Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

komşu hakkıyla ilgili hikayeler , komşulluk hakkı ile ilgili hikayeler eklermisiniz Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Komşu hakkı ile ilgili vaaz Komşu hakkı ile ilgili
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 49      

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Komşu hakkı ile ilgili hikayeler

    Sponsorlu Bağlantılar




    komşu hakkıyla ilgili hikayeler,
    komşulluk hakkı ile ilgili hikayeler eklermisiniz


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Komşu hakkı ile ilgili vaaz
  3. Komşu hakkı ile ilgili sözler
  4. Komşu hakkı ile ilgili kıssalar
  5. Komşu hakkı ile ilgili hadisler
  6. Komşu hakkı ile ilgili ayetler
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    Komşu (hikaye)


    Âlim ve evliyâdan Ahmed Hilmi Efendi (rahmetullahi teâlâ aleyh) komşu hakkında şöyle bildirdi: Hazret-i Enes, Peygamber efendimizden rivâyet etti ki: "Kişinin îmânı doğru olmadıkça, kalbi doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz. Mümin, komşusunun lisanından (di linden) emin olmadıkça Cennet´e giremez."Evliyânın büyüklerinden Alâeddîn Âbizî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin büyük oğlu Gıyâseddîn anlatır: "Bir yaz günü, yatsı nama zından sonra, uyumak üzere odama çekilmiştim. Gökte ay yükselmiş, ortalık ay ışığı ile aydınlanmıştı. Evimizin bitişiğinde bir ev vardı ve içi bomboş görünüyordu. O evde, kimsecikler yoktu. Bir ara bu evden bâzı sesler geldiğini hissettim. Merakla, bir kenardan evin içine baktım. İçe ride, gölge hâlinde, karşılıklı oturan bir erkekle bir kadının konuştuklarını gördüm. Sonra gelip yatağıma yattım, uyudum. Sabahleyin namazdan sonra, babam bana; "Evlâdım! Komşu evine bakıp içindekileri seyretmek câiz değildir. Yandaki evden duyulan sesin ne olduğunu araştırmak ve anlamaya çalışmak senin vazifen değil ki!" buyurdu."

    Tâbiîn devrinin tanınmış hadîs ve tefsîr âlimlerinden Atâ bin Meyse- re el-Horasânî hazretleri komşuluk ve komşu hakkının önemi hu sûsun- da Hasan-ı Basrî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinden naklen bildi- rmiştir. Resûlullah efendimiz şöyle buyurdular: "Komşular üç kısım dır. Bi- rinin bir hakkı vardır. Bu, (hakkı) en az olan komşudur. İkincisinin iki hakkı vardır. Üçüncüsünün üç hakkı vardır. En fazla hakkı olan budur. Bir hakkı olan müşrik komşudur. Akrabâ da değildir. Bunun sâdece, komşuluk hakkı vardır. İki hakkı olan, müslüman komşudur. Akrabâlığı da yoktur. Haklarından birisi, müslümanın, müslümana olan hakkı, diğeri komşuluk hakkıdır. Üç hakkı olan, müslüman komşudur ki, aynı za manda, akrabâlığı da vardır. Haklarından biri, müslümanın, müslüman üzerinde olan hakkı, komşuluk hakkı, diğeri akrabâlık hakkıdır. Komşu luk hakkının en aşağısı, et ve benzeri yiyeceklerden çıkan koku ile kom şuya eziyet vermemektir. Ancak tencerede pişenden bir mikdâr verilirse, eziyet edilmemiş olur."

    Büyük velîlerden Bişr-i Hâfî hazretleri, Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ´dan) rivâyet edilen şu hadîs-i şerîfi nakletti: Peygamber efendimiz; "Tencerede bir şey pişirdiğin zaman, suyunu çoğalt ve komşulara dağıt." buyurdular.

    Büyük velîlerden Ebû Ali Sekafî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretle rinin kuşçuluk yapan bir komşusu vardı. Her zaman ona sıkıntı verirdi. Çünkü onun evinin damına konan güvercinleri taşlayıp uçururdu. Bir gün Ebû Ali Sekafî hazretleri evinin damında oturmuş Kur´ân-ı kerîm oku yordu. Kuşçu komşusu yine güvercinlere taş attı. Lâkin attığı taş bu defâ Ebû Ali Sekafî hazretlerinin alnına rastladı ve yardı. Yüzünden aşağı kanlar akmaya başladı. Etraftan bu hâli görenler; "Şimdi Ebû Ali hazret leri şehrin vâlisine gider, onu şikâyet eder ve zararını defeder. Zîrâ vâli onun ricâsını kabûl eder. Böylece hepimiz onun zarârından kurtuluruz." dediler. O zaman Ebû Ali hazretleri hizmetkârını çağırdı ve; "Evlâdım! Şimdi şu bahçeye git ve uzunca bir çubuk yap getir." buyurdu. Hizmetçi çubuğu hazırlayıp getirdi. O zaman; "Şimdi şu çubuğu kuşçu komşu muza götür ve şu güvercinleri taş atarak değil de, bu çubukla uçurmasını söyle." buyurdu. Hizmetçi gidip Ebû Ali Sekafî hazretlerinin sözlerini söylediğinde, kuşçu yaptıklarına pişman oldu ve özür diledi.

    Tâbiînden, İslâm âleminde Eshâb-ı kirâmdan sonra yetişen evliyânın ve âlimlerin en büyüklerinden İmâm-ı A´zam Ebû Hanîfe (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin komşusu bir genç, her gece içki içer, eve sar hoş gelir, bağırır çağırırdı. Bir gün devletin görevlileri onu yakalayıp hapse attılar. Ertesi gün İmâm-ı A´zam, "Komşumuzun sesi kulağımıza gelmez oldu." deyince, bir talebesi onun hapse atıldığını söyledi. Bunun üzerine İmâm-ı A´zam vâliye gitti. Vâli, onu görünce ayağa kalkıp hür metle karşıladı. Teşrifinizin sebebi nedir? dedi. O da hâdiseyi anlatınca, vâli: "Böyle ehemmiyetsiz bir iş için zât-ı âliniz buraya kadar niçin zah met ettiniz, bir haber gönderseydiniz kâfi idi." dedi ve o genci serbest bı raktı. İmâm-ı A´zam o gence; "Bak biz seni unutmuyoruz." diyerek, bir kese de akçe (para) verdi. Bunun üzerine o genç, yaptığı kötü işlerden tövbe edip, İmâm-ı A´zam´ın derslerine devam etmeye başladı ve fıkıh ilminde âlim olarak yetişti.

    Evliyânın büyüklerinden Mâlik bin Dînâr (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin yahûdî bir komşusu vardı. Yahûdî evinin helâ çukurunu düşmanlık olsun diye Mâlik hazretlerinin evinin yanına yaptı. Zamanla sızıntı ve pis koku Mâlik hazretlerinin evine sirâyet etti. O her gün sızın tıyı temizler ve pis kokuyu gidermek için güzel kokulu şeyler yakardı. Yahûdî, Mâlik hazretlerinin rahatsız olduğunu anladı. Fakat beklediği şi kâyet gelmeyince, çok hayret etti. Bir gün Mâlik hazretlerinin evine gitti. Pis kokuyu duyunca; "Bu ne?" dedi. O; "Kokulu şeyler yakıyorum." dedi. Yahûdî; "Hayır bu lağım kokusu. Bak duvardan sızıyor. Niye bana söy lemiyorsun?" dedi. Mâlik hazretleri; "Eğer söyleseydim, üzülebilirdin. Bi zim dînimizde komşuyu üzmek ve eziyet yoktur. Kavga ve gürültü de ol maz." buyurdu. Yahûdî, bu sözler karşısında sarsıldı ve; "Bugüne kadar size düşmandım. Şimdi Dîninize hayran oldum. Böyle hükümler ancak İslâm dîninde olur. Ey Mâlik! Îmân etmek istiyorum." dedi ve Kelime-i şehâdet getirip müslüman oldu.

    Tâbiînin büyüklerinden, oniki İmâm?ın dördüncüsü ve Hazret-i Hüse yin?in oğlu olan İmâm-ı Zeynelâbidîn (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazret leri?nin şöyle buyurduğunu, Sâbit bin Ebî Hamza es-Simâlî nakletmiştir: ?Kıyâmet günü, bir nidâ gelir. Allahü teâlânın komşuları kalksın, denir. Bir grup insan kalkar, fakat bunların sayıları azdır. Onlara da, hadi Cen net?e giriniz, denilir. Melekler karşılayıp aynı şeyleri onlara da sorarak si zin ameliniz nedir? dediklerinde; "Biz Allah rızâsı için birbirimizi ziyâret ederdik. Allah rızâsı için oturup sohbet ederdik ve Allah rızâsı için birbi rimize mallarımızı bol bol verirdik.? derler. Bunun üzerine melekler sâlih ve iyi amel işleyenlerin mükâfâtları ne güzeldir. Hadi girin Cennet´e, der ler."



  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
  10. Kayıtsız Üye

    iki üç arkadaş bir yaz günü dinlenmek ve hoşça bir vakit geçirmek için bir su kenarına giderler. Su kenarı boyunca gezinirlerken uzaktan derenin içinde bir adam görürler. Adamın durumu gerçekten dikkat çekicidir. Adam, suyun içinde pantolonunu dizlerine kadar sıvamış vaziyette, durmadan elinde bir şeyler örmekte, diğer yandan sallayıp durduğu başının üstündeki bir çıngırak devamlı olarak çalmaktadır. Biraz daha yaklaştıklarında adamın sırtında bir yayık olduğunu ve ağzıyla da bir şeyler mırıldandığını görürler. Adama selam verirler. Adam selamı alır. <
    <
    Biri merak içinde sorar: <
    <


    — Kolay gelsin. Kusura bakma ama sormadan edemeyeceğim, derenin içinde böyle durmadan bir o yana, bir bu yana ne yapıyorsun?

    Adam:

    — Hiç ne olsun der: Bizim köyün camisinin halıları kirlenmişti. Hoca birini arayıp duruyordu. Eh ben de boştum. İşte gördüğünüz gibi halıları; yıkıyorum. Artık Hoca bize birkaç kuruş verir, bu fani dünyada geçinip gideriz.

    Bu sefer diğeri sorar:

    — Ya bu başının üstünde devamlı sallanan çıngırak nedir?

    A!. O mu? Bizim komşunun bakla tarlası şu gördüğünüz derenin bitişiğindedir. Komşu giderken, şu bizim tarlaya da bakarsan iyi olur, demişti. Ben de zaten boşum. Çıngırak sallandıkça kargalar baklalara konmuyor. Eh artık komşu yarın hasat zamanında, bize bir iki teneke bakla verir herhalde. İşte ne yapalım, fani dünya geçinip gidiyoruz.

    Bu sefer diğeri merakla sorar,

    -Ya.. Şu elindeki nedir?

    - O mu? der: Bizim komşunun oğlu askere gitmişti, ne zamandan beri bir mektupla kazak isteyip duruyordu. Komşu da bana rica etti. Ben de örgü örmesini biliyorum. Şurada boş duracağıma, hazır gelmişken onu da örüyorum. Eh artık buradan iki kuruş alsam fena mı olur? Ne yaparsın fâni dünyada geçinip gidiyoruz işte!

    Biri yine dayanamayarak. Sırtındaki yayığı sormaya gerek yok, onu anladık, ama senin ağzın da boş durmuyordu, bir şeyler mırıldanıyordun, der.

    Adam bu sefer :

    — Ben Kur'an okumasını bilirim. Bir kaç defa hatim de ettim. Yasin-i Şerif ezberimdedir. Geçenlerde komşumuzun dedesi ölmüştü. Benden bir Yasin-i Şerif okuyup sevabını dedesine bağışlamamı istemişti. Ben de burada boş duruyorum. Hani boşken onu okuyayım demiştim. Her halde komşu artık bizi görür. Ne yapalım şu fani dünyada geçinip gidiyoruz, der...


  11. Misafir

    LİMON AĞACI

    Vaktiyle hamile bir kadın, komşusuna misafir olur. Oturdukları odada dalları limonlarla dolu olan büyük bir limon ağacı görür. Canı limon ister ama bir türlü komşusuna söyleyemez, utanır.

    Bir ara komşusu mutfağa gidince, yakasından çıkardığı bir dikiş iğnesini limona batırır ve deldiği yerden limon suyunu emmek suretiyle bu arzusunu tamin eder.

    Nihayet bir erkek evladı dünyaya gelir. dışarıda dolaşma, oynama, daha doğrusu yaramazlık yapma çağına gelince dışarı çıkar. O zaman bazı insanlar tutukla su taşırlar. bu çocuk eline bir çivi alır ve su taşıyan adamların arkalarına takılır. Tulukları deler ve akan sudan içmeye başlar. Bu durum birkaç gün böyle devam edince hemen çocuğun babasına durumu anlatırlar, bu yaramazlığından dolayı oğlunu şikayet ederler.

    Adam düşünüp taşınır. Çocuğunun niçin böyle yaptığına bir türlü akıl erdiremez. Durumu hanımına anlatır. Çocuğun niçin böyle yaptığını sorar. O da başından geçen hadiseyi olduğu gibi anlatır.

    Bu işin nerden kaynaklandığını anlayan aile reisi karısına:

    - Hemen komşuya git ve hareketini anlat, sonra da helallik dile. Şayet böyle yaparsan öyle zannediyorum ki oğlumuz da bu garip hareketlerden vazgeçer, der.

    Kadıncağız komşusuna gidip vakiyle başından geçen hadiseyi anlatır. Kendisinden özür diler, hakkını helal etmesini ister.

    Komşu hanımı da bu duruma çok üzülür. Neden o zaman limon istemediğini; değil bir limonun ağaçta bulunan bütün limonların feda olmasını belirten komşu hakkını helal eder. O zaman Allahın izniyle çocukları da bu garip hareketlerinden vazgeçer.


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri