Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

ramazan da sosyal hayat ramazan ayında sosyal hayat nasıl olur , ramazan ayı sosyal hayatımızı nasıl etkiler ? Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın Ekonomi ve

  1. Kayıtsız Üye
    Sponsorlu Bağlantılar


    Ramazan ayında sosyal hayat

    Sponsorlu Bağlantılar










  2. Sponsorlu Bağlantılar




    Ramazan ve Sosyal Hayat

    Ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta huzur, dayanışma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı af, mağrifet ve bereket mevsimi Ramazan ayına yaklaşmış bulunuyoruz.

    Yıl içerisinde gönüllerin yumuşadığı, rahmet kapılarının açıldığı geceler, günler ve aylar vardır. İşte bunlardan biri de peygamberimiz (s.a.v)’in “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluştur” diye haber verdiği Ramazan ayıdır.

    Bu ay, öğrenmek, anlamak ve gereklerini yerine getirmek üzere okuyan herkesin zihninde ve kalbinde farklı, kalıcı ve derin izler bırakan yeryüzünde en çok okunan Kur’an-ı Kerimin indirildiği bir aydır. Aynı zamanda nimetlerin kadrinin bilinmesine vesile olan, insanda şükran hisleri uyandırarak, yoksulların çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve maddenin esaretinden kurtararak “sabır” denilen en yüksek ahlaki bir meziyete eriştiren bir ibadet olan oruç ibadetinin farz kılındığı bir aydır.
    İslam ulemasının çoğunluğuna göre Ramazan ayı ve bu ayda tutulan orucun şeair-i İslâmiyye(simgeleşen İslami ibadetler)nin en büyüklerinden olduğu belirtilmektedir. Şeair-i İslâm'ın en büyüklerinden şeklinde nitelendirilen Ramazan ve oruç, gözden kaçırılamayacak bir şekilde sosyal hayata damgasını vurmaktadır. Ramazan ayının toplumsal hayat içinde ne gibi etkileri bulunduğunu anlayabilmek için modern hayatın ve popüler yaşam tarzının Ramazan ayındaki manevi atmosfer ile kıyaslamasına bakmak gerekmektedir.

    Öncelikle "şükür" ibadetini varlığın en temel gereklerinden birisi olarak görmek gerekmektedir Bu yüzden Ramazan ayının ve orucun şükre vasıta oluşu, nefsi terbiye edişi, sosyal ve ekonomik hayatta diğergamlık gibi duyguları pekiştirici yönü ön plana çıkmaktadır. İnsanın yeme, içme gibi bedene ait en temel gereksinimlerine Ramazan ayı ile birlikte iradi bir sınırlama getirmesi, öncelikle insanın yüzleşmiş olduğu kâinatın "ilahi bir nimet" ile dolu olduğunu hatırlatmaktadır. Din uleması gaflet perdesi altında unutulan bu mananın oruç ibadetiyle ihtar edildiğini belirtmektedirler. Bu yönüyle bakıldığı zaman karmaşık ilişkiler bütünü olan sosyal ve ekonomik hayat içinde orucun, insanları şükre sevk eden bir ibadet, İlâhî bir terbiye olduğu muhakkaktır. En zaruri gereksinimlerin imsak ve iftar vakitleriyle sınırlandırılması, bu vakitler arasında İlâhî bir yasaklama getirilmesi, insanı, madden ve manen şükre sevk etmekte ve günlük hayatını bu İlâhî emre göre ayarlamasını gerektirmektedir.

    Ramazan ayı boyunca Müslümanların aynı duyarlılıkla ve kurallarla kendilerini sınırlamaları, orucun bireysel bir ibadet alanına hapsedilmeyip, doğrudan tüm Müslümanlarca yerine getirilen külli bir ibadete dönüştürüldüğü diğer bir büyük gerçektir.
    Ramazan ayının ve orucun bu özelliğine bakıldığı zaman ulemanın Ramazan ayını ve orucu niçin şeair-i İslâmi’ye içinde ifade ettiklerini anlamak mümkündür. Her şeyden önce Ramazan ayında Müslümanların -illa aynı yörede olması şart değil- bir bütün olarak yerine getirdikleri oruç, teravih namazı gibi ibadetler Müslümanların cemaatler halinde Yaratıcıya yönelmesine vesile olmakta ve bu zaman dilimine Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda bir mana kazandırmaktadır. Cemaatler halinde yerine getirilen ibadetlerle hem toplumsal hayatta temsil fonksiyonu icra edilmekte, hem de Müslümanların birlik ve beraberliği sergilenmektedir. Ramazanın ve orucun bu simgesel anlatım gücü göz önüne alındığı takdirde meşru dairede yapılan Ramazan eğlencelerinin, etkinliklerin ve diğer kültürel faaliyetlerin İslâm'ı, Allah'ın emir ve yasaklarını hatırlattığı muhakkaktır. Helâl haram dengesini gözeten kültürel etkinliklerin, toplumsal hayatta Ramazan ayının hatırlatıcı, şükre sevk edici, sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri vasata çekici işlevini sergileyecek niteliğe kavuşturulması, bu ayın ve oruç ibadetinin ruhuna uygun şekilde yerine getirilmesini sağlayacaktır. Ramazanın ruhuna uygun olarak yapılan eğlenceler, kendi niteliklerinden ziyade, Ramazan ayının özelliklerini hatırlatacak şekilde yapıldığı müddetçe Ramazan İslâm'ın en büyük simgelerinden birisi olacaktır.

    Orucun vermiş olduğu açlık hissinin vicdanda arınmaya ve kamalata neden olabileceği bir gerçektir. Şüphesiz bu tespit oruçlu bir insanın sık sık nefis muhasebesi yapmasını istemesinden de kaynaklanmaktadır. Açlık hissinin nefis muhasebesi ve zihni egzersizle bir araya geldiği zaman insanların yeryüzü sofrasında başıboş olmadığını, tam aksine muhatap olunan bütün nimetlerin arkasında bir Yaratıcının olduğunu hatırlattığını belirten İslam Uleması, ekonomik statüsü ne olursa olsun herkesin açlık vasıtasıyla "şükür" neticesine ulaşabileceğini belirtmektedirler. Oruç zengin ve fakiri eşit seviyeye getirerek hem nefsi kamalata hem de zengini fakirin halini düşünmeye yöneltir. Oruç, bu yönüyle değerlendirildiğinde ve bu anlamlarla ifa edildiğinde tüketim ahlâkının "şükür" ve "sadaka" ölçülerine uygun şekillenmesini de ifade edebilecektir.

    Âlimlerin oruç ibadetinde dikkat çektikleri bir diğer nokta orucun ahlâk anlayışında yaptığı köklü değişikliklerdir. İnsanın yaratılışından kaynaklanan sınırsız özgürlük, her istediğini yapma, her türlü sınırlama altına girmekten kaçınma gibi olguların ahlâki yozlaşmaya da neden olabileceğini belirtirler. Hz. Peygamber'in sünnetinden anlaşıldığı gibi İslâm beşeri özelliklerin mana ve amacına uygun kullanılmasını, yani yok edilmeyip istikametinin düzeltilmesini öngörmektedir. Orucun beraberinde getirdiği çile, açlık, susuzluk gibi hislerin insanı bir Yaratıcının mülkünde olduğunu hatırlatmaktadır. En temel ihtiyaçlar bile izin olmadan yerine getirilmemekte ve bu da insanı şükre, sabra ve nefis muhasebesine itmektedir. Ancak bahsedilen bu orucun, şuur ve akılla bir arada yerine getirildiği zaman bu sayılan neticeleri vereceği belirtilmelidir. Oruç her ne kadar zihni faaliyetleri yavaşlatsa, bedeni güçsüz düşürmüş olsa da, yapılacak bir nefis muhasebesi bu sayılanların bireysel vicdanda ve sosyal hayatın içinde nasıl yer aldığı kolaylıkla anlaşılabilecektir. Bazı ulemanın orucu özellikle nefis muhakemesine atıf yaparak işlemesi ve orucun kişinin vicdanında yaptığı etkileri ön plana çıkarması, orucun hem kişisel ahlâkla, hem de sosyal ahlâkla ilişkili olduğunu göstermektedir. Kişisel ahlâkla ilişkilidir çünkü oruç İslâmiyet'e göre en temel şartlardan birisi olan "şükür"e sevk eder. Sosyal ahlâkla ilişkilidir çünkü oruç zengini fakirin yardımına itecek bedeni ve manevi unsurları bünyesinde taşıdığı ve ayrıca zekât müessesiyle Ramazan'ın manasını tamamladığı için diğergamlık duygusunu güçlendirmekte ve sosyal yardım anlayışını diriltmektedir.
    Modern hayatın sosyo-kültürel ve ekonomik şartları, beraberinde yeni bir yaşam tarzı da getirmiştir. Bu yüzden tüketim ahlâkı, eğlence kültürü, beden terbiyesi gibi alanlarda popülerliğin etkisi artmakta ve insanlar ister istemez popüler kültürün etkisi altına girmektedirler. Modernliğin eskiyi reddedip kendi kurallarını koyduğu bir toplumun tüketim ahlâkı incelendiği zaman, dini hükümler dışında bu ahlâkı sınırlayan bir anlayışın olmadığı kolaylıkla görülebilecektir. Sürekli değişen sosyal ve ekonomik şartlar insanları daha fazla, bedenin kölesi haline getirmektedir. Üstelik bu ilişki, insanı hem bedeninin kölesi hem de efendisi haline getirerek ne olduğu belli olmayan bir tüketim ve beden anlayışı ortaya çıkarmıştır. Bedenin her istediğini yerine getirmek, sürekli tüketmek ve bu faaliyetleri kişisel menfaat üzerine kurmak. modern hayatın inkâr edilemeyecek özelliklerinden birisidir. Ramazan ayıyla birlikte tutulan oruç ise bu yerleşik ve zorlayıcı kalıpları fazlasıyla reddetmektedir. Öncelikle yeme-içme belli bir adaba kavuşturulmakta, insanlar ancak belli vakitlerde yiyebilmektedir. Bu, orucun ilk etkisidir. Bunun dışında oruç ısrarla ifade edildiği gibi nefis terbiyesi ve muhakemesiyle birlikte yerine getirildiği takdirde insanı şükre ve güzel ahlâka sevk etmektedir. Yeme ve içme alışkanlıklarının, tüketim kültürünün insanın varlık ve ahlâk anlayışından bağımsız olmadığı kesindir. Oruç ibadeti de tüketim ve yeme-içme ahlâkına getirmiş olduğu sınırlamalarla nefsi terbiye eden İlâhî terbiye metodudur. En bayağı ve rutin görünen bedeni ihtiyaçlara koyulan bir sınırlama ile insan ahlâkında arınmaya neden olan oruç, bedeninin kölesi olan, helal ve haram dengesini yitiren, tüketim ahlâkını menfaat üzerine kuran bireyin ve toplumun kurtuluş reçetesidir.
    Hz. Peygamber'in hadis-i şerifinde belirttiği gibi: "Oruç, birinizin savaştan koruyucu kalkanı gibi Cehennem ateşinden koruyucu bir kalkandır."

    Ramazan ayı takva ayıdır

    Ramazan – en başta – merhamet ayı değil, takva ayıdır. İkinci sırada, takvanın bir sonucu olarak sosyal husular gelmektedir. Kıssaca, Ramazanın hedefi takvanın artmasıdır; Kur’an ile haşır neşir olmak ve (nafile) namazlar araçtır. Merhamet, af, sabır, infak vb. Ramazanın sonuçlarıdır. Bu husus Bakara suresinin 183. ayetinde açıkça şöyle ifade edilmektedir: " Ey iman edenler,sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız. " Burada – birçok tercümede olduğu gibi – "sakınmak" diye tercüme edilen kelimenin aslı takvadır. Muhammed Esed ayetin son kısmını şöyle tercüme eder: "... Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız diye."
    Oruç, insanın, kendisini yemek, içmekten ve cinsellikten menederek doymaz nefsinin bilincinde olmasını sağlar. Kuran tilaveti ve namazlar vasıtasıyla manevi olarak güç kazanan kişi, Allah’ın ve O’nun yaratıklarının karşısındaki kendi pozisyonunu belirleyebilecek ve bunun bilincinde olacaktır. Böylece muttakinin -yani Allah’ın karşısında sorumluluğunun bilincinde olan bir müslümanın- seviyesine ulaşacaktır. Bu aşamada ise Ramazanın sosyal boyutu ön plana çıkmaktadır. Sadece, yaratıcı-yaratılan ilişkisinin farkında olan bir kişi diğer insanlar ile olan ilişkilerini daha sağlıklı bir ölçüde şekillendirebilir ki; işte burada Ramazan, kendine has özellikleriyle bu kişiye yardım etmektedir. Oruç ibadetinin insanın ruh ve beden dünyasında meydana getirdiği müspet gelişmeler, oruç tutan insanın çevresiyle ve bütün mahlukatla ilişkilerini Kur’an’ın istediği biçimde ayarlamasına yardımcı olur. Bundan dolayı orucu, yemek-içmekten mahrum kalmak olarak görmek ve iftarı günün sonu olarak algılamak yerine – Rasulullah’ın örneği gereğince – kendini Kur’an’ı okumaya – ve tabi ki anlamaya – namazlara ve diğer ahlaki güzelliklere yönelmeye vesile olarak görmek gerekmektedir.

    Ramazan tevekkül ayıdır

    Ramazan ilk sırada toplumsal hareket ve aksiyon ayı da değil, sekte ve tevekkül ayıdır ki bu dıştan bakanlar tarafından çoğu zaman atalet olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla Ramazanın şahsiyetci bir karakteri vardır. Bunu, Ramazanda – ve ondan önceki aylarda – namazlara ve Kur’an tilavetine önem atfeden Rasulullah’ın uygulamasından da anlamak mümkündür. Yolculukta bulunanlar için oruçlarını bozup, tutamadıkları günleri sonradan kaza etme imkânı olsa dahi, hareketsizlik tercih edilmeli, çünkü ancak sükunet ve hareketsizlik tevekkül etmeyi mümkün kılmaktadır. Elbette bu, Ramazanın sosyal taraflarını görmezden gelmek demek değil, – Ramazanın hedefleri doğrultusunda – öncelikler belirlemektir.

    Ramazan sosyal bağları yenileme ve kuvvetlendirme ayıdır

    Ramazanda sahur yemeği vasıtasıyla ailevi bağlar, iftar yemeği vasıtasıyla akrabalık bağları ve umumi iftarlar vasıtasıyla toplumsal bağlar yenilenir ve güçlendirilir.

    Ailevi ortamda özel bir atmosferin oluştuğu için her Müslüman çocuk – oruç tutmasa dahi – özellikle sahur ve iftar yemeklerini sevinçle beklemektedir. Rasulullah’ın şu hadisi doğrultusunda her akşam akraba, tanıdık ve – gayrimüslim – arkadaşları iftara davet etme geleneği islam kültüründe yerini almıştır: "Kim bir oruçluya iftar verirse, oruçlunun sevabından hiçbir şey eksilmeksizin, oruçlunun sevabı gibi sevap alır." (Tirmizi)

    Rasulullah’ın "Sofraların en kötüsü zenginlerin davet edilip fakirlerin ihmal edildikleri sofradır" (Buhari) buyruğuna uygun olarak fakirlerin de mümkün oldukça zahmetsiz oruç tutabilmelerini sağlamak için bir birçok Müslüman toplumlarında her akşam iftar yemekleri verilmektedir. Böylece onlar da Ramazanın bereketinden istifade edebilmekte ve takvalarını artırmaya çalışabilmektedirler. Nitekim – cemaatle kılınan namazda olduğu gibi – fakir ve zengin arasındaki farkların kaldırılması da oruç tutmanın faydalarından sayılmaktadır. Çünkü zenginlik veya fakirliklerine bakılmaksızın herkes gündüzün yemek ve içmekten mahrum kalmakta ve iftarda yan yana oturmaktadır.
    Teravih namazını anmadan Ramazanın toplumsal yönünden bahsetmek mümkün değildir. Teravih namazı geleneksel şekliyle camilerde 20 rekât olarak cemaat ile yatsı namazından sonra kılınmaktadır. Bu uygulama Teravih namazını – bir kaç istisna haricinde - kendi başına eda eden fakat ashabına cemaat ile kılmayı da yasaklamayan Rasulullah’ın sünnetine tam uygun olmasa dahi, Ramazanın önde gelen özelliklerinden sayılmaktadır. Ancak, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunda şüphe yoktur: "Kim inanarak ve sevabını umarak ramazan gecelerini ibadet ile geçirirse geçmiş tüm günahları bağışlanır." (Buhari) Bu hadisin doğrultusunda camiler dolmakta ve namaz kılmayanlar dahi bu namazlara sürekli katılmaktadırlar.

    Zamanla sabah veya ikindi namazını müteakiben Kur’an okumak için bir araya gelme ve her gün bir cüz okuma geleneği, yani mukabele geleneği oluşmuştur. Kur’an otuz cüze ayrıldığı için bir ay için de tamamen okumak mümkündür.
    Bütün bunlar, yani Teravih namazı, mukabele ve birçok cemiyetlerde her akşam verilen iftar yemekleri Ramazanda camilerin daha sık ziyaret edilmelerine birer vesiledir.

    Ramazanın finansal boyutu

    Her zaman verilebilen sadaka dışında İslam’ın Ramazan’da iki finansal boyutu vardır. İslam’ın temellerinden biri olan zekât yılın başka bir döneminde ödenebilinmesine rağmen bu çoğu kez Ramazanda yapılmaktadır ki – daha önce söylenildiği gibi – fakirler de mümkün oldukça zahmetsiz oruç tutabilsinler.

    Hz. Ömer’den gelen bir rivayete göre Fıtır sadakası Ramazan Bayramından önce her Müslüman tarafından ödenmesi gerekmektedir Hz. Ömer (r.a.): "Rasulullah sadaka-i fıtrı Müslümanlardan büyük-küçük, kadın-erkek, her bir hür ve köle üzerine bir sa' hurma veya bir sa' arpa olarak farz kıldı. Ve bu zekâtın insanların bayram namazına çıkmasından önce verilmesini emreyledi" buyurmaktadır (Buhari). Böylece fakir ailelere neşeli bir Ramazan Bayramı imkânı verilmektedir.
    Bununla birlikte Müslümanların Ramazan’da daha cömert oldukları için cemiyetlerde Zekât ve Fıtır sadakasının yanı sıra fakirlere ve hayır projelerine geniş kapsamda yardımlar toplanmaktadır. Bunu yaparken Müslümanlar "Mal sadaka ile eksilmez" (Müslim) hadisine uygun hareket etmiş olmaktadırlar.
    O halde Ramazanın hedefi tevekkül etmek, Kuran’a odaklanmak ve nafile namaz kılmakla artan takvadır. Bunu, oruç tutanın dünyadaki durumunun bilincine varması ve diğer insanlarla ilişkilerini buna göre şekillendirmesi izlemektedir ki bu maddi yardımlar vasıtasıyla güçlendirilmekte ve ispatlanmaktadır.
    Kuran ayetleri, Rasulullah’ın uygulamasını gösteren birçok rivayet ve orucun "sizden öncekilere farz kılındığı" gerçeği, yani nerdeyse her dinde oruç şekilleri bulunduğu, orucun şahıs ve toplum için değer ve önemini tasdik etmektedir. Fakat yalnızca daha önce gösterilen hedef ve sırada Ramazan orucun bir anlamı olabilir.

    Son olarak "salt" orucun faydasızlığını gösteren iki rivayet zikredilecektir:
    "Oruç perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin.'' (Buhari)
    "Her kim yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırak*mazsa, o kimsenin yemesini içmesini bırakması na Allah için hiçbir ihtiyaç yoktur." (Buhari)



  3. Aradığınız Bilgiyi Bulamadıysanız Üye Olmadan
    BURAYA Tıklayarak Sorunuzu Düzgün Bir Başlık ile Yazabilirsiniz.
 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri