Hoşgeldiniz. Unutmayın, çok istiyorsanız mutlaka bir yolu vardır.!

Batı’daki Gelişmeler ve Osmanlı’ya Dolayısıyla Türk Devrimi’ne Etkileri Temel Taşlar Batı’yı 19. yy’a taşıyan gelişmeler , hem Osmanlı’nın çöküşüne etmen olarak ele alınabilecek yönleriyle ,
  • 5 üzerinden 5.00   |  Oy Veren: 5      

  1. Sponsorlu Bağlantılar


    Batıdaki Gelişmeler ve Osmanlıya Dolayısıyla Türk Devrimine Etkileri

    Sponsorlu Bağlantılar




    Batı’daki Gelişmeler ve Osmanlı’ya Dolayısıyla Türk Devrimi’ne Etkileri


    Temel Taşlar

    Batı’yı 19. yy’a taşıyan gelişmeler, hem Osmanlı’nın çöküşüne etmen olarak ele alınabilecek yönleriyle, hem de Türk İnkılâbı’nın, özellikle Fransız İhtilali ile ortaya çıkan bazı olguları model olarak kabul etmesi açısından hem bizi hem dersimizin konusunu hem de yakın tarihimizi ilgilendirmektedir.

    Batı Roma İmparatorluğu’nun 476 yılındaki yıkılışından 1453′teki İstanbul’un fethine kadar geçen zaman dilimine Orta Çağ denmektedir. Orta Çağ için aslında söylenecek pek bir şey bulunmamaktadır. Bu dönem için bir genelleme yaparsak rahatlıkla şunları söyleyebiliriz: Her şeyden önce Orta Çağ’da hakim düşünce yapısı Skolastik(inanç ve bilgiyi kiliseyle, özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan, dönemin şartlarına uygun felsefe) anlayış üzerine kurulmuştur. Skolastik düşünce yapısına uygun olarak dönemin Avrupasındaki hakim güç kuşkusuz Katolik Kilisesi’dir. Feodalite içinde kıvranan Avrupa’da hiyerarşik yapının en üstünde bulunan ve yaptırım gücüne sahip olan Kilise, her alanda etkili tek kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Feodal yapı içerisinde halk ezilirken Kilise sahip olduğu mal varlığı ile, zenginliği ile ekonomik açıdan da altın çağını yaşamaktadır. Bunlara ek olarak Orta Çağ Avrupası, şiddet, kan, kargaşa, baskı, açlık, sefalet, salgın hastalıklar ve bunların bütününü kapsayan bir karanlıktan başka hiçbir çağrışım yapmamaktadır. Özetle bu dönem Avrupasında insanlık ve uygarlık adına bir arayışa girmek pek bir sonuç vermeyecektir.

    Avrupa bu halde iken Doğu’da durum nasıldı? Doğu’da Avrupa’dan çok farklı olarak Kuzey Afrika’dan Orta Doğu’ya, oradan Çin’e kadar çeşitli uygarlıklar bulunmaktaydı. Bu uygarlıklara mensup, belli düzeyde bilince kavuşmuş olan Doğu toplumları hiçbir zaman Orta Çağ döneminde, Avrupa’daki gibi bir yaşam sürmeyeceklerse de kendi geleneksel siyasi yapıları içinde bazen kısa süren kaos, siyasi kargaşa ya da taht kavgaları gibi gelişmeleri şüphesiz yaşamışlardır. Fakat her ne olursa olsun Doğu, belli bir yapı, kültür ve üretim sürekliliğini devam ettirebilmeyi bu süreç içerisinde başarabilmektedir.

    Peki arada bu kadar fark var iken günümüz Batı medeniyeti nasıl ortaya çıkacak? Burada herhalde gidişatı değiştiren etken Haçlı Seferleri olmalıdır. Çünkü zaman ilerledikçe bir saptama kendisini dayatmaktadır. Haçlı seferleri döneminde, Doğu dünyası, Kuzey Afrika’dan Orta Doğu’ya, Anadolu’ya kadar olan bölgede hala entellektüel ve maddi olarak yeryüzünün en gelişmiş uygarlığının taşıyıcısıdır. Sonra, dünyanın merkezi kesin bir şekilde Batı’ya kaymıştır. Burada acaba bir neden-sonuç ilişkisi mi vardır? Haçlı Seferleri’nin Batı Avrupa’nın -giderek dünyaya egemen olmaktadır- gelişiminin işaretini verdiğini ve Orta Doğu uygarlığının talihinin sona erdiğini belirlediğini iddia edecek kadar ileri gidilebilir mi? Şimdi biraz bu soruya cevap arayalım.

    Haçlı seferleri Doğu Hıristiyanlık alemini Müslümanlardan kurtarmak; Hıristiyanlığı yaymak ve doğunun zenginliklerine kavuşabilmek gibi amaçlar çerçevesinde başlatılmıştı. Ama, asıl bunun altında yatan Kilise’nin düşünceleri ise biraz farklılık arz etmekte idi. Bütün Haçlı Seferleri’nin planlanmasını ve programını hazırlayan, halkı bu seferlere inandıran ve Yüz binleri Doğu’ya akıtan hep Kilise olmuştur. Üstelik bunu hazırlayan Kilise, misyonerleri aracılığı ile Doğu’yu çok iyi tanımaktadır, gücünü çok iyi bilmektedir. Kilise bu seferleri gerçekleştirirken iki temel düşünceye sahiptir. Birincisi; Avrupa’da, feodal yapı içerisinde her şeye sahip olan ve böl-parçala-yönet stratejisi içinde hareket eden Kilise’yi rahatsız eden bir unsur ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunlar isyankar, savaş heveslisi baronlar ile aç, parasız şövalyelerdi. Özellikle her geçen gün sayıları artan şövalyeler açlıktan, sefaletten atlarını, zırhlarını satmaya başlamışlardı. “Aç insan tehlikeli insandır” mantığı ile bu kitleden çekinen Kilise, onları Doğu’ya kanalize ederek hem onlara bir uğraş bulmuş, hem de büyük çoğunluğundan kurtulmuştu seferler sayesinde. Zaten çok büyük bir kısmı Doğu’dan hiç dönemeyecektir. İkincisi; Eğer ki seferler başarılı olursa, hem Hıristiyanlık yayılmış hem de buna bağlı olarak Kilise’nin nüfuz ettiği coğrafya genişlemiş olacak, böylece bir yandan Kilise bir taşla iki kuş vurmuş olacaktı öte yandan da otoritesini ve prestijini arttıracaktı. Sonuçta tarihin genel manzarası içinde bakılacak olursa Haçlı Seferleri hareketi bütünüyle muazzam bir fiyasko idi. Doğu Hıristiyanlık hareketini kurtarmak için başlayan hareket, sona erdiğinde Doğu Hıristiyanlık alemi tümüyle Müslüman hakimiyeti altında bulunmaktaydı. Bunlara ek olarak Kilise’nin beklentilerinin ve hesaplarının çok dışında bazı şeyler gerçekleşmişti. Sefere katılan bir çok derebeyi geri dönmediği için Avrupa’da feodal yapı zayıfladı ve sınıf farkları büyük ölçüde ortadan kalktı. Bununla birlikte Doğu’dan dönebilenler artık eski Avrupalılar değildiler. Doğu’ya cahil olarak gidenler, orada uygarlığın, kültürün ve bilimin ne olduğunu öğrenerek geri dönmüşlerdi. Avrupa’nın cehaletini sömüren Kilise, bir anlamda kendi silahı ile kendisini vurmuştu. Böylece belli ölçüde Avrupa’da Aydınlanma çok sinsi bir şekilde seferler sonucunda başlarken, Skolastik düşünceden sıyrılma faaliyetleri kendisini aynı süreç içerisinde yavaş yavaş gösterecektir. Doğu-Batı ticareti, Akdeniz üzerinde gelişmiş, bunun paralelinde Avrupa’nın Akdeniz şehirleri büyüyerek burjuva merkezleri haline gelmeye başlamışlardı. Denizcilik gelişmeye başlarken, zengin tüccar sınıfını da etkileyecek şekilde ticaret yolları karadan denize kaymaya başlamıştır. Bunlara ek olarak önemli bir gelişme bilimde kendisini gösterecektir. Zira Doğu’da bilim dili Arapça idi ve bir çok İslam bilgini Arapça yazdıkları kitaplarda Yunan ve Roma uygarlıklarını incelemişlerdi. Haçlı Seferleri aracılığı ile Avrupalılar Arapça öğrenmişlerdi. O güne kadar eski Yunan ve Roma uygarlıklarının mirası, Batı Avrupa’ya ancak çevirmen ve şerhedici Doğulular aracılığı ile aktarılırken bu durum değişmeye başlamıştır. Batılılar, tıp, astronomi, kimya, coğrafya, matematik, mimari alanlardaki bilgilerini Arapça kitaplardan edinmişler; bu kitapları özümsemişler, taklid etmişler, sonra aşmışlardır. Bu arada Avrupalılar endüstri alanında Doğu’dan kağıt imalatı, deri işleme, dokumacılık, alkol ve şeker damıtılması yöntemlerini alıp, geliştirmişlerdir. Bir yandan da Avrupa düşünmeye başlamış ve Orta Çağ’da uygarlık adına hiçbir şey yapmadığını fark etmiştir. Uygarlık adına geriye dönüp en son ne yaptığını, uygarlık açısından kaldığı noktayı araması tamamen Haçlı Seferleri’nin sonucunda ortaya çıkmış dolayısıyla Haçlı Seferleri, Avrupalıların uygarlık ve medeniyet gibi kavramlarla karşılaşmaları, bu açıdan kendilerini değerlendirmeleri sebebiyle Avrupa için hem ekonomik hem de kültürel gerçek bir devrimin başlatıcısı olmuştur. Bu kutsal savaşlar Doğu’da uzun bir gerileme ve karanlık dönemine doğru bir yol açmıştır. Her bir yandan saldırıya uğrayan Doğu dünyası, kendi üzerine kapanmıştır. Dayanıksız hale gelmiş, savunmaya çekilmiş; hoşgörüsüz, kısır olmuştur; bunların hepsi, kendini ona nazaran marjinalleşmiş olarak hissettiği dünya evriminin sürmesi ölçüsünde ağırlaşmaktadırlar. 17. yy’a kadar bunun tersi bir durum sadece Osmanlı’da görülmüş, Osmanlı’nın da çöküş sürecine girmesiyle gelişme artık ötekidir. Modernizm, ötekidir.

    Haçlı Seferleri sonucu Akdeniz’de ticaretin gelişmesi Akdeniz Avrupa’sının sahil şehirlerini geliştirecek, maddi birikimin ve zengin tüccar kesimin buralarda toplanarak yavaş yavaş burjuvanın ortaya çıkmasına yol açacaktır. Bu arada ticaretin gelişmesine paralel olarak özelikle Doğu’dan edinilen bilgiler ve teknoloji sayesinde (pusula, barut ve top gibi) Avrupa’da denizcilik hızla gelişmiştir. Denizciliğin gelişmesi; karadaki büyük ticaret yollarının Osmanlı elinde bulunması; ve merkantil para bulma arayışı, Avrupa’yı Coğrafi Keşiflere itmiştir. Yeni bulunan kıtalardan Avrupa’ya akan hammaddeler ve altınlar bir yandan zenginliği, refahı artırarak farklı arayışları ortaya çıkarırken bir yandan da iktisadi ve ekonomik hatta sanayi alanındaki gelişmelerin önünü açacaktır. Bu arada düşünen Avrupa gerek Arapça’dan Avrupa dillerine çevrilen kitaplar gerekse de İstanbul’un fethinden dolayı İtalya’ya kaçan Bizanslıların onlara Roma kültürünü hatırlatmaları sayesinde uygarlık adına en son Roma’da kaldıklarını fark etmişler ve geriye dönerek, uygarlık gelişimini kaldıkları noktadan yani Roma Uygarlığı’ndan tekrar devam ettirmeye başlamışlardır. Yani Avrupa; Roma, Yunan hatta daha da gerilere giderek Anadolu ve Mısır uygarlıklarını kültür, sanat, mimari, hukuk vs. alanlarda inceleyerek yeniden yorumlamaya başlamışlar ve bunları geliştirerek hızla yollarına devam etmişlerdir. İşte kültür, sanat, güzel sanatlar gibi alanlarda Avrupa’nın bu geriye bakışına biz Rönesans adını vermekteyiz. Bu gelişme Avrupa’da yavaş yavaş bireyi ve özgür düşünceyi ön plana çıkarmaya başlamış, Skolastik’ten kurtulan Avrupa özgür düşünce ile Reform hareketini gerçekleştirecektir. Haçlı Seferleri sonucu Kutsal Yerlerin ele geçirilememesi, inançların zayıflaması, papaların nüfuzlarının azalması ve özgür düşüncenin birleşimi İncil’i Katolik Kilisesi’nin tekelinden çıkartacak, İncil Avrupa dillerine çevrilerek bu kıtanın en karanlık noktalarına kadar ulaşacak ve sonuçta Martin Luther ve Reform Hareketi Kilisenin Avrupa’daki hakimiyetine son verecektir.

    Ekonomik yönden ise, Amerika’nın keşfedilmesinden sonra Avrupa’ya bol miktarda altın ve gümüşün gelmesiyle fiyatların hızlı bir şekilde artması, sanayi kapasitesi olmayan yani manifakture geçebilecek düzeyde sanayii olmayan ülkelerin bu fiyat devriminden zarar görmelerine, Osmanlı gibi enflasyonun kucağına düşmelerine yol açmıştır. Fiyat devriminden sonra İngiltere’den başlamak üzere ulusal pazarlar oluşmaya başlayacaktır.

    Orta Çağ’ın kapanmasından sonra Rönesans ve bunun bir sonucu olan Reform ve yeni kıtaların bulunmasından sonra ortaya çıkan fiyat devrimi gibi ekonomik gelişmeler, düşüncede büyük değişikliklere neden olmuş, Aydınlanma Çağı adını alan 18. yy ile Avrupa’da yeni bir dönem başlamıştır. Akla ve tecrübeye-deneye yer veren ve mucizeyi reddeden Aydınlanma Devri ile o zamana kadar egemen olan dünya görüşü yeni bir şekil almıştır. Aydınlanmanın temelinde akıl yer almaktadır. Akıl, varlığı düzenleyen doğa kanunlarını bulacak ve bu şekilde insanlığın gelişmesini, ilerlemesini sağlayacaktır. Aklın siyasal ve sosyal alanda egemenlik sağlaması düşünen insanı dar kalıplı düşünce sisteminden çıkararak, serbest düşünme ve inceleme metoduna götürmüş ve böylece özgürlük fikrine ulaşılmıştır.

    Özgür düşünce üzerinde yükselen Aydınlanma Devri ise Avrupa’yı, siyasi ve sosyal açıdan Fransız İnkılabı’na, bilimsel ve teknolojik açıdan ise Sanayi Devrimine götürecektir.

    Kısaca Benzer Konulara da Bakmalısın

  2. Fransız ihtilalinin osmanlıya olumsuz etkileri
  3. Fransız ihtilalinin osmanlıya olumlu etkileri
  4. sanayi devrimi ve osmanlıya etkileri
  5. sanayi inkılabının osmanlıya etkileri
  6. Türk Tarihi Boyunca Yaşanan Demokratik Gelişmeler
  7. Paylaş Facebook Twitter Google


  8. Sponsorlu Bağlantılar

 

 

<b>Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin</b> Yorum Yaparak Bu Konunun Geliştirilmesine Yardımcı Olabilirsin


:

Powered by vBulletin® Version 4.2.5
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
akrostiş şiirmektup örnekleri