SGE, 3/41 (28 Ramazan 1306/28 Mayıs 1889).

    [31] BOA, İ. DH, 495/33608 (24 Safer 1279/21 Ağustos 1862).

    [32] BOA, A. MKT. MHM 251/10-21-24 numaralı belgelerde; Ramazan'da Osmanlı sergisi için Kütahya'dan malzeme teminine dair padişah emri bulunmaktadır.

    [33] BOA, DH. MKT, 1203/93 (27 Şaban 1325/5 Ekim 1907).

    [34] Elbette Osmanlı toplumunun tamamının Ramazan ayını oruçla geçirdiğini söylemek mümkün değildir. Bunun böyle olmadığını gösteren şu bilgi; aynı zamanda Osmanlı döneminde oruç tutmayan Müslümanlara ve gayrimüslimlere ne kadar hoşgörülü davrandığını da çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır: “Peki herkes oruç tutup kendini ibadete mi verirdi? Kuşkusuz oruç yiyen sadece nüktedan Bektaşi değildi. İsmail Müştak (Mayokan)ın Yıldız hatıraları'na bakarsak; Müslümanların halifesi Sultan Abdülhamid'in sarayında oruç yiyen yaverlere, Mâbeyn memurlarına kimsenin aldırış ettiği yokmuş bile.” İlber Ortaylı, İstanbul'dan Sayfalar, 9. baskı, İstanbul 2007, s. 234-235.

    [35] ذَلِكَ بِأَنَّ اللّهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّراً نِّعْمَةً أَنْعَمَهَا عَلَى قَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنفُسِهِمْ وَأَنَّ اللّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    “Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.” (Enfâl Suresi 53) “Yani onlar o nimete nail oldukları zaman, nefislerinde ona vesile olan fıtrî misakı, ahlâk ve güzel amelleri kendileri değiştirinceye kadar Allah'ın o nimeti doğrudan doğruya değiştirmek âdeti değildir. Âdet-i İlâhiyye; kişinin nefsine ait sebeplerle verdiği nimetin değiştirilmesini de yine nefsin sebeplerine bağlamıştır ki beşerin mes'ul tutuluşu da bunu gerektirir.” Hamdi Yazır, Kur'ân Dili, c. 4, İstanbul 1960, 2. baskı, s. 2419.

    [36] Ramazan gecelerinde faaliyet gösteren tiyatrolardan, Dârülaceze gibi hayır kurumları için aidat toplamak üzere Devlet tarafından memurlar görevlendirilirdi. BOA, DH. MKT, 941/77 (20 Muharrem 1323/27 Mart 1905).

    [37] Hayreddin Karaman-Mustafa Çağrıcı-İbrahim Kâfi Dönmez-Sadrettin Gümüş, Kur'ân Yolu: Türkçe Meâl ve Tefsir, c. 2, Ankara 2006, s. 700.


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri