Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Bilişsel Terapiler bilişsel terapi hakkında - bilişsel terapiler - bilişsel terapi nedir - bilişsel kuram - psiko din amik yaklaşım modeli BİLİŞSEL TERAPİLER Birçok felsefe

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Bilişsel Terapiler bilişsel terapi hakkında - bilişsel terapiler - bilişsel terapi nedir - bilişsel kuram - psikodinamik yaklaşım modeli

    Sponsorlu Bağlantılar




    Bilişsel Terapiler

    bilişsel terapi hakkında - bilişsel terapiler - bilişsel terapi nedir - bilişsel kuram - psikodinamik yaklaşım modeli



    BİLİŞSEL TERAPİLER

    Birçok felsefe ve psikoterapi akımı içerisinde bilişsel kurama benzer yaklaşımlar bulunmakla birlikte Aaron Beck ve Albert Ellis bilişsel yaklaşımı bir kuram olarak psikiyatri ve psikoterapi içerisine sokmuşlardır. Aaron Beck 1960 yılında psikanalist olarak, hastaların kaybedilmiş nesneye olan kızgınlıklarını kendilerine yönlendirdiklerine dair yaklaşımı deneysel olarak göstermek üzere rüya içerikleri analizi ve serbest çağrışım çalışmaları yapmaya başlar. Beck bu çalışmalarda hastaların rüyalarındaki kendilerini yetersiz, kusurlu görmelerini acı çekme isteği olarak yorumlamasının yanlış olduğunu fark eder ve hastalarda bilinçte söze dökemedikleri olumsuz düşünceler oluştuğunu görür. Zihinde çok hızlı ve otomatik olan bu düşüncelerle duygular arasında da bir bağlantı olduğunu ve davranışlar üzerine etkili olduğunu gözlemler. Örneğin “kaygılıyım” diyen bir hastaya Beck “kaygılısınız çünkü cinsel isteklerinizle yüz yüze geldiniz ve bunların benim tarafımdan onaylanmayacağını düşünüyorsunuz” der. Hasta ise “hayır, aslını ararsanız sizi sıktığımı düşünüyorum” diye cevap verir.

    Böylece depresyon çalışmasıyla elde ettiği deneysel araştırmalardaki kişisel gözlemleri Beck’ in psikoanalizden uzaklaşarak bilişsel model geliştirmesine sebep oldu. 1979 yılında “Depresyonun Bilişsel Terapisi” isimli kitabını yayımlayarak kuramını dile getirdi. Depresyon üzerine yaptığı çalışmada depresif hastalarda kendilik saygısında azalma, kayıp duygusu oluşması, mahrum edilme düşüncesi, kendini eleştirme ve suçlama, intihar düşüncelerinin bilişsel çarpıtmalarla ilgili olduğunu tespit etmiştir ve ayrıca Beck düşüncelerin keyfi çıkarsama, seçici algılama, aşırı genelleme, abartma ve küçümseme ile çarpıtılıp olumsuz otomatik düşüncelerin oluştuğunu tespit etmiştir.

    Albert Ellis; düşünsel, duygulanımcı, davranış terapisi yaklaşımında m.ö. yaşamış filozof Epiktetos’un “insanlara rahatsızlık veren, olayların kendisi değil, bu olaylara getirdikleri bakış açılarıdır” deyişini temel oluşturur. Albert Ellis terapi yaklaşımında bilimsel düşünmeyi ve düşüncelerin doğruluğu ile ilgili kanıtları ne diye sorgulayan araştırıcı bir yaklaşım ortaya koyar. İnsanın düşüncelerini akılcı ve akılcı olmayan yerleşik düşünceler diye ifade eder. Bu akılcı olmayan yerleşik düşünceler olayları olduğundan farklı algılamamıza sebep olduğunu ve bunun sonucunda sıkıntı, utanma, incinme gibi sağlığımızı bozan duyguların ortaya çıktığını belirtir.

    Akılcı olmayan yerleşik düşünceleri olan kişiler olayları gerçeklikte algılamazlar ve düşünceleri ya kendilerini ya da başkalarına yönlendirirler. Akılcı olmayan düşünceler mantık olarak tutarsız, kişiyi amaçlarına ulaşmaktan uzaklaştıran, dayatmacı, olmazsa olmazcı, kuralcı bir yapıya sahiptir. Danışanlara olaylar hakkında gerçekçi olmayan çarpık düşünceleri ve buna bağlı olarak duygusal sorunların oluştuğu gösterilir. Akılcı olmayan düşüncelerin üzerine gitme işlemine uslamlama denir. Buna akıl yürütme ya da muhakeme etme de diyebiliriz. Bu düşünceye sahip olmam için ne tür kanıtlarım var, bu düşünce mantıklı bir düşünce mi, böyle düşünmek beni duygusal açıdan olumlu mu etkiliyor, böyle düşünmenin bana bir yararı var mı diye durumu muhakeme edebilmek için sorular sorulur. Akılcı olmayan yerleşik düşüncelerin farkındalığıyla beraber dayatmacı (olmazsa olmazcı), korkunç görme, dayanamama, katlanamama, kendine ve başkalarına fatura kesme davranışından vazgeçip, akılcı bir düşünce yaklaşımı ile yapabilirim, katlanabilirim, kendimi ve insanları her haliyle kabul edebilirim düşüncesi ve buna bağlı olarak da uyum bozucu sağlıksız duyguların sağlıklı olumsuz duygulara dönüştüğü (tasalanma, üzüntü duyma, düş kırıklığı, hayıflanma vs) olgunlaşma süreci içine girilir. Danışanlara, olabilecek en kötü durumda dahi kendilerini bu şekilde üzmelerinin gerekmediğini görmelerini sağlamaya çalışılır. Danışan, çarpık düşüncelerle algıladığı haliyle başa çıkabilirse, gerçeklikle çok daha kolay başa çıkabilir. Terapinin amacı; danışana yaşamı içerisinde değiştirebileceği şartları değiştirmeye, değiştirilebilir olmayan durumlara katlanma becerilerini geliştirmesine ve her iki durumu ayırt etme yetisini kazandırmada yardımcı olmaktır. Terapinin diğer amacı danışanın yaşamının tadını kaçıran ve kendine zarar veren bir takım davranışlar göstermelerine yol açan duyguların olumsuz olsa bile uyumu bozmayan duygulara dönüştürmektir. Akılcı olmayan yerleşik düşüncelerin mutlaka olmalı dayatmacılığı vardır. Dayatmacılık kişinin kendisiyle, diğer insanlarla ve çevreyle ilgili olarak –meli –malı tarzında zuhur eder. Akılcı olmayan yerleşik düşüncelerin olayları abartılı olumsuz değerlendirme, korkunç, felaket görme eğilimi vardır. Kişinin sorun çözme becerilerini elinden alır. Problem çözülemeyecek kadar büyük bir problem olarak algılanır, büyük bir sıkıntı yaşanır ve kişiyi bir şeyler yapmaktan alıkoyar. Akılcı olmayan yerleşik düşünceler, kişilere, insanlara değer biçme ve derecelendirme yaklaşımı ile görmeyi sağlar. İnsanın yalnızca görünür yaptıklarıyla değerlendirmeye ve derecelendirmeye kalkmak doğuştan bir değerinin olmadığını söylemek demektir. Fakat her kişi sadece insan olduğu için değerlidir. Kişiler, davranışları değildirler. Bu yüzden kişiler davranışların kendileri olarak algılamaktan, kendilerine davranışlarına göre değer biçmekten vazgeçmelidirler. Yaşamın gerçek amacı kişinin sürekli olarak kendini kanıtlamaya çalışmasından çok yaşamdan doyum bulmasıdır. Her şekilde ve her koşulda kişinin ötekinin gözünü, sözüne bakmadan bir şeyleri kazansa da kaybetse de kendini olduğu gibi kabul edebilecek içsel doyumu hissetmeye çalışır. Bir çok yanılgım olabilir. Kendimi ayıplamadan, suçlamadan, yerin dibine batırmadan, bu yanılgılarımı düzeltmeye çalışabilirim. Kendi değerini bulma yaklaşımı, kişinin sone gelmeyen değer biçme, derecelendirme ve bununla ilgili yorumlar yapma, kendini yargılama ve sonunda suçlamaya kadar götüren hatalı bir bakış açısı oluşturur. Kendini kabul eden kişi, hangi koşul olursa olsun kendini sever, kendiyle barışıktır. Böyle bir derecelendirme ihtiyacı hissetmez. Akılcı olmayan yerleşik düşüncelere sahip insanların engellenme toleransları düşüktür. Hayatın içerisinde istemedikleri, sevmedikleri şeylere katlanamadıklarını düşünürler ve zorlanırlar. Hayat belirsizliklerle doludur. Bu belirsizlikler içerisinde hoşuma gitmeyecek bir çok istemediğimiz olay ve durumlarla karşılaşabiliriz. Terapide yapılmak istenen akılcı olmayan yerleşik düşünceleri değiştirmektir. Akılcı olmayan yerleşik düşüncelerin üzerine gitmek ve tartışmaktır. Danışanları akılcı olmayan yerleşik düşünceleriyle yüzleştirmektir. Danışana yeni bir bakış açısı ve yaşam felsefesi oluşturmaktır. Danışanlara kötü sonucu göze alma ve utanca saldırma alıştırmaları ödevleri verilir. Olumsuz bir durum ve başarısızlık korkusu yaşayan danışana başarısızlığı yaşamadıkça onunla ilgili akılcı olmayan yerleşik düşüncelerinin değişmeyeceği ve hep kaçınma davranışında bulunmak zorunda kalınacağı anlatılır. Olumsuz durum diye hissettikleri şeylerin korkunç bir şey olmadığı ve kendilerini küçük düşürmeyeceğini de göstermeye çalışılmaktadır. Danışanlar hayatın içerisinde bir çok sorunla yüz yüze kalmaktadırlar ve onlara sorun çözme becerileri kazandırılmaya çalışılır. Her aksilik için mutlaka yapılacak bir şeyler vardır. Sorunlarımızı çözebilmek için bir takım yetilerimizi geliştirebilmeliyiz. Öncelikle bir sorunu fark edebilme yetimizi geliştirmeliyiz. Sözel ve sözel olmayan ipuçlarından başkalarının duygularını yorumlayabilme, mevcut durumun koşullarını algılayabilme kapasitemizi geliştirebiliriz. Daha sonra aksi giden durum karşısında bir an için durma ve düşünme yetisini geliştirme gelmektedir. Neler yapabileceğini düşünme, bir çözüm bulmaya çalışma, başka çözüm yollarının olup olmadığını düşünme, birden fazla çözüm alternatifi üretmeye çalışır. Ve sonra üretilen bu çözüm önerilerin sonuçlarının neler olabileceğini düşünmek gerekir. Üretilen çözüm etkili olmamış ise başka ne yapılacağı üzerine düşünülür. Olası durumu değiştiremiyorsak baş etme ve tahammül gücünü artırma becerileri üretilmelidir. Danışanın çevreye uyumunu sağlayacak geliştirmesi gereken yetilerden biri de kendini ortaya koyma davranışıdır. Başka bir insanın tutum ve davranışlarıyla ilgili değişiklik yapmasını, direkt o kişiyle konuşarak saldırgan ve kendini savunucu bir tutum takınmadan istemesidir. Danışanın kendini ortaya koyma davranışı geliştirmesi hayatı ile ilgili olaylara müdahil olma ve çözüm üretmede büyük bir katkı sağlayacak önemli bir beceridir. Kendini ortaya koymayı sağlayabilmek için hayır demeyi öğrenmek, konuştuğumuz kişinin yüzüne bakarak ne çok yüksek ne de çok alçak bir sesle konuşabilmek, karşımızdaki kişinin direkt kendisini eleştirel bir yaklaşımla değil, davranışlarını eleştiren bir yaklaşım içinde olmayı becerebilecek yetiye sahip olmaya çalışır.

    Aaron Beck ve Albert Ellis adlarıyla anılan bu kuram 1980’ de büyük gelişim gösterdi. Birçok klinisyenle zenginleşti. Bilişsel ekol, bilgi işleme modeline dayanır. Bilgi işleme süreçleri duyu, algı, bilişten oluşur. Duyu organlarımızla iç ve dış dünyamızdan gelen uyaranları alırız. Her alıcı değişik enerji biçimine tepki gösterir. Her uyaran için özel reseptörler (alıcılar) vardır. Görsel alıcılar belirli dalga boyu ışığa, koku alıcıları gaz halinde bulunan kimyasal maddelere, tat alıcıları sıvı içindeki kimyasal maddelere, ısı alıcıları deri ısısındaki değişimlere ve işitme, dokunma, ağrı, kinestetik duyu alıcıları belirli mekanik uyarıcılara duyarlıdır. Her reseptör sinir hücresine bağlıdır ve duyu organlarındaki sinir hücrelerine gönderilir. Alıcı uyarıldığında uyarıcı enerji elektrik enerjisine dönüşür. Elektrik enerjisi yüksek düzeyde olduğunda sinir hücresi ile bağlantılı sinir liflerinde sinir akımı başlatılır. Aksiyon potansiyeli (sinir akımı) sinir sistemi boyunca ilerler sonra cerebral kortekse (beyin kabuğuna) gelir. Uyaranlarla oluşmuş duyusal bilginin beyin tarafından örgütlenip yorumlanmasına algı denir. Bu aksiyon potansiyelinin (enerji akımının) işlevi duyularla algıların zihinsel tasarımlara dönüşümüdür. Duyularla algılardan gelen verilerin işlenerek algılama, hatırlama, düşünme, dil, tutumlar, değer yargıları, beklentiler ve problem çözücü stratejiler gibi biliş (kognisyon) dediğimiz karmaşık zihinsel süreçler oluşur.

    Bilişsel kuram olayların kendinden çok algılanma ve yorumlanma tarzına önem verir. Duyularımızla alınan uyaranların algılanması özel ve subjektif filtre sistemlerinden geçirilerek bilgiler orijinal halinin dışında algılanmakta ve yorumlanabilmektedir. İnsanın psikolojik problemlerinin kendisi yaşantısı geleceği ile ilgili mantık dışı, gerçek dışı, algı inanç ve yorumlardan kaynaklandığını savunur. Yani insanın yaşadıkları sorunlar, olayların kendisinden değil, algılanma ve değerlendirme biçimlerinden kaynaklanır.
    Bilişsel kuram insanın kognitif yapısını olumlu ya da olumsuz otomatik düşünceler, fonksiyonel ya da afonksiyonel şemalar (ara kurallar ve beklentiler), olumlu ya da olumsuz temel kabullerden oluştuğunu kabul eder. Fonksiyonel ya da afonksiyonel şemaları olumlu ya da olumsuz temel kabulleri şemalar olarak ifade eder.
    Zihnimizdeki düşünceler ya bir olay ve bir durum karşısında düşünmeyi isteyip tercih ettiğimiz yönlendirilmiş düşüncelerdir ya da herhangi bir şey olmadan, yönlendirme yokken kendiliğinden ortaya çıkan otomatik düşüncelerimizdir. Bu otomatik düşüncelerimize eşlik eden duygularımız vardır. Otomatik düşüncelerimiz bazen fark edilmez bile. Ancak duygularımızın üzerine gidildiğinde fark edilir. Otomatik düşüncelerimiz zihinde çok hızlı akan anlam kümeleridir. Her zaman verbal (sözel) tarzda olmayabilir. Olumlu ya da olumsuz otomatik düşüncelerin altında dile getirmemekle birlikte kişinin fonksiyonel ya da afonksiyonel şemaları (ara inanç, kural ve beklentileri) ve olumlu-olumsuz temel kabulleri mevcuttur.Afonxional veya fonksiyonel şemalar (ara inanç, kabul ve beklentiler); ya kişinin doğrudan yaşadığı olaylardan tecrübe etmesi ile ya da hayatın içerisindeki gözlemlerinden kaynaklanan kanaatleri ile diğer insanlardan edinilen bilgilerin kabulü neticesinde öğrenilmesi üzerine kurulmuştur. Afonksiyonel şemalar tamamen uyum bozucudur. Kişiyi, hayatı çekilmez bir hale sokar, hayatı ve kendisini çarpık algılamasına sebep olur.

    Afonksiyonel şemaların sebebi; kişinin erken çocukluk anıları ve yaşantılarıyla oluşmuş olan olumsuz temel kabullerini telafi etme çabası olarak görülmektedir. Çünkü insan epigenetik olarak temel kabullerinin olumsuz olmasını kabullenemez. Temel kabuller; insanın kendi, diğer insanlar ve çevre ile ilgili hayatı algılaması, anlamlandırması ve yorumlaması; erken çocukluk dönemi yaşantı ve deneyimleri sonucu oluşur.
    Beck temel kabulleri; çaresizlik ( güç, başarı, performans yetersizliği ile ilgili olanlar ), sevilmeme (duygusal eksikliklerle ilgili olanlar) ve değersizlik (ahlaki eksiklik, suçluluk) adı altında üç ana grupta toplamıştır:

    Çaresizlik; yetersizim, etkisizim, yeteneksizim, beceriksizim, baş edemem, güçsüzüm, kontrolsüzüm, değişemem, sıkışmışım, kıstırılmışım, kurbanım, dayanıksızım, zayıfım, muhtacım, kolayca incinebilirim, aşağıyım, başarısızım, kaybederim, yeterince iyi değilim, diğerleriyle boy ölçüşemem…

    Sevilmeme; hoşlanılmayacak, istenmeyen, çirkin, sıkıcı biriyim. Diğer insanlara verebilecek hiçbir şeyim yok; sevilmiyorum, istenmiyorum, önemsizim; her zaman reddedileceğim, terk edileceğim, hep yalnız kalacağım; farklıyım, kusurluyum, sevilecek kadar iyi değilim.

    Değersizlik; değersiz, kabul edilemez, kötü, hasta, bozuk, hiç, pisliğim; tehlikeli, zarar verici, zehirli, kötü ruhluyum; yaşamayı hak etmiyorum.

    Temel kabuller olumlu olumsuz haliyle yan yana bulunurlar. Kişilik bozukluklarında olumsuz temel kabuller ön plandadır. Sağlıklı insanlarda yaşadıkları travmalarla birlikte olumsuz temel kabuller aktif hale geçebilmektedir. Kişinin bilişsel yapısındaki olumsuz temel kabuller ve afonksiyonel şemalar, düşüncesini yapılandırır. Bilgiyi işleme sürecinde yanılgılar oluşur, hatalı işlenme sonucunda olumsuz otomatik düşünceler oluşur.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. ozon terapi yaptıran kişilerde ne gibi sonuçlar olur
  3. Davranışçı Terapiler davranışçı terapileri hakkında - davranışçı terapi - öğrenme kuramı -
  4. Zeka Geriliği Olan Çocuklarda Müzik Terapi
  5. Sagopa Kajmer Terapi Dinle, Sagopa Kajmer Terapi Video izle
  6. Kuram Nedir, Kuram hakkında ansiklopedik bilgi
  7. Paylaş Facebook Twitter Google






  8. Sponsorlu Bağlantılar




    Bilişsel çarpıtmaları aşağıdaki maddeler şeklinde kategorize edebiliriz:
    -Keyfi çıkarsama
    -Seçici algılama
    -Olumlu şeyleri küçültme
    -Olumsuzu büyütme
    -Aşırı genelleme
    -Olması gerekenler
    -Kişiselleştirme
    -Suçlama
    -Etiketleme
    -Ya hep ya hiç tarzı düşünme
    -Felaketleştirme
    -Duygusal muhakeme ( duygudan sonuca ulaşma )
    -Haksız mukayese
    -Pişmanlık
    Örnekler; *Geri zekâlı danışan olduğumu düşünüyor (beyin okuma)
    *Okulu bitiremeyeceğim (falcılık)
    *Ben başarısızın tekiyim ( etiketleme )
    *Üniversiteyi bitirmem önemsiz ( küçültme )
    * Boşanmak tamamen benim hatamdı ( kişiselleştirme )

    Bilişsel terapistlerin çoğunluğu, kişilerin olumsuz otomatik düşünceleri ve davranışları üzerine odaklanıp çalışmalarını bu yönde yürütmektedir. Fakat kişiyi öfke, suçluluk ve çökkünlük gibi sağlıksız duygulara, onun etkisindeki düşünceyle ve davranışa sokan temel kabuller daha önem arz etmektedir. Terapist, her danışanın kendine özel temel olumsuz kabulleri, afonksiyonel şemaları olduğunu düşünmeli ve terapi sürecinde kişiye özel temel olumsuz kabul ve afonksiyonel şemalarını ortaya çıkartmaya çalışmalıdır.
    Bilişsel terapilerde yüzleştirme, model alma, davranışsal prova, relaxasyon eğitimi, aktivite listelemesi, dereceli görev tahsisleri, girişkenlik eğitimi, iletişim ve dinleme teknikleri, kendilik pekiştirmeleri gibi davranışçı terapi uygulamaları da uygulanmaktadır. Bunun dışında bilişsel tedavi teknikleri; olumsuz düşüncenin belirlenmesi, olumsuz düşüncenin sınıflandırılması, dikey iniş, temel kabul ve afonksiyonel şemaları belirleme, çifte standart tekniği, düşüncenin doğruluğu neyi ifade eder, bir işin kar zararını inceleme, münazara tekniği, alternatif bir açıklama arama, düşünceyi oluşturabilecek yeterli bilgiye sahip olup olmamayı irdeleme, çözüm üretici yaklaşım, gerçeğini kabul, düşünceyi destekleyen ve reddeden kanıtları inceleme, düşünceye inanç derecesi, hissedilen duygu derecesi olarak sıralanabilir.

    Terapistin her hastaya aynı çözüm yolu mantığıyla yaklaşmak yerine, hastanın özel durumlarına ait şemalarını, başa çıkma tarzını sosyal durumunu da göz önünde bulundurarak açılım yapması gerekir.

    Dowd; insan gelişiminde anne-baba gibi ilk bakıcıların oynadığı önemli role, temel sorunların gelişiminde insan bilgisinin yapısal doğası ve bilinçdışı bilginin insanın otomatik düşünceleri üzerindeki rolünü dile getirerek psikodinamik kavramların geri dönüşüne dikkat çekti.

    Bilişsel gelişimsel yaklaşım bilişsel faaliyeti, bireylerin zaman içerisinde çevresiyle sürekli etkileşimleri yoluyla aşamalı olarak oluşmuş ve farklılaşmış olarak kabul eder. Bu etkileşimler sayesinde şemalar denilen düzenli bir bilgi yapıları anlamı sağlayan ve düzenleyen bilinçdışı kurallarve sürmekte olan deneyim bir tutarlılık oluşturur. Şemalar veya düzenli bilişsel kurallar, insan faaliyetlerinin yönetici etmenleridir. Bilişsel etkinliğin çoğu bilinçdışı, sözsüz ve örtülüdür. Bilinçdışı, sözsüz ve örtülü bilgiye ulaşmak zordur. Bilinçdışı bilginin, örtülü öğrenmenin değişimi sözlü olmayan terapiler, imajinasyon, beden terapileri, hipnotik koşutlamayı içerir.

    Direnç, bilişsel sistemi psikolojik düzensizliğe ve temel kimlik ve kendilik kavramı yapılarının kaybolmasına neden olan çok hızlı değişimden korumak için gerekli olabilir. Bilişsel dirençten dolayı küçük ve yineleyen adımlar, büyük ve bir kez yapılan müdahalelerden daha etkili olabilir. Hipnoterapötik metotlar direnci çözmekte faydalı olabilmektedir. Şemalar bilinçdışı olması, temel kimlik amaçlarının korunmaya çalışılması sebebiyle direnç pekiştirebilirler. Değişim, bilindışı engellenmek istenmesine rağmen devamlılık ve hasta ile işbirliği direnci kırmak için önemli yaklaşımdır. Jeffry Young şema anketi ile şemaları belirlemeye yardımcı olmuştur. Young; otonomi, bağlanmışlık, layıklık, sınır ve standartlar gibi 5 ana grup olmak üzere erken dönem uyumsuz şeması tespit etmiştir.

    1) Bağlanmışlık
    -ayrılma dışlanma.
    - terk edilme / tutarsızlık
    - kuşkuculuk, kötüye kullanma
    - duygusal yoksunluk
    - kusurluluk
    - sosyal izolasyon
    2) Otonomi, Yeterlilik, Kimlik Algısı
    - duyarsızlık
    - yapışıklık, içiçecilik /gelişmemiş benlik
    - başarısızlık
    - bağımlılık
    3) Gereksinim ve Duygu İfade Özgürlüğü ( başkalarına yönelimlilik ve diğergamlık)
    - boyun eğicilik
    - fedakârlık
    - onay arayıcılık
    4) Gerçekçi Limitler ve Özdenetim (zedelenmiş sınırlar)
    -haklılık
    -yetersiz özdenetim.
    5) Kendiliğindenlik ve Oyun (aşırı duyarlılık – başkaldırma )
    - yüksek standartlar
    - karamsarlık
    - aşırı kontrol ( duyguları bastırma )
    - cezalandırıcılık
    Bilişsel – gelişimsel hipnoterapistler bilinçdışı bilgiyi tespit etmek amacıyla;
    1) Hipnotik transta güdümlü imajinasyon. Örneğin; sosyal iticilik şemasına sahip görünen bir hastanın kendini sosyal toplantıda yabancılarla sohbet ederken hayal etmesi istenir. Hipnotik imajinasyon boyunca duygu durum şiddetine göre hiyerarşik sıra belirlenmiş olur.
    2) Golden ve Friedberg (1986), hipnoterapi anımsatıcı imajinasyon tekniğini tanımladılar. Hastadan kendisi açısından stresli iş ortamının imajinasyonun istenmesi; bir yetersizlik, başarısızlık şemasını düşünce ve duygularını harekete geçirebilir.
    3) Erken dönem uyumsuz şemaları belirleme değerlendirme yönelik diğer bir başka hipnotik telkin “Yaş Geriletme”dir. Yaşamın ilk yıllarında olayların belirlenmesi spontane gelişen şemanın yeniden değerlendirilmesi sürecine başlamak için yeterli olabilir. Yaşamın ilk yıllarındaki bbu şemaların değiştirilmesi mevcut gerçeklikte tekrar tekrar yapılacak mukayese gerektirir.
    Temel bilişsel şemaları değiştirebilmek için;
    1) Değiştirme ve başa çıkma imajinasyonu
    2) Yaş ilerletme
    3) Duyarsızlaştırma ve taşıma imajinasyonu
    4) Bilişsel prova: hasta kendini, seçtiği bir konuda farklı ve daha uyumlu bir şekilde hayal eder.
    5) Hayali diyaloglar yaratma
    6) Duygusal katarsis, hipnoz olumsuz duygu durumunu kendisine kültürel ve ailevi sebeplerle yasaklanan şeyleri ifade etmesine izin verir.
    7) Yaş geriletme ve geçmiş anıların gözden geçirilmesi. Bilişsel şemaları belirleme ve onlar değerlendirmek için de kullanılır. Tekrar yapılandırmak için hipnoz telkini.
    Dowd(1992) “Çocuklar, küçük ve zayıf, yetişkinler ise onlara göre çok daha güçlü göründüklerinden, kendilerini çaresiz ve korkak hissederler… Belki siz de böyle hissediyorsunuz…
    Yaşımız arttıkça daha büyük, daha güçlü ve daha kuvvetli oluruz. Fakat çoğu kez eksi korku duygularımız kalıcı olur. Belki siz de böyle hissediyorsunuz. Bazen; en sonunda büyüyüp bir zamanlar bize çok büyük ve önemli görünen kişi kadar olduğumuzun farkına bile varmayız, öyle değil mi? Yine de hala korkak ve çaresiz bir çocuk gibi hissederiz. Fakat yetişkinler olarak çocukların korktukları şeylerden korkmamamız gerekir.
    8) Geçmiş anıların değiştirilmesi
    9) Hipnotik (karşıt) koşullama. Stresli durumun genellikle relaxasyon gibi zıddı ile tepki eşleştirilmesi.
    Terapi sürecinde direnci kırıp danışana yardımcı olmak adına yapılan bu imajinasyon ve hipnoz çalışmalarına rağmen hastaların bir kısmı karşımızda direnmekte davranış terapi teknikleri, bilişsel tedavi teknikleriyle ortaya çıkarılan olumsuz otomatik düşünceler, afonksiyonel şemalar ve olumsuz temel kabulleri danışan tarafından dışlanmakta ve kabul edilmemektedir. Çünkü direnç bilinçdışı dinamiklerle işleyen bir durumdur. Hastayı ne kadar bilgilendirirseniz bilgilendirin, hastaya ne kadar bilişsel içgörü kazandırırsanız kazandırın, hasta çocukluk dönemindeki yaşantıladığı anne-baba- çocuk üçgenindeki temel yapıları yaşantısında hep tekrarlamaktadır. Bu durumu akıl, mantık bilgi ile değiştirmeye çalışmak kimi hastalar için imkânsızdır. Bu yaşantılamayı aktarım yoluyla terapist üzerinde seanslarda tekrarlayarak terapistin olgun ve sağlıklı yaklaşımlarıyla terapide normalleşir. Bu terapi yöntemine psikodinamik yaklaşım modeli denir.



  9. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri