Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Atatürk Anlatıyor, Atatürk'ün Günlüğünden, Atatürk'ün Sözleri Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır. Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu atmaktır. O'nu

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Atatürk Anlatıyor, Atatürk'ün Günlüğünden, Atatürk'ün Sözleri

    Sponsorlu Bağlantılar




    Atatürk Anlatıyor, Atatürk'ün Günlüğünden, Atatürk'ün Sözleri

    Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır. Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu atmaktır. O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.

    Ben Mustafa Kemal"im
    Selanik
    Baba ocağı
    Kilise canlarının ezanla karışıp gittiği çocukluk yıllarım
    Gür ağaçlı bahçeler
    Ve tadına doymadığım karadut
    Daracık sokaklarda kaybolup gittiğimiz liman şehri
    Selanik bir büyük liman,
    Selanik bir büyük şehir/Suda balık sürüleri gibi:
    Gelir gider, gider gelir
    Yorgun tembel balıkçıların
    Beni uzaklara salacağı martı sesleri
    Baharda gürlediği vakit Korkutan
    Korktuğu kadar düşündüren gök gürültüleri
    Selanik gecelerinde yıldızlar kocaman olurlardı
    Ya da ben öyle hatırlıyorum

    Ne kadar çok, ne kadar parlaktır, bir kadar uzak.
    Arkadaşlarım, komşu çocukları, gayri Müslim arkadaşlarımız çok olmazdı
    Olanlarda bize en yakın yıldız kadar yakın
    Oysa
    Yaşadığımız acı tatlı ne varsa
    Bu küçücük şehirdeydi.
    Geçti dört mevsim dört yaz
    Uzun ince parmaklarımda
    Mahalle mektebinde diz çöküp ,
    İlahilerle başladı okula

    Bir sabah beyaz bir entari giydirildi bana
    Sırmalı bir sarık elimde yaldızlı bir dal
    Annem dua etti.
    Ben de babamın ve hoca efendinin elini öpüp okula gönderildim.
    Beyaz kemerli loş bir oda
    Rahlede (bilgi yelpazesi.net) bir kuran
    Hoca keremim anlatmaya başladı.
    Anlayamadığım bir dilden okuyup, dizlerimin üstünde yazmaya çalışıyordum.

    Kemiklerim sızlardı, ayakta yazmak istemezdim
    Hoca tek sesiyle emrederdi
    Otur
    "Ama böyle yazmak zor oluyor, dizlerim acıyor deyince,
    Bana karşımı geliyorsun, dedi.
    Ben de evet dedim.
    Sonra babam beni başka okula gönderdi.
    Şemsi Efendinin özel laik okuluna.
    Burası daha iç açıcıydı. Yan yana sıralar daha aydınlık
    Üstelik artık dizlerim acımıyor
    Babamın işleri bozulunca, dayımın köyüne Langazaya gittik.
    Çiftlik hayatı başladı.

    Orada okul yoktu, sıkılıyordum. Köydeki Müslüman hocadan ders alıyordum.
    Sonra da köyün papazından, ama Rumcayı sevmiyordum.
    Teyzemin yanına Selanik'e gönderildim.
    Arapça öğretmeni kaymak Hafızdan hayatımın ilk dayağını yedim.Bu bana çok dokundu. Çocuksu sorularıma dahi cevap veremeyecek kadar cahil , aciz koskoca bir adamdan dayak yiyordum.
    Bir gün komşumuzun oğlu Ahmet, bizi ziyarete geldi. Askeri okuldaydı.
    Pırıl pırıl tertemiz üniforması, anlamlı bakışı, kendinden emin konuşması.
    İşte o gün ben de o üniformanın içine girmiştim sanki.
    Annem olmaz dedi.
    Osmanlının askeri demek bitmez tükenmez sürgünler, savaşlar demektir.
    Kıyamam sana.
    Ama nafile gizlice okulu kazanmıştım.
    Anacığımın elini öptüm, hakkını helal etti.
    Yeni okulumu arkadaşlarımı seviyordum. Başarılıydım.
    Matematik öğretmenimiz senin de benim de adımız Mustafa dedi.
    Gel bir de yanına Kemal adını koyalım. Bundan sona senin adın Mustafa Kemal olsun.
    Orta okuldan sonra, yatılı olarak Manastır Askeri Lisesine başladım. Manastır Makedonya'nın can damarıydı, sınır bölgesiydi.
    Bulgar, Arnavut, Yunan çetelerinin cirit attığı bir yer. Etrafımda nelerin olup bittiğini anlamak istiyordum.
    Sonra Ömer'le arkadaş olduk.
    Tatil günleri istasyona gider , askerleri seyrederdik.
    Oradan da Yonya'ya.(Yonya bir liman gazinosuydu)
    Orada birşeyler içer saatlerce tartışırdık.
    Ali Fethi ile tanıştıktan sonra ufkum daha da genişledi.
    O bana siyasetin ne olduğunu anlattı.
    Jan Jak Ruse , Volterî, Mantesküi'yi anlattı.
    | Volter , Rober Piyer ,1789 ihtilali , halk , ulus , özgürlük , gerçekler.
    |Ve yaşamın sınırları. Kafam karmakarışıktı.
    Bir gün Ömer'le tren istasyonunda dervişlere rastlamıştık.
    Ve garda da. Bir sürü yabancı yolcu.
    Dervişler, ellerinde sivri külahları
    Bol cübbeleri kendilerinden geçmiş, bağırıp çağırıyorlardı.
    Nara atıyorlar, kimileri de düşüp bayılıyorlardı.

    Şöyle bir baktım. Utandım.
    Gözlerimi kapadım. Cennetin anahtarını satan papazla, muska satan yobaz
    Ve nara atıp kendinden geçen, sözüm ona dervişler.
    İşte dedim kendi kendime.
    Dünyayı bu hale sokan sizlersiniz.
    Artık düşünüyordum, öğrenmek istiyordum.

    Düşlerim beni aştıkça, yeniden öğrenmeliyim.
    İçimdeki büyük aşkın ne olduğunu artık iyice anlıyordum.
    Okul bitince...
    İstanbul'a Harbiye'ye gidecektik düşlerimizi gerçekleştirmeye.
    İnsanlığa aşıksın sen Sönmeyen tek ışıksın sen Kurtuluş ve özgürlüğe
    Bir evrensel bekçisin sen
    İstanbul
    Daha ilk bakışta ortaçağı anımsattı bana
    Sanki insanlar hala yüzyıllar öncesi gibi yaşıyordu,
    Kara çarşaflı, peçeli hayaletler gibi, karanlık basmadan evlerine koşuşan kadınlar
    Asma çardakların gölgesinde
    Günde beş vakit ezan sesiyle kımıldayan çehreler.
    Haliç'in ötesinde ölü bir görüntüden ibaret kalan Türk mahalleleri
    Ve şaşkın değişmez sessizliğe uyuyorlardı.
    Oysa Beyoğlu, Pera ve baş döndürücü sokakları sonunda liman...
    Şık faytonlar, mağazalar, tiyatrolar, müzikaller. Bambaşka sosyal bir çevre.
    Vergi vermeyenler sırtını kapitülasyonlara dayamış
    Merkezi hükümete önem vermeksizin bir bambaşka İstanbul.
    Osmanlıların üstündeki yabancı baskısı o derece şiddetliydi ki
    Sanki Türkler kendi vatanlarında esir
    Yabancılar efendiydiler.

    Düşman devletler Osmanlı Devletine Maddeten ve manen tecavüz halinde
    Karar vermişler onu yok etmeye, bölüşmeye
    Padişah ve halife olan kişi de
    Düşünmüyor hayatını ve rahatını
    Kurtarmaktan başka çare.
    Artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordum.
    Bazı kitaplar yasaktı. Bunları geceleri okurdum.
    Namık Kemal'i , Volter , Robes Piyer'i şimdi daha iyi anlıyordum.

    Önce Napolyon’a hayrandım.
    Felsefi görüşlerim iyice şekillenince, ondan pek hoşlanmadım.
    Demek ki devrimler karşı devrimleri getirebilirdi.
    1789'un saflığı ve temizliği ve Napolyon'un emperyalizmi.
    O gün arkadaşlarla bir komite kurduk.
    El yazısıyla gazete çıkarmaya karar verdik.
    Gazete sarayın kulağına gidince yakalandık.
    Ama okul müdürü devrimci bir adamdı. Kurtulduk.
    Belki de bir içgüdü.
    Kurmay okulunun ilk sınıfında hepimizden bir araştırma, yazısı istemişti.
    Araştırma yazısını okuyan öğretmenim gözlerime baktı.
    Zaten dedi, senden de bu beklenir.
    Araştırmanın adı:Başkente karşı Anadolu isyan hareketlerinin Gerilla taktikleri.
    Sonra yine yakalandık.
    Bildiri dağıtıyorduk üstelik okul bitmiş daha yeni yüzbaşı olmuştum.
    Tutuklu kaldığım süre içinde yazıyordum.
    Şiir yazıyordum.
    Devrim taslakları yazıyordum. Sonra kıta hizmeti adına İstanbul dışına sürüldüm, Şam’a

    Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır. Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu atmaktır. O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.

    Yıl 1905
    Mustafa Kemal şimdi yüzbaşı
    Peki dedim, öyle olsun. Bizde gider çölde bile yeni bir devlet kurarız.
    Zamanla binlerce gerçeğin değil, tek bir gerçeğin olduğunu anladık.
    Ne işimiz vardı Arabistan çöllerinde.
    Hepimizi baskı altında toplamaya çalışan softaların, yobazların içinde, ne işimiz vardı
    Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları,
    Müslümanların ise cehennem azabı çektikleri bir yerdi.
    Osmanlı İmparatorluğu.
    Sende-de dünyalar devirenlerin
    Ayakta tutmayan darbesi vardı;
    Zamanı yakından çevirenlerin
    Zincire vurulmaz hür sesi vardı

    İhtilalin nasıl, neresinden başlamalıydı.
    Vatandan uzak Arap illerinde...
    Arkadaşlardan kopuk.
    Makedonya'ya gitmeliydim.
    Bu işin can damarı arada atıyordu.
    Bir müddet sakin kalıp, Selanik’teki Genel Kurmaya atanmalıydım.
    Ve atandım.
    İhtilalin çekirdeği bazen de kendince oluşuyordu.
    Kendini devrimci ihtilalci sayanlar vardı
    Bir elinde kılıç, bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin ederler.
    Değişmesi gereken bir düzen için, değişmeyecek kurallar üstüne yemin edebilir miydi?
    Ama ihtilal kadrosu yavaş yavaş tamamlanıyordu.
    Biz reformcu değildik,
    Biz siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk
    Egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk.

    Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
    Dinsel kuvvetler ise bunun tam tersiydi.
    Kökten dinciler gücünü tartışmadan değil
    Baskıdan, düşünce özgürlüğünden değil
    Kayıtsız şartsız itaattan alıyorlardı.
    Üstelik kör itaat
    İnsan zekası ve uygar olabilmek
    Evrenin sınırlarını çözmeye çalışmak,
    Bilim teknik ve hür düşünce yerine kör itaat
    Bizi bu hale sokan karanlık, cehalet değil miydi?
    Yola çıkarken kavşak noktalarında düşüncelerimiz saydamlaşıyordu
    Arkadaşların çoğu Müslümanlıktan din olarak değil
    Siyasal bir güç olarak bahsediyorlardı
    Yobazlar, gericiler, tutucular
    Müslümanlığın yüz karasıydı.
    Ve bu cehalet sürdükçe mahvolup gidecektik
    Bazı arkadaşlar din yerine ırk kavramını uygun görüyorlardı.
    Ama sis dağıldıkça çoğunlukta devrim çekirdeğinde anlaşıyorduk
    Başlık kendi kendine çıkıyordu
    TÜRK DEVRİMİ!

    Yanı başımızda bir ihtilal daha vardı.
    Sovyet ihtilali.
    Bu devrim hareketi daha başında bir Panslavizm hareketine dönüşüyordu.
    Oysa
    Uygarlık ister istemez evrensel boyutlara gidiyordu.
    Artık uygarlık değil, dünya uygarlıklarının temelleri bize yakışırdı.
    Siyasi görüşlerim asker kişiliğimle bağdaşamaz hale gelmişti.
    Yavaş yavaş kızağa alınıyordum.
    Önce Trablusgarp’a gönderdiler.
    Kaybedilmiş bir cephenin yeniden kurtarılması için
    Ama karşımda ümmetinden bile bıkmış
    Şeyhler, aşiretler, kabileler, tarikatlar
    Savaşmak için hiçbir nedeni olmayan
    Kaybedilecek hiçbir şeyi kalmamış topluluklar
    Trablus macerası ve Balkan Savaşı sonrası
    Ömrümün çoğunun geçtiği Selanik bile elden çıkmıştı
    İstanbul Hükümeti hayalperest insanların elindeydi
    Acı ama gerçek bu
    Uyarıyordum. Ama iktidar olma hırsı
    Onlar için her şeyden öndeydi.
    Terfi edilmiştim.
    Yeni bir görev gerekiyordu
    Ve usulca sürgüne yollandım
    Sofya'da Ateşe Milliterliğine
    Sofya'da hayat güzel geçiyordu
    Fransızcamı ilerletmiştim
    Ne de olsa davetli sürgün hayatı.
    Diplomatik amaçların davetleri.
    Ziyafetler, açılışlar akşam yemekleri...
    Memleketim için ne gerekiyorsa burada yapmaya çalışıyordum

    Arkadaşımla yazışmayı hiç aksatmadım
    Zaman bizim zamanımızı bekliyordu.
    Bir gün Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,
    Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.
    Garson onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.
    Köylü Bulgaristan benim çalışmamla yaşatılıyor,
    Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.
    Verin çayımı, pastamı; parasını vereyim"
    Bende köylüden yana çıktım.
    "Benimde köylüm böyle olmalı" dedim.
    İşte böyle olmalı.
    Milletin efendisi köylüdür.
    Dimitrina , General Ratsov'un kızıydı,
    Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.
    Babası Bulgar müdafaa vekiliydi.
    Davet eder, her seferinde giderdim.
    Konuşurduk.
    Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince "Kadın erkek eşitliği" derdim.
    Dimitrina da seçme hakkı seçilme hakkı.
    Kadınların her türlü özgürlüğü olmalı
    Dimitrina da "Bu Avrupa'da bile yok Mustafa, Türkiye’de ne zaman olur"
    Çok yakında derdim çok yakında

    Büyük savaşa az kalmıştı
    Doğru gibi görünen askeri taktikler
    Aslında siyasi senaryoların tam tesiri gösteriyordu.
    Almanya savaşa girerse ve kazanırsa,
    Türkiye onun uydusu olacak.
    Kaybederse bizde paramparça olacağız

    Sofya'da kalmak,
    Her şeyden uzak kalmak istemiyordum
    Beni artık tanıyorlardı
    Onlar için tehlikeliydim
    Uzak cephelerde beni oyalamak istiyorlardı
    Hatta yanıma üç alay alıp,
    Hindistan'ı Müslümanlık adına zapt etmem istenmişti
    Üç alay asker, ben ve Hindistan
    Hep hayal, hep hayal ...
    Yeni bir görev istedim. .
    İstanbul'da olmak istiyordum.
    Beni uzakta tutmak için 19.Kolorduya,
    Gelibolu'ya gönderdiler
    Aslında bu paha biçilmez bir fırsattı
    Bende gittim

    Komuta bizde değildi.
    Bir Alman Paşası vatanımızı koruyacak
    Kimin adına diyordum, kimin adına
    Emperyalistler, emperyalistlerle savaşacaktı
    Yine bizim topraklarımızda
    Yine bizim canımızla oynanan
    Bir ölüm kalım savaşı
    İşin başında yanlışlığı görmüştüm
    Uyardım ama dinletemedim
    Çözülüyorduk.
    Sonunda bütün cephenin komutanlığını bana verdiler ister istemez
    Anlayamadıkları bir güç karşısında ölüyorduk,
    Öldürüyorduk.
    Ama kazanıyorduk. Kazanıyorduk

    Dört gün dört gece
    Uykusuz dört gün dört gece
    Tarihin en kanlı savaşı
    Bu savaş biterken
    O tertemiz Anadolu çocukları
    Neden ve niçin öldüklerini artık anlamışlardı
    Ben size taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum
    Başka da çaresi yoktu
    O günden sonra
    İçimdeki son kuşkularda yok olup gitti
    Artık yepyeni bir dünya
    Yepyeni bir vatan
    Yepyeni bir millet doğacaktı.
    Düşmanın direnci azalmış
    Ve bir müddet sonrada çekip gitmişti
    Ama yorgunduk
    Sıtma nöbetleri içindeydim
    Üstelik burada da fazla işim kalmamıştı
    Tevfik doktor olarak Gelibolu'daydı
    Çok hastasın dedi:
    Gidelim Tevfik gidelim, İstanbul’a gidelim.
    Libya, Mısır, Filistin, Suriye, tüm Arap illeri
    Müslümanlık adına alınmış topraklar
    Ulus olamamış ümmetlerin.
    Toplulukların hepsi
    Şimdi Fransız’dan, İngiliz’den, İtalyan’dan memnun gibiler
    Bulgar, Yunan, Sırp ulus olmak istiyor
    Turan illeri şimdiden sosyalizm adına zapt edilmiş
    Yabancı bir devletin koruculuğunu, kolaycılığını istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildi.
    Tarih mi yanlış yazıyor,
    Yoksa biz mi şaşırdık
    O gece Şişli’deki evde İsmet'le buluştuk.
    Merhabalaşırken gözleri parlıyordu bütün ihtilalciler gibi
    Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır. Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu atmaktır. O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.

    Anadolu haritasını çıkardım
    Hemen cebinden bir pergel çıkardı. "İsmet" dedim.
    Anadolu'ya gidiş için en iyi yol sence hangisi?
    Demek karar verdin dedi.
    Haritaya baktı baktı;
    Bir sürü yol var, bir sürüde yer
    Sonra sordu "Peki ne zaman?"
    Zamanı geldi İsmet
    Hazır ol, artık gidiyoruz.

    Başka yolumuz kalmamıştı.
    Anlatıyorduk,
    Anlamıyorlardı.
    15 gün sonra,
    Bandırma vapurunun güvertesinde o fırtınalı günde...
    Göz göze geldik.
    Hepsinin içinde aynı heyecan , aynı sabırsızlık

    Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı

    Sonra Erzurum

    Aksilikler bizi bırakmadı.
    Arabamız bozulunca bizde baharın tüm güzellikleri içinde yürüdük
    Her molada bir mısra
    Her yürüyüşte bir mısra daha
    Bu benim ilk güftemdi

    Yola çıkarken apoletlerimi koparmıştım
    Artık rütbesiz bir er bile değildim
    Emir komuta zincirinin ne olduğunu Askerler iyi bilir
    Artık halktan biriydim
    Tek gücüm ihtilalci olmamdı.
    Boynumuzda idam fermanı bulunan bir ihtilalci

    Bütün evraklar yazışmalar resmi olarak yaverimdeydi
    Ama o da istifa ettiğine göre
    "Ben" dedi bu evrakları şimdi size veremem ne olacak?
    Bunu hiç düşünmemiştim.
    Ertesi gün odaya Kara Bekir Paşa geldi.
    İki adım uzakta topuklarından gelen bir selam verdi.
    Ve böylece devam etti
    "Komutanda bulunan herkesin size saygılarını arz ediyoruz.
    İhtilalin doğal komutanı sizsiniz.
    Emrinizdeyiz."
    Kucaklaştık.

    Kısa zamanda parlak başarılar elde edebilirdik
    Sınırlan genişletmek istemiyordum
    Ulusal sınırlar içinde
    Sağlıklı bir devlet kurarak
    Benden sonra da sağlam kalacak.
    Siyasi bir sistem bırakmalıydım
    Misakı Milli

    Arkadaşlarla bazen tartışırdık
    Bazıları eski sınırlara kovuşmak isterlerdi
    Hatta daha ötesine
    Oysa ben sömürgeciliğin, yayılmacılığın hüsranla sona ereceğini biliyordum.
    Amaçlarıma adım adım gitmeliydim.
    Halkıma ters gelecek düşünceleri defalarca düşünmeliydim
    Danışmalıydım.

    Bir meclis kuruldu Sivas şehrinde,

    Erzurum'a varınca ilk hedefim kongreyi toplamaktı,
    Bu Anadolu ihtilalin ilk meclisi olacaktı.
    Ateş orada yakılacaktı.
    Düşman ilerliyordu üstümüze her yandan
    Düşmanı boğacağım yurdumun kucağında

    Sabahlara kadar çalışırdık.
    Her şeyi adım adım planlamak gerekiyordu.

    Günlükleri yazmaktan yorulunca Mazhar'a yazdırdım
    Sigaramın acı nefesi, tatlı hayalleri gerçekleştirecekti
    Bu sırları şimdilik sakla ve yaz...

    Padişah ve hanedan yok olacak.
    Ve Cumhuriyet kurulacak
    Yaz
    Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka olacak,
    Bazen bunlar fazla hayal değil mi? Dedi
    Yaz derdim devam et

    Latin harfleri olacak
    Yaz
    Kadınlara özgürlük, seçme ve seçilme hakkı
    Seneler sonra ikimizde yazdıklarımızı unutmamıştık
    Şapka devrimini gerçekleştirdiğimizde
    Benim de, Mazhar’ında, Diyanet İşleri başkanında birer şapka vardı.
    Göz göze gelmiştik.
    Mazhar demiştim.
    Kaçıncı sayfada kaldık.
    Hesap vakti gelmişti.

    Siz bu işleri başkaları adına yapmaya kalkarsanız.
    İşte biz buna emperyalizm deriz
    Oysa biz emperyalizmi kahretmeye geliyoruz
    Hakimiyet milletindir dediğimde acaba ne anlıyorlardı
    Ama anlayacaklardı,
    Savaştıkça anlayacaklardı
    Kazandıkça anlayacaklardı
    Bir gün ressamlar
    Kahramanlık yüzünü kaybederlerse
    Gitsinler, Yıldırım’ın resmini yapsınlar
    Aksak Timur şimdi yaşasaydı
    Belki de aynı şeyi yapacaktı
    Su gencecik çocuklara bak!
    Yeni Zelandalı. Avustralyalı Anzak ve Yunan için anlamsız bir savaşın garip mezar taşlan değiller mi?
    İşte şimdi bizden öğrenecekler
    Özgürlüğün ne olduğunu,
    Bağımsızlığın ne olduğunu
    İçleri rahat
    Yanı başımızdaki mezarlarda...
    Daha ilk meclis açılırken
    Oradakilerin çoğunun ulus kavramı yoktu.
    Padişah, Hilafet, Ümmet
    Bundan başka
    Kişiliği olmayanlarda bir özgürlük savası nasıl kazanılacaktı.

    Ana kalbi işte
    Düşündüklerimi ve arkadaşlarımı tanıdıkça
    Başıma bir şeyler gelecek korkusuyla Anacığım
    Pamuk elleriyle okşamıştı beni.
    "Mustafa'm" dedi.
    Korkuyorum.
    Padişaha karşı mı geleceksin?
    Gün nasıl doğacaksa,
    Sen beni nasıl doğurdunsa anacığım
    Güneşe bak
    Doğudan doğacak güneşe bak

    Ressamlar bizim resmimizi yaptılar

    DÜŞMANLARA GEÇİT YOK ATAM

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Resimleriyle Atatürk Sözleri, O an, Atatürk Resimleri, Atatürk resimleri o anda cekilenler
  3. Atatürk'ün Buluşları nelerdir,Atatürk'ün icatları,Atatürk ve bilim, Atatürk’ün bilimsel ça
  4. 10 Kasım Sabahı, Atatürk Ve Onu Kaybedişimiz, Atatürk!ü Anmak, Atatürk, Tarih 10 Kasım, At
  5. Atatürk Diyor Ki, Atatürk’ün Sözleri, Atatürk'ün Özdeyişleri
  6. 1On - Ali Rıza Falcıoğlu- Atatürk Anlatıyor, Atatürk’ün Günlüğünden, Atatürk’ü
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 
Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri