Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Soru Orucumuzu açarken en faziletli zaman hangisidir? Ezan okunurken orucu ezanın hangi sözünde açmak en uygun olur ya da ezanın bitmesini mi beklemeliyiz? Bu konuda

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    --->: oruçla ilgili soru cevap

    Sponsorlu Bağlantılar




    Soru
    Orucumuzu açarken en faziletli zaman hangisidir? Ezan okunurken orucu ezanın hangi sözünde açmak en uygun olur ya da ezanın bitmesini mi beklemeliyiz?

    Bu konuda kaynaklardan bir bilgi vermek durumunda değiliz. Ancak iki mülahazayı tercihlerinize sunacağız:

    - İftarın acele olarak yapılması sünnettir. (Buhari, Savm: 45; Müslim, Sıyam: 48) Bu ise, güneş batar batmaz yapılır. Ezan da güneşin batmasıyla başladığına göre, ezanın bitmesini beklemeden -herhangi bir yerinde- oruç açılabilir.

    - Orucu açmak için ezanın bitmesini beklemek en faziletli olanıdır. Çünkü, ezanı huşu ile dinlemek, gereken tekrarları yapmak için yiyecek gibi başka şeylerle meşgul olmamak gerekir. Böyle olunca, hem ezanı dinlemekten gelen sevap, hem de ezandan hemen sonra iftarı -aceleyle- açmanın sevabı vardır.

    Paylaş Facebook Twitter Google

  2. Soru
    Zor, meşakkatli ve ağır işlerde çalışan kişi oruç tutmayabilir mi? Hangi mazeretler oruç tutmama nedenidir?

    1. Zor ve meşakkatli işlerde çalışmak.

    Rızık temini farzdır. Dinî emirleri yerine getirmek de farzdır. Bunun için, uluslararası insan hakları belgelerinde iş ve çalışma hayatında da din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması çalışanların hakkı, işverenlerin görevi olarak belirlenmiştir. Fakat bu hak, hatta Müslüman işverenler tarafından bile, bazan tam anlamıyla sağlanamamaktadır. Sağlansa bile, niteliği gereği bazı işler, ağır ve zorludur. Bu gibi durumlarla karşılaşanlar için, özellikle oruç konusunda birtakım kolaylıklar vardır.

    Esas itibariyle bir insanın ibadetlerini normal bir şekilde yapmasını engelleyecek zor ve ağır işlerde çalışması veya çalıştırılması doğru değildir. İnsanın ibadetini sağlıklı bir şekilde yapmakla geçimini temin ikilemi arasında bırakılması insan hakları açısından kesinlikle kabul edilebilir bir durum değildir. Böyle bir durumda bırakılan kişi, eğer toplum kendisine daha iyi iş imkânları sağlayamıyorsa, dolayısıyla işinden ayrıldığı takdirde geçim sıkıntısı çekmesi kesin veya kuvvetle muhtemel ise, bu durumda oruç tutmayabilir. Geçici bir süre ağır bir işte çalışmak durumunda kalan ise bu durumda oruç tuttuğu takdirde sağlığına bir zarar erişeceğinden endişe ediyorsa oruç tutmayabilir. Bunlar imkan bulurlarsa kaza ederler, değilse oruç yerine fidye verirler.

    Kur'an'da oruç tutmamayı mubah kılan mazeretler olarak hastalık, yolculuk ve oruca güç yetirememeden söz edilmiştir (Bakara 2/184-185). Fakihler de oruç tutmama ruhsatını bu üç durumla sınırlı tutmayı tercih etmiş, bu üç durumun ortak özelliği meşakkat olsa bile, her meşakkat halinde oruç tutulmayabileceğini söylemekte mütereddit davranmışlardır. Bunun en başta gelen sebebi, mükelleflerin sübjektif ve değişken bir durum olan meşakkati belirlemede ölçüsüz veya mütesâhil davranıp, olur olmaz bahanelerle orucu terketmesine yol açma, yani bu ruhsatı kötüye kullanma endişesidir. Bununla birlikte oruç ibadeti, netice itibariyle kul ile Allah arasında kalan bir yükümlülük ilişkisi olduğundan, mükelleflerin yukarıda sayılan mazeretler ışığında kişisel inisiyatiflerini kullanması, mazeretleri içlerine sinmediği sürece orucu terketmemesi, haklı ve geçerli bir mazeretlerinin bulunduğuna iyice kani olduklarında da anılan ruhsattan yararlanması isabetli bir tutum olur.

    2. Açlık ve susuzluk:

    Bu ikisi de had safhaya gelir de kişinin ölmesinden veya akli dengesini kaybetmesinden endişe edilirse, o takdirde orucu bozma-yı mubah kılar. Ramazan sonrası müsait bir zamanda günü gününe kazayı gerektirir.

    Bunun gibi sıcak günlerde Sultan adına İmaretlerde hizmet edip işleri organize eden kimse de sıhhatini kaybetme veya aklî denge-sini yitirme endişesi taşırsa, o takdirde orucunu bozabilir.

    Buna kıyasla çok yorucu ve yıpratıcı görevlerde bulunup sıcak bir mevsimde oruç tuttuğunda hayatını kaybetme veya aklî ve ruhî bir dengesizliğe uğrama endişesi taşıyan kimseler de oruçlarını bo-zabilirler.(Fethü'l-Kadir - Kemal îbn Hümam; Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/234)

    3. Oruç tutmamayı mubah kılan diğer mazeretler:

    Kur'an'da ve hadislerde, dinde insanlara zor gelecek hiçbir yükümlülüğün bulunmadığına sıklıkla işaret edildiğini, herhangi bir sıkıntı ve meşakkatin bulunduğu durumda da mükelleflere birtakım kolaylık ve ruhsatların tanınmış olduğunu biliyoruz. Bu genel ilkenin bir parçası olarak, bazı durumlarda farz olan Ramazan orucunu tutmamaya da müsaade edilmiştir.

    Ramazan orucunu tutmamayı mubah kılan mazeretler (özürler) genel hatlarıyla şunlardır:

    Sefer: Namaz bölümünde belirtildiği üzere sefer (yolculuk) hali, genellikle, sıkıntı ve meşakkatli olduğu için yolcu olanlara birçok konuda kolaylıklar getirilmiştir. Yolcu olanlar için, namazın terkine değil, kısaltılmasına veya cemedilmesine ruhsat verildiği halde, namaza göre daha yorucu ve yıpratıcı olduğu için orucun terkedilmesine ruhsat verilmiştir. (bk. Bakara 2/183-184). Bununla birlikte yolcu sayılan kimsenin, eğer gerçekten bir sıkıntı yoksa ve zarar da görmeyecekse oruç tutması daha faziletli görülmüştür.

    Geceden niyetlendiği orucu tutarken, gündüzün yola çıkmak durumunda kalan kimse, Hanefîler'e göre, bu orucunu tamamlasa daha iyi olur; fakat bozması durumunda kefâret gerekmez. Şâfiî ve Hanbelîler ise, Ramazan Ayında Hz. Peygamber (sav)'in Mekke fethine çıktığında Kadîd denilen yere varıncaya kadar oruçlu olup orada orucunu bozduğuna dair rivayete dayanarak, geceden niyet edilmiş orucun bile sefer durumunda bozulabileceğini söylemişlerdir. Savaş durumu veya cephede uzun süre çatışma durumu da aynı şekilde bir mazerettir. Bu durumlarda kalan kişi, sağlığına ve görevine uygun düşen seçeneğe göre hareket etmelidir.

    Hastalık: Hastalık da birtakım ruhsatların sebebi olan bir durumdur. Yüce Allah, bölüm başında zikredilen âyette hiçbir kayıt getirmeden hasta olanların, iyileştikleri bir vakitte oruç tutabileceklerini ifade etmiştir. Bu bakımdan oruç tuttuğu takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından endişe eden, yahut böyle olmamakla birlikte oruç tutmakta zorlanacak olan kimseler oruç tutmayabilir veya başlamış bulundukları orucu bozabilirler. Oruç tuttuğu takdirde hasta olacağı tıbbın verilerine göre kuvvetle muhtemel olan kişinin de hasta hükmünde olduğu söylenmiştir.

    Gebelik ve Çocuk Emzirmek: Gebe veya emzikli olan kadınlar, kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmayabilirler. Bunlar bir yönüyle hasta hükmünde oldukları gibi, onlara bu ruhsatı tanıyan hadisler de bulunmaktadır. (Nesaî, "Sıyâm", 50-51, 62; İbn Mâce, "Sıyâm", 3).

    Yaşlılık: Dinimiz oruç tutmaktan âciz olan yaşlı kimselerin oruç tutmasını istememiş, bunun yerine, tutamadıkları her gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermelerini öngörmüştür. Bölüm başında zikredilen âyette oruç tutmaya güç yetiremeyenlerin veya tutmaya çalıştıkları takdirde büyük bir sıkıntı çekecek olanların fidye vermeleri gerektiği ifade edilmektedir. İyileşme ümidi bulunmayan hastalar da bu hükümdedir. Ancak ramazanda oruç tutma gücüne sahip olmayıp da, daha sonra kazâ edebilecek durumda olanlar, fidye vermeyip tutamadıkları oruçları kazâ ederler.

    İyileşmeyen sürekli bir hastalık nedeniyle oruç fidyesi veren kimse daha sonra oruç tutmaya güç yetirecek olsa fidyenin hükmü kalmaz; oruç tutması ve önceki tutamadığı oruçları kazâ etmesi gerekir.

    Sıralanan bu mazeretlerden biri sebebiyle oruç tutamayan kimse, oruca, oruçlulara ve Ramazan Ayına hürmeten, mümkün oldukça bunu belli etmemelidir.

    Canına veya bir uzvuna yönelik bir tehdide mâruz kalan kimsenin nasıl davranacağına ilişkin olarak kimi âlimler, zorlama karşısında ramazan orucunu bozmayıp zulmen öldürülen kimsenin günahkâr olmayacağını; tersine dinine bağlılığını gösterdiği için büyük bir sevap kazanmış olacağını söylemişlerse de ağırlık kazanan görüş bu durumda orucu bozmanın daha doğru olacağı yönündedir. Hatta tehdit altında kalan kişi, oruç için tanınan yolculuk, hastalık gibi bir mazerete sahip ise, zorlama karşısında orucunu bozmazsa günahkâr olur


  3. Soru
    Bir hadisi şerifte sadece oruç tutanların Reyyan kapısından cennete gireceği ve sonra da bu kapının kapanacağı geçiyor. Benim merak ettiğim cennete girenler müminler olacağına göre yani neredeyse hepsi de orucunu tutmuş olanlar, o halde herkes bu kapıdan mı girecek yoksa başka bir hikmet mi var bu hadiste. Oruç tutmayanlar cennete giremeyecek midir?

    Bu hadis için (bk. Buharî, Savm, 4; Müslim, Sıyam, 166).

    - Evvela, cennete girecek bütün müminlerin oruç tuttuğunu söyleyemeyiz. Çünkü, Müslüman olup oruç tutmadığı halde, affa uğrayarak cennete gidenler de olabilir. Demek bunlar Reyyan kapısından girmeyecekler. Yine, oruç tutacak çağa gelmeden ölenler de bu kapıdan girmeyebilirler.

    - Reyyan kelimesi, susuzluğu giderilen, suya kanan, susuzluğu olmayan anlamına gelir.

    Bu sözcükle oruçlu iken çekilen susuzluğun mükâfatının da özel olacağı ifade edilmiştir. Ki daha cennete giden yolda bile, o çok sıcak mahşer gününde, susuzluk namına bir şeyin olmadığı bir güzergâhı takip ederek Reyyan kapısından girecekler.

    - Bazı önemli amellerin özel konumuna işaret edilmek üzere, onların cennete giden yol güzergâhlarında sekiz cennetin adedine uygun olarak, söz konusu amellerle ilgili ad takılmış sekiz ayrı giriş kapısından söz edilmiştir. Değişik hadislerde geçen bu sekiz kapının adları şöyledir: Mealen: Namaz kapısı, Oruç/Reyyan kapısı, Sadaka/zekât kapısı, Hayır/Cihad kapısı, Tevbe kapısı, Sinirine hâkim/insanları affedenlerin kapısı, Rıza kapısı, Hesaba çekilmeyenlerin-sağ kapısı (bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi).

    - Aslında prensip olarak cennete gidenlerden her biri bu amellerin hepsini veya önemli bir bölümünü yaptığına göre, bunun tahsisi hangi kriterlere göre yapılır?

    Alimler bu soruya şöyle cevap vermişlerdir: Her insanın belli bir amelde ileri gitmesi, onda terakki etmesi, o konuda derinleşmesi söz konusudur. İşte, her insan, en çok temayüz ettiği ammelin adıyla anılan kapıdan çağrılır. Bu kimsenin o kapıdan çağrılması, onun temayüz ettiği güzel amellerinin bir ilanı da olmuş olur.(krş. Nevevî, a.g.y).

    - Cennet bir binadan ibaret olmadığına göre, söz konusu kapıların da farklı bir değer sembolü olduğunu düşünmek gerekir. Nitekim, rivayetlerden birinde ifade edildiğine göre, bu kapıları duyan Hz. Ebu Bekir “Ya Resulellah! Bir insanın bütün bu kapılardan da çağrılması söz konusu olabilir mi?” diye sormuş ve “Evet, senin de onlardan olacağını ümit ediyorum.” cevabını almıştı


  4. Soru
    Hiç bir özrü olmadığı halde Ramazan orucunu tutmayan bir kimsenin ahiretteki cezası nedir?

    Oruç tutmak Müslüman olmanın bir şartıdır. İslamı kabul eden, kendisini Müslüman olarak gören ve "Elhamdülillah Müslümanım" diyen bir insanın Ramazan orucunu tutması, her şeyden önce Allah'a verdiği sözü yerine getirmesidir.

    Müslim / Müslüman, "teslim olmak, selamette bulunmak" demektir. Kendisini bütünüyle göklerin ve yerin Sahabine teslim eden bir Müslümanın Ramazan girer girmez bu teslimiyetin bir gereği olarak oruç ibadetine önem verir, kulluğunu yerine getirir. Bunun aksini düşünmek, sağlığı, sıhhati yerinde olduğu halde Ramazan orucunu ihmal etmek, bir kere Ramazan'ın feyzinden, bereketinden, manevi kazancından mahrum kalmaktır. Ama asıl kayıp, tutulmayan orucun yerini hiçbir şeyin dolduramamasıdır. Peygamberimiz (sav) bu durumu şöyle ifade ediyor:

    "Kim Ramazan'da özürsüz ve hasta olmaksızın bir gün oruç yerse, bütün sene boyunca oruç tutsa onu yerine getirmiş olmaz." (et-Tergîb Vet' -Terhîb, 2:452)

    Hiçbir mazereti olmadığı halde kasten orucunu bozan bir kimse altmış gün keffaret orucu tutarak borcunu ödemiş olsa bile, bozmuş olduğu orucun sevabını bir daha elde edemez. O fazileti bulamaz. Çünkü vaktinde yapılan bir ibadetin sevabına, faziletine kazası yapılmakla ulaşmak mümkün olmaz.

    Meselenin bir de âhiret boyutu var. Yani uhrevi cezası söz konusudur. Sevgili Peygamberimiz (sav)'in oruç tutmayanın ahiretteki cezasını şöyle anlatıyor:

    "Ben uyuyorken, iki adam geldi, iki koltuğumdan tutarak çıkması zor bir dağa götürdüler ve: "Buraya çık" dediler.

    Ben de: "Çıkamam" deyince: "Biz onu sana kolaylaştırırız" dediler. Bunun üzerine dağa çıkmaya başladım. Ortasına gelince âniden kuvvetli sesler duyuldu.

    Ben, "Bu sesler nedir?" deyince: "Cehennem halkının feryadıdır" dediler.

    "Tekrar gitmeye başladık. Bir de gördük ki avurtları yarılmış, bu yarıklardan kanlar akan, ayakları bağlanmış bir topluluk!" Ben, "Bunlar kim?" dedim. "Oruçlarını vaktinden önce yiyenler (oruç tutmayanlar)" dediler. (et-Tergîb Vet' -Terhîb, 2:453)

    Bu kayıpları yaşamamak, bu cezalarla karşılaşmamak için, maddi manevi yüzlerce faydası olan orucu ihmal etmemeli, kulluğun zevkine varmalıdır.

    Hazret-i Mevlana'nın orucu: Oruç anası keremlerde bulundu, çocuklarına geldi, kavuştu. Çocuğum! Fırsatı kaçırma, oruç ananı sıkıca tut, bırakma! Oruç anasının güzel yüzünü seyret! Onun lütuf sütünü em! Onun yurdunu yurt edin! Orucun kapısında otur! Rıza çölüne bak, Allah'ın ilkbaharını seyret! Oruç nergisleri ile dolu olan can cennetini müşahede et! Ey gonca! Sen çok güçsüzsün. Gelişmemişsin. İpte oynayan bahar cambazı gibi sıçra, oruç çemberinden geç! Ey gül! Kanlara batmışsın, hal böyle iken, neden gönlün hoş, neden gülüp duruyorsun?

    Yoksa Halil'in İshak'ı mısın ki, oruç hançerinden hoşlanıyorsun? Neden ekmeğe aşıksın? Bahar mevsiminde gençleşen dünyayı seyret! Oruç harmanından can buğdayı satın al!


  5. Soru
    Ramazan bayramı 3 gün, Kurban bayramı ise 4 gün olduğu yazılı, peki bu rakamlar kim tarafından belirlenmiş. Bayramların 3 ve 4 gün olduğuna dair hadis falan var mı?

    Ramazan Bayramı bir, Kurban Bayramı ise dört gündür.

    Peygamberimiz (a.s.m) Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı'nda oruç tutmayı yasaklamıştır.(bk. Buharî, Savm, 66-67). Diğer bir hadiste Efendimiz (a.s.m); “Mina/teşrik günleri yeme, içme günleridir.”(Müslim, Sıyam, 144). Peygamberimiz (a.s.m) bu Mina/teşrik günlerini “bayram günleri”(Müslim, Salatu’l-Îdeyn, 4, -h. No: 17) olarak da adlandırmıştır.

    Alimlerin cumhuru bu ve benzeri hadis rivayetlerine dayanarak Ramazan Bayramı'nın bir gün, Kurban Bayramı'nın ise dört gün olduğunu söylemişlerdir.(bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 2/582-583).


  6. Soru
    “Her kim, geçen Ramazan’dan borcu varken yeni Ramazan’a ulaşırsa, ondan (bu yeni) Oruç kabul olunmaz.” Anlamındaki hadise göre oruç borcu olanlar Razaman orucunu tutamazlar

    Evet, işaret ettiğiniz gibi İbn Hanbel’de bu hadis vardır. Hadisin tamamı şöyledir:

    “Her kim, geçen Ramazandan borcu varken, yeni Ramazana ulaşırsa, ondan (bu yeni) oruç kabul olunmaz. Kim de, üzerinde Ramazan borcu olduğu halde -onu kaza etmediği sürece- tuttuğu nafile oruçları da kabul olmaz." (Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/352)

    Heysemî, bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir.(bk. Mecmau’z-Zevaid, 3/179).

    Heysemî, “Taberanî el-Evsat’ta bu hadisi kısaca nakletmiştir.” (a.g.y) demesine rağmen, biz Taberanî’de bu anlamda bir hadise rastlayamadık. Orada bulunan buna en yakın hadis; “Kim Ramazan ayına ulaşır da oruç tutmazsa şekavete / mutsuzluğa / sıkıntıya düşmüş olur.” mealindeki hadis rivayetidir ki, konumuzla bir ilgisi yoktur.

    Hanefilerin dışındaki âlimlerin cumhuruna göre, geçen Ramazandan borcu olduğu halde, yeni Ramazana ulaşan kimse, mevcut Ramazan orucunu tuttuktan sonra, eskiden kalma orucunu kaza eder ve -ikinci Ramazana kadar geciktirdiği için- kefaret/fidye de verir. Hanefilere göre, bu geciktirme mazeretsiz olsun olmasın, kefaret/fidye vermez. (bk. el-Bedai’-şamile-, 4/281; V. Zuhaylî, 2/680)

    Şafiilere göre kişinin tutmadığı kaza borcu üzerinden kaç Ramazan geçerse -kaza ile birlikte- geçen yılların sayısı kadar fidye vermesi gerekir. (Nevevî, el-Mecmu, 6/364; el-Minhac/es-Siracu’l-Vahhac, 144-145; Zuhaylî, a.g.e)

    Şafiilere göre, farz oruç borcu olan kimsenin nafile/sünnet oruç tutması mekruhtur. (a.g.e) Hanefilere göre ise, mekruh değildir. (el-Bedai’-şamile-, 4/281) Hanefî ve Şafiilerin bu görüşü namaz konusundaki görüşleriyle örtüşmektedir.

    Bu açıklamalar gösteriyor ki, İslam alimleri bu gibi hadisleri farklı değerlendirmişlerdir. Hatta, ilgili fıkıh kaynaklarında bu hadisin delil olarak kullanıldığına da rastlayamadık.

    İlgili Hadisi, oruç borcunu mazeretsiz olduğu halde tutmayanları kınamak ve kaza oruçları varsa bunları en kısa zamanda tutmaya teşvik olarak değerlendirmek uygun olur. Ayrıca böyle kimseler, yeni tutacakları oruçlarının sorumluğundan kurtulsalar ve sevaplarını alsalar bile, -üzerlerinde farz oruç borçları olduğu için- hiç oruç borcu olmayanlara göre daha az sevap alacağı şeklinde yorumlamak mümkündür.


  7. Soru
    Ramazandan bir gün önce oruç tutmak mekruh mudur?

    Ramazan’dan önce “şek günü”, yâni şüphe günü diye bir gün vardır. Bu gün Şaban ayının son günü mü, yoksa Ramazan ayının ilk günü mü olduğu hususunda şüpheye düşülen gündür. Şüpheli görülen böyle bir günde oruç tutmak mekruhtur. Fakat, şek günü olmadığı hususunda kesin bir bilgi varsa oruç tutulabilir. Hattâ Ramazan gelmeden iki-üç gün önce oruca başlamak da mümkündür. Çünkü, bu oruç, Şaban ayında tutulan nâfile oruçtur. Bunun da sevabı vardır.

    Günümüzde Ramazan hilâlinin tesbiti ve başlangıcı astronomik hesap ve takvim yoluyla yapıldığından Ramazan’dan bir gün önce oruç tutmak câizdir. Bunun adına “Ramazan’ı karşılama” denmesinin hikmeti de şuradan kaynaklanmış olabilir.

    Peygamber Efendimiz (asm) Ramazan ayına hürmetten dolayı Şaban ayında oruç tutulmasını tavsiye ederdi. Enes bin Mâlik’in rivâyetine göre, bir seferinde sahabeler Peygamberimize sordular:

    “Yâ Resulallah, Ramazan’dan başka fazileti en çok olan oruç hangi aydadır?”
    Bu soruya Peygamberimiz şöyle cevap verdiler:
    Ramazan’a hürmeten Şaban ayında tutulan oruçtur.” (Tirmizî, Zekât: 28)

    Bu hadiste sözü edilen faziletten dolayı Ramazan’dan birkaç gün önce Şaban ayı içinde oruç tutmak câiz ve sevaplıdır.

    Ramazan’dan sonra tutulan oruca gelince; Ramazan’ı “uğurlama” niyetiyle oruç tutulmaz. Böyle bir oruç da yoktur. Ancak, “Kim Ramazan orucunu tutar, sonra bunun arkasından Şevval’dan altı gün oruç tutarsa, onun tutmuş olduğu oruç, yıl boyunca tutulan oruç gibidir.” (İbni Mace, Sıyam: 33) mealindeki hadisten hareket eden müçtehidlerden bazıları, Ramazan’ı müteakip Bayramın birinci gününden sonra Şevval ayı içinde oruç tutmayı müstehap saymışlardır. Bu oruç nafile bir oruçtur. Fakat, başta İmam-ı Âzam olmak üzere İmam-ı Mâlik ve Ebû Yusuf gibi âlimler de, "halk bu orucu vacip bir oruç zanneder" endişesiyle Şevval ayında oruç tutulmamasını daha uygun bulmuşlardır. Selef ulemâsından da hiçbir âlim Şevval orucu tutmamıştır.

    Bununla beraber sevabı hatırı için Şevval ayında oruç tutulabilir. Fakat, bunu vacip bir oruç olarak değil de, nafile olarak bilmek lâzımdır.


  8. Soru
    Gerek memleketimizde gerek yurtdışında müslümanların bir kısmı oruç tutmakta bir kısmı tutmamaktadır. Oruç tutanların ve tutmayanların birbirlerine karşı tavır/davranışları ne olmalıdır? Birbirlerine karşı sorumlulukları nelerdir? Oruç tutan sayısının hem dünyada hem ülkemde artması için neler yapmalıyız?

    Müslümanlar bu asırda çok daha dikkatli olmak zorundadır. Her tarafta şiddet taraftarları olarak lanse edilen Müslümanların her şeyden önce İslam’da fertlere düşen görev, yumuşaklıkla karşıdaki insanları doğruya yönlendirmektir. Karşı tarafı maddî güç kullanarak baskı altına almak, onu küçümseyen sözlerle tezyif etmek tebliğde dahil olmadığını bilmeliyiz. Medenîlere galebe çalmak icbar ile değil, ikna ile olur. O halde, oruç tutmanın ne kadar önemli bir ibadet olduğunu önce biz iyice öğreneceğiz, sonra da güzel bir üslupla karşımızdakilere anlatacağız.

    Oruç tutmayanın -başka bir mazereti yoksa- inanç açısından herhalde bir sorunu vardır. Bu gibi insanlara imanın hakikatini öğretmek lazımdır. İnanmayanın amel etmesini bekleyemeyiz.

    Bir insan olarak, Ramazan ayında oruç tutmayanların vicdanî görevleri, oruç tutanların yanında açıkça orucu yememeleridir. Müslümanların orucuna saygı gösterdiği için bir Yahudî’nin -sonuçta imanını kurtararak- cennetlik olduğunu gösteren hadis rivayetleri vardır.

    Oruç tutanlar olarak da şunu unutmayalım ki, küsmekle, düşmanlık beslemekle, kavga etmekle İslam’a hizmet edilmez. Kişinin yaptığı işini çirkin görmek o işten Allah için buğz etmek ile kişinin kendisine karşı düşmanlık etmek farklı şeylerdir.

    Yukarıda işaret edildiği gibi, Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmaktan ibaret olan salih amel yapmak, sağlam bir imanın ürünüdür. Oruç olsun, diğer ameller olsun, ahlakî değerlere sahip olmak olsun İslam’ın evrensel prensiplerine uymak için İslam’ın doğruluğuna iman etmekle mümkündür. Bu sebeple, her yönden mükemmel insanların yetişmesini istiyorsak, bütün gücümüzü onların imanlarını takviye etmeye çalışacağız.

    Bu günkü İslam aleminin bu perişan hali, imandaki perişan hallerinin nişanesidir. İslam’ın en önem verdiği tebliğin amacı budur; talim ve taallümdür. İlmin başı ise iman esaslarıdır. Öncelikli sırayı bilmek, söylediklerimizi hikmet tartısıyla tartmak, karşıdakinin yapısını ferasetle teşhis etmek, damarına basmamak, hoşuna giden asgarî müştereklerde buluşmak, damarlarını okşamak ve bütün bunları sırf Allah için yapmak bu konuda büyük önem arz etmektedir.


  9. Soru
    Oruca niyetin vakti öğle vaktinin girişi ile mi öğle vaktinin çıkışı (ikindi vaktinin girişi) ile mi sona erer?

    Zevalden önce orucu bozacak bir fiilde bulunmayanlar için bu sürenin sonuna kadar geçen zaman içinde niyet getirmek caizdir. Ama fecir doğduktan sonra orucu bozacak bir fiilde bulunur, sonra oruca niyet getirirse, bu caiz değildir.(Şerh-i Tahavi)

    O halde, akşamdan baygın veya uykuda kalıp zevaldan az önce uyanan kimse, orucu bozacak bir fiilde bulunmadığı için kendine ge-lince hemen niyet ederse, yani zeval vakti geçmeden oruç tutmaya azmederse, bu niyet sahih olur.(Siracü'l-Vehhac - El-Bedayi' – Kâsani.)

    Buna göre öğle namazının vaktinin girmesine kadar Ramazan orucuna niyet edilebilir


  10. Misafir Üye

    Evde yatarak tutulan orucla çalışılarak tutulan oruç arasında fark olduğunu biliyoruz. Peki çalışma zorluklarına göre sevap artar mı? Sonuc itibariyle ne iş yaparsak yapalım oruç bize farz sırf çalışma zorluğu var diye sevap artar mı?


 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri