Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Osmanlı Devletinde Cellatlar Osmanlıda adam asmak boğmak ve kelle kesmek bir ceza şekliydi bunun için de sarayda her zaman cellatlar bulundurulurdu bir gurup cellat padişah

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Osmanlı Devletinde Cellatlar

    Sponsorlu Bağlantılar




    Osmanlı Devletinde Cellatlar

    Osmanlıda adam asmak boğmak ve kelle kesmek bir ceza şekliydi bunun için de sarayda her zaman cellatlar bulundurulurdu bir gurup cellat padişah ve diğer yüksek rütbeliler için her an hazır durumda beklerlerdi.

    Sarayda verilen ölüm cezaları Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan bir çeşmenin önünde infaz edilirdi cellatlar infazdan sonra kanlı baltalarını ve ellerini burada yıkarlardı bu çeşmenin sağında ve solunda kesilmiş kafaların teşhir edildiği kelle taşları vardı bu taşlara ibret taşları da denirdi.

    Bu çeşmenin bir adı da cellat çeşmesi veya siyaset çeşmesi idi cellatların kaldığı yer ise çeşmenin bulunduğu duvarın arakasındaydı Bu çeşme halen Topkapı Sarayının ön bahçesinde bulunmakta hergün önünden ne olduğunu bilmeden yüzlerce kişi geçmektedir.

    İnfazlar bazen de Yedikule Zindanlarında yapılırdı bu zindanlar ziyarete açıktır idamların ve işkencelerin yapıldığı yerler gezilebilir



    Topkapı Sarayı bahçesinde bulunan cellatların infazdan sonra
    ellerini ve baltalarını yıkadığı Cellat Çeşmesi


    İnfaz şekilleri yani öldürme şekilleri kişinin konumu mevkii rütbesine ve işlediği suça göre değişirdi Osmanlı sultanları ve şehzadelerinin kanı dökülmez yay kirişi ip ve kementle boğularak öldürülürlerdi Bu öldürme şekli Türklerin Müslüman olmadan önceki dinleri olan Şamaniz’den geliyordu Doğan Avcıoğlu “Türklerin Tarihi” adlı eserinin ikinci cildinde:” Şamanist Türkler kan akıtarak öldürmekten çekinirler Osmanlı padişah ve şehzadeleri boğularak öldürülürdü” der
    İnfaz edilecek halktan biri ise kelle kesme şekli uygulanırdı.

    İstanbul dışında imparatorluğun uzak vilayetlerinde idam edilen devlet adamlarının öldürüldüklerini ispat etmek için kesilen başları meşin bir kırbaya (torba) konur torba balla doldurulur İstanbul’a getirilir gümüş bir tepsinin içinde padişaha sunulur beden ise öldürüldüğü yere gömülürdü.

    Bu nedenle başı başka yerde bedeni başka yerde gömülü iki mezarı olan devlet adamları sadrazamlar çoktur Bunlardan en meşhuru Viyana kuşatmasındaki başarısızlığı ile başı kesilen ve bir bal torbası içinde İstanbul’daki sultana gönderilen ve sonrada denize atılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idi



    Halen Topkapı Sarayı bahçesinde duran Cellat Çeşmesinin
    değişik açıdan çekilmiş bir fotoğrafı


    Bu kesilen başlar bazende Topkapı Sarayı’nın ilk giriş kapısına asılır halka gösterilirdi Bu kapı sarayın en dıştaki ilk kapısıdır kesik başların konulduğu oyuklar halen durmaktadır Kafalar üç gün kalırdı burda bazen yüzlerce kafa olurdu.

    Cellatlar Müslüman olan kişilerin infazdan sonra başlarını cesedi sırt üstü yatırarak koltuğunun altına Müslüman olmayanları ise yüzü koyun yatırarak başlarını kıçlarının üzerine koyardı.

    Öldürülen kişinin cesedi ve üzerindeki kıymetli eşya para ve giyecekleri cellatın malı sayılırdı Cellat cesedi isterse atar isterse ölünün sahiplerine mevki rutbe ve konumuna göre parayla satardı
    Osmanlıda cellatlar dilsiz ve sağır olurlardı bu iş için seçilen kişilerin dilleri kesilirdi.

    Osmanlı tarihinde en hazin boğarak öldürme olayı 1595 te cereyen etmiştir.

    Fatih Sultan Mehmet’in imparatorluğun devamlılığını sağlamak amacıyla çıkardığı “Nizamı Alem” fermanı gereğince fermanın metni şöyledir Her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola (nasip ola) karındaşlarını nizamı alem için katletmek münasiptir)

    Üçüncü Mehmet 19 çocuk ve yetişkin şehzade kardeşlerini bir gecede dilsiz cellatlara boğdurmuştu Ertesi günü Divanı Hümayun avlusuna üzeri kıymetli örtüler kıymetli taşlarla bezenmiş sorguçlar ve kavuklar bulunan 19 şehzade tabutu konmuştu.

    Dikdörtgen şeklindeki üzerinde hiçbir yazı bulunmayan Cellat Mezar Taşları ve yan yana iki cellat mezarı İstanbul’daki Eyüp semti girişindedir.

    Üçüncü Mehmet 1595-1603 yılarında saltanat sürmüştür Kanuninin torunu ve İkinci Selim’in oğludur Kanije zaferi bu padişah zamanında kazanılmıştır Üçüncü Mehmet bu zaferden sonra Ünye’de mezarı bulunan Tiryaki Hasan Paşaya bir çok değerli hediyelerle birlikte vezirliğe eş değerde Beylerbeyilik ünvanı vermiştir.

    Ondan sonra tahta geçen oğlu Birinci Ahmet Fatih Sultan Mehmet’in koyduğu 150 senelik “Nizamı Alem” kanununu kaldırarak kardeş öldürme geleneğine son vermiş ve kardeşini veliaht (gelecekte saltanatı devralacak kişi) ilan etmiştir Cellatlar konusunda son zamanda üç yeni kitap yayınlanmıştır: “Cellatları da Asarlar- Ergün Hiçyılmaz” “Ölümün soğuk eli Cellat-Muhammet Pamuk” “Cellat ve Ötekiler-Cengiz Yıldırım.

    Osmanlı’da halk İslam dininin adam öldürmeyi yasaklaması can alan bu kişilere toplum tarafından hoş bakılmaması nedeniyle bir çok insani duygu ve özelliklerden yoksun olan acıma merhamet sevgi hisleri bulunmayan bu insanları mezarlıklarına almamış kendi aralarına gömülmelerini istememiştir.



    Bugün yeni mezarların arasında kalmış bir cellat mezar taşı bu mezarlık Eyüp semtinin Piyer Loti tarafındadır.

    Tarihçi Reşat Ekrem Koçu:” Toplum din ve ahlak anlayışımızın en güzel örneklerinden biri olarak cana kıyan kesen veya boğan celladın ölüsünü halkın mezarlıklarına kabul etmemesi son derece takdire şayandır” demiştir Bu nedenle Osmanlı cellatlar için İstanbul’un en ücra yerinde mezarlık yapmış ve cellatlar halktan ayrı olarak buraya gömülmüştür.

    İstanbul’da iki yerde cellat mezarlığı olduğu bilinmektedir Haldun Hürel”İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık” adlı eserinde bunlardan birininEdirnekapı’dan Ayvansaraya inen kara surlarının Eğrikapı civarında olduğunu yazar fakat ben burada uzun aramalarıma rağmen bu mezarlığı bulamadım.

    Diğer bir cellat mezarlığı da Eyüpte mezarlıklar arasından dar bir yokuşla çıkılan Fransız yazar Pierre Loti’nin bir müddet yaşadığı şimdilerde müze-kafe olan evin önünden gidilerek çıkılan Karyağdı bayırında Karyağdıbaba tekkesinin biraz ilerisindedir. O zaman burası İstanbul’un en uç noktasu kuş uçmaz kervan geçmez kimsenin uğramadığı doğru dürüst yolu olmayan yabani ağaçlar içinde ürkütücü bir yerdi Buraya Karyağdıbaba bayırı denmesinin nedeni biraz aşağısında bulunan bir bektaşi tekkesinden ileri gelir
    Burası bugün normal mezarlık olmuştur aralarda tek tük cellat mezarı kalmıştır Bunların cellat mezarları oldukları ise mezar taşlarından anlaşılmaktadır.

    Osmanlı mezarlıkları taş işçiliğinin en güzel örnekleri ile yapılmış mezar taşları ile doludur burada gömülü insanların dünyada iken ne iş yaptıklarını mezar taşlarına bakarak anlamak mümkündür vezir mi denizci mi subay mı yeniçeri mi ulema mı kadı mı? hepsi mezar taşlarından anlaşılır.


    Yan yana iki Cellat Mezarı


    Cellat mezar taşlarının üzerinde ise isim doğum tarihi ölüm tarihi gibi hiçbir yazı ve işaret yoktur Bu taşlar iki metre yüksekliğinde 40-50 cm genişliğinde dikdörtgen şeklindedir Birçok insan bu taşların bu mezarlıkta ne aradığını niye dikildiklerini bilmez ama normal mezar taşları ile yan yana öylece dururlar Burada dolaşırken çevrede oturan İbrahim Bakkal adında bir vatandaş bana ne aradığımı sordu anlattım

    -Benim çocukluğum buralarda geçti bu mezarlıkta oynardık bu taşlardan çok vardı buraya
    mahalleli lanetli mezarlık derdi kuş uçmaz kervan geçmezdi buradan geçmeye korkardı insanlar normal mezarlık yapmak için bu taşları söktüler dedi.

    -Bu üçbeş taş nasıl kaldı bunlar normal mezarlara çok yakın hemen hemen bitişik?

    -Halk bunlara dokunmaktan korktu lanetli diye olduğu yerde bıraktı çünkü buraya gömülenlerden birinin geride kalan aile fertleri birer hafta arayla bilinmeyen bir hastalıktan öldüler.



    Dünyada bir örneği daha bulunmayan bu mezarlık bir açık hava müzesi gibi korunması gerekirken kaybolup gitmiştir birkaç sene sonra tamamen yok olacaktır bu taşlar ve mezarları orijinal yerinde son gören ve fotoğraflarını çeken ben olmam umarım Cellatların normal mezarlıkları alınmamasında ise insana saygı iyilerle kötüleri aynı kefeye koymama felsefesi yatar Halk bu insanların cesetlerini aralarına almamakla bunu anlatmaya çalışmıştır.

    Mezar taşlarında hiçbir yazı ve işaret bulunmaması ise anlaşılır bir durumdur Bu öldürülen kişinin geride kalan yakınlarının bunları mezar taşlarından bulup mezarlarını tahrip etme eş ve çocuklarına kötülük veya başkaca bir hatalı tutum ve davranış içinde olmamaları için alınan bir koruma önlemi olsa gerektir.

    Böylece en azından cellat baba seçmeme şansı olmayan günahsız çocukların kimler oldukları varsa annesi babası akrabaları bilinmeyecek cellat yakınları diye dışlanmayacaktır


    Cellat Mezarlarından diğer örnekler





    Yukarıdaki resimde sol başta "Cellat"

    ve hemen yanında "Cellat Başı" klasik giysileriyle görülmektedir


    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Osmanlı Devletinde İlmiye Teşkilatı
  3. Osmanlı Devletinde Sanat
  4. Osmanlı Devletinde Sanayi Nedir - Osmanlıda Sanayi - Osmanlı Devletinde Sanayi Hakkında
  5. Osmanlı Devletinde Ekonomik Yapı - Osmanlı Ekonomisi - Osmanlı Devletinde Dış Ticaret
  6. Osmanlı devletinde kazanılan birçok yerin kaybedilmesine neden olan Segedin antlaşması son
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri